Kurban; Allah'ın (cc) rahmetine yaklaşmak için ibadet
niyeti ile kesilen özel hayvandır.
Kurban fıkıhta “udhiyye” demektir. Yani Kurban Bayramı vakti
kesilen hayvandır. Biz buna “kurban” diyoruz.
Kurban kesmeye ise “tadhiye” denir ki; ibadet ve taat niyetiyle, belli vakitte
belirli hayvanı, boğazlamaktan ibarettir. Buna “zebh” ve “nahr” da denir.
Belirli hayvandan maksat; koyun, keçi, sığır ve deve gibi şer an kurban
edilmesi caiz olan hayvanlardır. Belli vakitten maksat, kurban bayramı
günleridir. Kurbanın hükmü dünyada bir vacibi yerine getirmek, âhirette sevap
kazanmaktır. Sebebi ise vakittir. Vakit tekrar ettikçe kurban kesmenin vücubu
da tekerrür eder. (Ebu Davud)
Sözlükte yaklaşmak anlamına gelen kurban, Allah'a (cc) yaklaşmayı Allah (cc)
yolunda malların feda edilebileceğini, Allah'a teslimiyeti ve şükrü ifade eder.
Hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır.
Kurban Allah'a (cc) yaklaşmak maksadıyla ve yalnız O'nun (cc) rızasını kazanmak
için kesilir. Allah'tan (cc) başkası adına hayvan kesmek haramdır ve bu yola
tevessül edenleri Hz. Peygamber (asm):
"Allah'tan başkası namına hayvan kesene Allah lânet etsin." (Müslim,
Nesâî) şeklindeki ifâdeleriyle uyarmıştır.
Kurban ibadetinin hükmü nedir?
Kurban gelenek midir? Kurban kesmenin hükmü nedir?
Kurban, kitap, sünnet ve icma-ı ümmet ile sabit olan bir
ibadettir
Kurban bir gelenek değil, meşruiyeti kitap, sünnet ve icma-ı
ümmet ile sabit olan bir ibadettir. Kurban da zekât gibi Hicretin ikinci
yılında meşru kılınmıştır. Allah ü Teala Kur'an-ı Kerim'de:
"Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!" (Kevser,
2) buyurarak kurban ibadetini emretmiştir.
Aşağıda zikredilen ayetler de kurban emrini açıkça ifade eder:
“Ta ki kendilerine ait (dünyevî ve uhrevî) menfaatlere şahit olsunlar ve
(Allah’ın) kendilerine rızık olarak verdiği sağmal hayvanlar üzerine belli
günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın ismini zikretsinler! Artık (siz de)
bunlardan yiyin, darda kalmış fakire de yedirin!” (Hac, 28)
“Her ümmet için bir kurban ibadeti (ve yeri meşru’) kıldık ki, (O’nun)
kendilerine rızık olarak verdiği sağmal hayvanlar (dan kurban keserken) üzerine
Allah’ın ismini zikretsinler! Çünkü sizin İlâhınız tek bir İlahtır; öyle ise
O’na teslîm olun! (Ey Resulüm!) İşte o gönülden bağlı olanları
müjdele!” (Hacc, 34)
“Kurbanlık develeri (ve sığırları) da sizin için Allah’ın (dininin)
alâmetlerinden kıldık; onlarda sizin için hayır vardır. Öyle ise (onlar) ayakta
dururken, üzerlerine Allah’ın ismini zikredin (ve kurban edin)! Nihayet yanları
yere yaslandığında (canları çıkınca) onlardan yiyin ve kanaat edene
(istemeyene) de (açıkça) isteyene de yedirin! İşte böylece onları sizin
istifadenize verdik; ta ki şükredesiniz.” (Hacc, 36)
Hz. Peygamber'in (asm) de:
"İmkânı olup da kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza
yaklaşmasın." (İbn Mâce, Ahmed b. Hanbel, Müsned) şeklindeki
ifadeleri konunun önemini ortaya koymaktadır. (Fetava-i Hindiyye)
"Peygamber (asm), Medine'de on sene ikamet etti, bu müddet zarfında kurban
kesti." (Tirmizî)
Hanefi mezhebine göre kurban kesmek vaciptir
“Hanefi fıkıhçıları kurban kesmenin vacip olduğu
görüşündedirler.” (Fetava-i Hindiyye)
Şafii mezhebine göre kurban kesmek sünnet-i ayndır
“Şafiiler dediler ki;
Kurban kesmek sünnet-i ayndır. Ev halkının ve geçimleri aynı kişi tarafından
karşılanan birkaç ev halkı içinse sünnet-i kifayedir.” (Dört Mezhebe Göre
İslam Fıkhı)
Maliki mezhebine göre kurban kesmek sünnettir
İbn Ömer 'den (ra) :
“İmam Malik’e (ra) göre kurban kesmek vacip değil, sünnettir. Buna rağmen gücü
yetenin kesmemesini hoş karşılamam.” (Muvatta)
Kurban kesmenin adabı ve sünnetleri
nelerdir?
