Umut Bulut

Türk İslamcılığının Çıkmazı

e-Posta Yazdır PDF

Türkiye'de İslamcılık, mücadelesi verilmiş, bedeli ödenmiş bir şey değil... Türk İslamcıları fikrî anlamda varlık sahnesine çıktıkları andan beri hazır bir kitlenin sırtına binmek gibi bir şark kurnazlığının ötesinde bir varlık gösteremediler. Entelektüel anlamda bir değer üretebilmiş az sayıda İslamcı aydının da batının kavram ve metodolojisinin dışında ortaya bir şey koyduğunu söyleyebilmek neredeyse imkansızdır. Türkiye'de adına İslamcı denilen çevreler hazır bir pastayı paylaşmaktan öte bir şey yapabilmiş ya da başarabilmiş değil...

   Türk İslamcılarının en büyük yanılgısı batının metodolojisi ve terminolojisiyle İslami bir metin üretebileceklerini zannetmeleridir. Biraz daha açacak olursak medresenin usulüne sırtını dönen Türk İslamcıları, kendi usüllerini de üretemediler. Ortak bir dil kuramayan, usül geliştiremeyen, sağlıklı ve sadre şifa bir düşünce altyapısı kuramayan, ne söylediğinden tam da emin olmayan bir İslamcılık çeşidi Türk İslamcılığı...


   Derme çatma ve toplama kafalarla da gidebileceği yer de ancak bu günkü sığ ve derinliksiz metinleri ortaya çıkarabildiler. Yüzünü batıya dönük gözlerini kapatan, bir gözüyle batıya bakıp, bir gözüyle doğuyu seyretmeye çalışan bir garip İslamcılık bu bahsini ettiğimiz. Sağa sola her yöne baktığı halde aynaya bakmayı bir türlü aklına getiremeyen bu ''zavallı'' aydın tayfası okumaktan üğretmekten kendini ortaya koyacak medeni cesaretten oldukça uzak bir yerde duruyor...

   Türk İslamcılarını durumunu bu günden kısaca özetleyecek bir benzetme ihtiyacı hissettiğimde aklıma ilk olarak, bulduğu herşeyi yakasına yapıştıran mahallenin delisi geliyor. Bu delinin yakasında neler var diye bir baktığımızda, çember sakallı bir Marks rozeti, Bir yüzü Ali Şeriati'ye bir yüzü Seyyid Kutup'a benzeyen yarı batılı yarı Arap bir fotoğraf... Yarısı solcu yarısı milliyetçi bir profil bu... Ceketin sağ yüzünde Necip Fazıl, Sezai Karakoç, İsmet Özel ve Nuri Pakdil  var...

   Sol yüzünde Cahit Carifoğlu, Ebu Zer El Gıfari ve Nurettin Topçu... Hepsinden yarım yarım, hepsinden derme çatma, hepsinden sığ ve derinliksiz birer parçayı üzerinde taşıyan bir mahhallenin delisi... Böyle olunca da ciddiye alınmıyor, her rüzgarda savruluyor her denizde batma tehlikesi atlatıyor Türk İslamcıları...

   Türk İslamcıları kendi mücadelesini vermeyi öğrenmedikçe bu mahallenin delisi tavrı devam edeceğe benziyor. Türk İslamcıları her yol ağzında güvenli bir limana sığınma ihtiyacı hissediyor, kendi başına kendi kafasıyla bir mücadele verebileceği fikri ona korkutucu geliyor ki; ya liberalllerin kafasının altına sığınıyor ya sol İslamcılık gibi bir koltuk deyneğine tutunma ihtiyacı hissediyor. Yanına bir abi almadan kimseyle hesaplaşabileceğini düşünemiyor bile...
   Bir mücadele geleneği olmadığı için sivil itaatsizlik denilince aklına sade Gandhi geliyor, sol geleneğin içinden geçtiği dar geçitlerden geçmediği için veya bedel ödemeyi göze alamadığı için çoğu kez araziye uymak kendine verilen sus payına razı olmakla yetinmeyi tercih ediyor.

   Türkiye'de İslamcılık adına temsil makamını işgal edenler,  tatlısu İslamcılığının ötesine geçemedi bu güne kadar. Sloganların sırtına binen, kolaycı hazıra konan bir mirasyedi gibi bir fotoğraf karşımızdaki...


   Türkiye’de henüz bir İslamî mücadele verilmediği için Türk İslamcıları hala daha çaldığını satmaya devam ediyor. Filistin’deki intifada gibi bir mücadele tecrübesi olmadığı için de Türk İslamcıları hazıra konmuş bir mirasyedi gibi davranmaktan kendini kurtaramıyor. Buna itiraz edecek bir mütefekkir çıkaramadığı müddetçe de bu durum devam edecek gibi gözüküyor. Türkiye'de sistem  Türk İslamcılarını hadım edip evlendiriyor. Sarayda bir harem ağası kontenjanı Türk İslamcıları için yeterli gelmemeli. Bu saatte sonra da İslamcılık adına muktedir bir iktidar ortaya çıkarmak istiyorsak, yeni bir mücadele bilinci geliştirmek için ancak olağanüstü halk hareketlerini tetikleyecek güçlü taşıyıcı beyinlere ihtiyacımız var...