Dini, modern kültürün tüketebileceği bir meta haline dönüştürmek, onu aslından uzaklaştırmaktır. İslam’a ait kavramları kendi yerinden oynattığınızda, elde kalan İslam’ın kendi değil imitasyon bir taklididir. Her şeyin imitasyonunu yapmayı başardığımız bir toplum içinde imitasyon bir din üretmek o kadar da zor olmasa gerek.
Ramazan gelmeden önce madde ekseninde hummalı bir hazırlığın fazlaca göze batması, oturup yeniden kendimizi ve Müslümanlığımızı sorgulama ihtiyacı hissettiriyor bize. Ramazan Müslümanlığını bir kenara bırakıp müslümanca bir ramazanın nasıl yaşanacağı üzerine ciddi ciddi kafa yormak durumundayız. Manevi anlamda herhangi bir gayret hissedilmezken, maddenin bu kadar belirleyici olmasını anlayabilmiş değilim. Son yıllarda mistik metalleşme dikkatlerimize dokunmaya başladı. Her ramazan eskiden eski ramazanlar anlatılırdı ve bunun artık bayatladığından şikâyetçi olur dururduk. Oysa şimdi daha bambaşka bir ramazan sektörü oluşmaya başladı.
Dünyaya saldıran din adamlarının öncülüğünde bütün toplumda arabesk bir din yeniden üretiliyor. Her ramazan aynı adamların aydı kuru bayat üslupla aynı şeyleri anlatması da kendimizi yeniden üretemediğimiz anlamına da geliyor. Kitle iletişim araçlarının bu kadar yaygın ve etkili olması, bu arabeskleşmeyi toplumun bütün kılcal damarlarına kadar yayıyor. Topluma nüfuz etme güç ve imkânını elinde tutanların bilinç düzeyinin yükseltilmemiş olması, ileride telafisi imkânsız yanlışlara düşülmesine sebep oluyor.
Bu işte tek bir suçlu arama ve günah keçisi ilan etme ucuzluğuna düşecek değiliz, bu toplu bir ortaklık halinde oluşan bir şeydir ve herkes kıyısından köşesinden bulaşıp bir şekilde payını almaktadır.
Merhum Nurettin Topçu bazı cami imamları için mihrap artisti tabirini kullanıyordu. Aynı onun gibi de şimdi her ramazan geldiğinde ortalığa ramazan artistleri hakim oluyor. Eskiden sadece camide rastlayabileceğiniz mihrap artistlerine şimdilerde televizyonlarda gazetelerde internet ortamında belediyelerin iftar çadırlarında rastlamak mümkün…
Dini tüketilebilen ve rant üreten bir meta haline dönüştürdüğünüzde de rekabet kıyasıya bir hal almaktadır. Televizyonu ile gazetesi ile radyosu ile yardım dernekleri ve aklınıza gelebilecek her türlü imkânla birlikte organize bir durum söz konusudur artık. Hocası müridi müşterisi tüccarı bu ortaklığın içinde bir havuza güç ve imkân toplama gayreti içinde. Adeta her gurup kendi sunağına kurban istiyor. Belli başlı bazı kutsal mekânların kullanımı rantının paylaşımı da guruplar arasında bir güç mücadelesi ve gövde gösterisine sahne oluyor. (Eyüp Sultan Camii)
Bu modern şehrin ürettiği din İslam’ın kendisi değil, her bahaneyle fetva dağıtan kişiler ve kurumsal yapılar, olana onay vermenin ötesinde olmasına gerekene de işaret etmeliydi.
Zenginlerin evlerde konaklarda otellerde, fakirlerinse belediye iftar çadırlarında misafir edildiği bu kırık toplum İslam toplumu olamaz. Fakiri zenginle aynı sofrada buluşturan İslam, aradaki yakınlaşma ve geçişliliği amaçlar. Buna karşın herkesin kendi siteril sitelerinden banka havalesi ile belediyelere iftar sipariş ettiği bir toplum sorgulanmaya muhtaç bir toplumdur. Böyle bir toplumdan ideal bir toplum çıkmaz.
Mekkeli müşriklerin İslam’a en ciddi itirazlar kölelerle ve fakirlerle aynı safta aynı çizgide durmayacaklarına dairdi. Bu günün Türkiye toplumunda bu noktaya yeniden işaret etme ihtiyacımız var. Bu yeni toplumsal yapının iletişim ve sevgi yönünden ciddi zaafları var. Bu yeni yapıda en önemli toplumsal ayaklar topal bırakılmıştır.
Kurumsal kimlikler altında zarflarla yardım toplanıyor, banka aracılığı ile yerlerine ulaştırılıyor. Yapılması gereken yardımlar elbette banka aracılığı ile yapılacak, burada anormal bir şey yok diyebilirsiniz. Zorunlu hallerde elbette ki bir takım organizasyonlar mutlaka yapılacak ama işin bir başka yönüne dikkat çekmek de gerekiyor. Yardım yapan kişi kime yardım yaptığını bilmeli önce kendi mahallesindeki fakirleri gözetip sonra uzak diyarlara yardımlar ulaştırılmalı.
Kendi burnunun dibinde yoksullar varken adını sanını bilmediği diyarlardaki insanlara gözü kapalı yardım göndermenin ne derece doğru olduğu bir daha düşünülmeye muhtaç bir konudur. İslam’da aslolan zengini fakirle yaklaştırıp kaynaştırmaktır. Yardımlaşma kadar aradaki muhataplık ve sevgi saygı ilişkisini kurmak da önemlidir. Banka havalesiyle belediyeye iftar verdirmek yine de güzel bir şey ama Müslüman hanımların evde yemek pişirip mahallenin yoksullarını ev ortamında misafir etmesi kadar sıcak ve samimi değildir.
İslam’ın kurmak istediği toplumsal yapı, modern ilişkilerin tüketebileceği kadar ucuz değildir. Her şeyi kolaya indirgeyen bu modern yaşam biçimine ya direneceğiz ya terslim olacağız…
