Kurban keserken dikkat edilmesi gereken adab ve sünnetler
nelerdir?
Kurbanı yatırmadan önce hazırlığı tam yapmak
Hz. Peygamber (asm) ayağını koyunun yüzüne koymuş, koyun
kendisine gözünün ucuyla bakarken, onu kesmek üzere bıçağını bileyen birine
uğradı ve:
“Bundan önce bıçağını bileyemez miydin, yoksa koyunu iki defa mı öldürmek
istiyorsun buyurdu.” (Taberanî)
Kurbanı kıbleye doğru yatırıp kesmek
“Kurban kesiniz; kurbanınızı da süsleyiniz. Bir kimse
kurbanını tuttuktan sonra, kıbleye doğru yatırır ise onun kanı ve tüyleri,
kendisi için ta kıyamete kadar bir kale olur.
Kurban kesilip de, kanı yere damladığı zaman, onu kesen Yüce Allah’ın
korumasına girer.
Az veriniz; çok ecir alınız.” (Gunyet’üt Talibin)
Kurban keserken besmele çekip tekbir getirmek
Ebû Musa'dan (ra):
"O (Peygamber Efendimiz), kızlarına kurbanlarını bizzat kendi elleri ile
kesmelerini, ayaklarını kurbanın böğrüne koymalarını ve besmele çekip tekbir
getirmelerini emretti." (Rezîn)
Enes (ra) anlatmıştır:
Resulullah (asm) aklı karalı alaca ve boynuzlu iki koç kurban etti. Hazret-i
Peygamber’i (asm) onları kendi eliyle kurban ederken gördüm. Ayağını yanlarına
basıp;
“Bismillahi Allahü Ekber.”(Allah’ın adıyla. Allah en büyüktür) dediğini de
gördüm.(Sünen-i Ebu Davud)
Kurbanı keserken acele etmek
Hz. Peygamber (asm) bıçağı keskinleştirmeyi ve hayvandan
gizlemeyi emredip:
“Sizden biri hayvan kestiğinde çabuk kessin” buyurdu. (İbn-i Mace)
Kurbana eziyet etmemek
Kurbanlık hayvana yumuşak, nazik, kibar, sevecen, şefkatli,
merhametli ve incitmemeye azamî özen gösteren bir duyarlılıkla
yaklaşılmalıdır.
“Şüphesiz ki Allah her şeye karşı iyiliği yazmıştır (emretmiştir). Bu nedenle
öldürürseniz iyi şekilde öldürün ve hayvan kestiğinizde kesimi iyi yapınız.
Sizden hayvan kesecek kimse bıçağını iyice keskinleştirsin ve keseceği hayvana
eziyet vermesin.” (Müslim)
“Kurbanlarınıza iyi davranınız; zira onlar kıyamet günü sizin binekleriniz
olacaktır.” (Gunyet’üt Talibin)
İbn Sirin anlatıyor:
Ömer (ra) kesmek için koyunu ayaklarından çekip sürükleyen bir adam görünce
ona:
“Yazıklar olsun sana! Koyunu ölüme güzel götür.” dedi. (Nesâi, Hâkim)
Kurban kesilirken başında hazır bulunmak
“Ey Fatıma! Kurbanlığının başında durup hazır ol. Çünkü onun
kanının ilk damlasıyla geçmiş günahların bağışlanır.” Hz. Fatıma:
“Ya Resulallah! Bu biz ehl-i beyte mi hastır yoksa hem bize hem de diğer
müslümanlara mı? dedi. Resulullah (asm):
“Bilakis hem bize ve hem de diğer müslümanlara” buyurdu. (Bezzar Ebu’ş Şeyh İbn
Hıbban)
Kurbanı namazdan önce kesmemek
Uveymir İbnu Eşkar’ın (ra) anlattığına göre; kurbanını
bayram namazından önce kesmiş, sonra da durumu Resulullah’a (asm) açmıştır.
Peygamber Efendimiz (asm) de kendisine:
“Kurbanını iade et (yeniden kes, o kurban yerine geçmez)” cevabında
bulunmuştur.” (Kütüb-i Sitte)
“ Namazdan önce kurban kesmiş olan (bilsin ki kestiği kurban değildir, ailesine
et takdim etmiştir), yeniden kessin!” (Buhari, Müslim)
Kadın kurban kesebilir mi?
Kadın kurban kesebilir mi? Kadının kestiği hayvan helal olur
mu?
Müslümanların ve
kitap ehli olan Yahudi ve Hıristiyanların, kadın dahi olsalar,
Besmele ile (Allah'ın adını anarak) boğazlayacak oldukları hayvanların, eti
yenen hayvanlar olmak şartıyla etleri yenir. Besmele tam kesim anında
olacaktır, bu şarttır. Kesim anında bir şey yemek suretiyle veya başkası ile
konuşmakla önceki besmeleye ara verilerek meclis değişirse, bu yeterli olmaz.
Yeniden Besmele getirmek gerekir.
Müslüman veya kitap ehlinden olan ve Bismillah demeye gücü yeten bir çocuğun
veya delinin, dilsizin, sünnetsizin ve sarhoşun Besmeleyle kesecekleri bu tür
hayvanların etleri de yenebilir. (Ömer Nasuhi Bilmen-Büyük İslam
İlmihali)
Mezheplerin buna ilişkin detaylı görüşleri aşağıya alınmıştır.
Malikiler dediler ki: Kurbanda kesme işini Müslüman’ın yapması
şarttır. Kestikten sonra yüzüp, parçalama ve benzeri işleri yapan kimsenin
Müslüman olması ise, şart değildir. Şunu söylemekte de fayda vardır ki;
kesmeleri helâl olmayan kimseleri altı maddede toparlamak mümkündür:
1- Mümeyyiz olmayan çocuk
2- Mümeyyiz olmayan sarhoş
3- Deli
4- Ateşperest
5- Mürted
6- Zındık
Kesmeleri mekruh olmakla birlikte helâl olanları da altı maddede toparlamak
mümkündür:
1- Mümeyyiz çocuk
2- Erselik
3- Kadın
4- Buruk
5- Sünnetsiz
6- Fasık
Kesmelerinin kerahetle veya kerâhetsiz olarak helâl olduğu hususunda ihtilâf
vuku bulmuş olan kimseleri de altı maddede toparlamamız mümkündür:
1- Namazı terk eden
2- Hata ve isabet eden sarhoş
3- Kâfir olup olmadığı hususunda ihtilâf olan bidatçi'
4- Arap Nasranisi (Hıristiyan Arap)
5- Kesmesi için kendisine izin veren Müslüman için kesen Nasrani
6- A'cemi, yani buluğdan önce İslâm'a icabet eden kimse
Mümeyyiz çocukla kadının kesmesi meşhur görüşe göre kerahetsiz olarak caiz
olur. Zahir kavle göre kesmesi mekruh olan kimsenin avlanması da, yani avladığı
hayvanın etinin yenilmesi de mekruhtur.
Hanefîler dediler ki: Yahudi olsun Hıristiyan olsun, Kitap Ehlî
kimselerin kestikleri hayvanların helâl olması için; keserken haç, İsa ve Uzeyf
gibi Allah'tan başka varlıkların adlarını anmaması gerekir. Kesimde bir
Müslüman hazır bulunur da onun yalnızca Mesih adını veya Allah'ın adıyla
beraber Mesih adını andığını işitirse, o eti yemesi haram olur. Ama hiç bir şey
işitmezse, hakkında hüsnü zanda bulunarak kitâbînin gizlice Allah adını
andığını takdir edip yemesi helâl olur. Kesim yerinde hazır bulunmaz ve bir şey
söylediğini işitmezse; kesen kişi ister "Allah, üçün üçüncüsüdür"
desin; ister Hz. Uzeyr'in Allah'ın oğlu olduğuna inansın, ister inanmasın etini
yemesi hak görüşe göre helâl olur. Ama zaruret olmadığı takdirde yememesi daha
uygundur. Hıristiyan’ın Arap Nasranisi, Beni Tağlib Nasranisi, franklardan,
Ermenilerden veya İsa (a.s.)'ı kabul eden Sabiîlerden olması arasında bir fark
yoktur. Yahudinin de Samirî veya diğer zümreden olması arasında bir fark
yoktur. Gayr-ı Müslimlerin kendi kiliseleri için kestikleri hayvanın etini
yemek mekruhtur.
Şafiîler dediler ki: Üzerine Allah adını ansın anmasın, kitâbî
kimsenin kestiği hayvanın eti helâl olur. Ama keserken haç, Mesih, Uzeyr ve
başkalarının adlarını anmamaları şarttır. Aksi takdirde yenmesi haram olur.
Kiliseleri için kesmiş oldukları hayvanın etini yemek de helâl olmaz.
Hanbelîler dediler ki: Kitâbînin kestiği hayvanın helâl olması
için, üzerine Müslümanlar gibi Allah adını anıp besmele çekmesi şarttır.
Kasıtlı olarak besmeleyi terk eder veya Allah'tan başkasının adını anarsa,
kestiği hayvanı yemek helâl olmaz, besmele çekip çekmediğini bilmezse, kestiği
hayvanın eti helâl olur. Kendi bayramı veya kilisesi için bir Müslüman
kestirirse ve Müslüman da keserken besmele çekerse eti kerahetle birlikte helâl
olur. Kitâbî biri de besmele çekerek keserse, aynı şekilde helâl olur. Ama
Allah'tan başkasının adını anar veya kasıtlı olarak besmeleyi çekmezse eti
haram olur.
Bize Yezid b. Harun haber verip (dedi ki), bize Yahya b. Saîd, Nafi'den, (O da)
İbn Ömer'den (naklen) haber verdi ki, bir kadın Sel' (dağında) Ka'b b. Malik
oğullarının koyunlarını otlatıyormuş. Derken bir koyunun ölmesinden korkmuş ve
bir taş alıp onunla onu boğazlamış. Bu (olay) Rasulullah'a (asm) anlatılmıştı
da O, onlara (yani koyun sahiplerine) onu yemelerini emretmişti. (Buhari)
(Sünen-i darimi)
Feteva-yı Hindiye’de de kurban kesmek hususunda kadın ve erkek müsavidir,
denmiştir.
Yani, Müslüman kadın, hayvanları kesmede erkek gibidir, demek: erkeğin kestiği
nasıl helâl olursa, şeriatın beyan ettiği şekilde kadınında kestiği
yenir.
Müslüman olsun, kitâbî olsun Müslüman kadının kestiği hayvanlar yenir. (Kütüb-i
Sitte)
Hayızlı kadının kestiği kurban helal midir?
Boğazlayan (kesen) kimse, gerek kadın olsun, gerek çocuk ve gerekse deli olsun
boğazladıkları helâl ve caizdir. Yalnız çocuk ile delinin besmele ile
kesildiğinde helâl olabileceğini ve kesme şartlarını bilmesi şarttır.
Hayvanı kesen kadın, hayızlı, nifas ve cünüp olsa dahi kestiği helaldir ve
temiz hâlindeki gibi kesmesi caizdir ve hatta hayvanı kesecek kimse olarak
ancak kadın bulunduğunda vacip olduğu gibi, ana hali, nifas ve cünüp olsa dahi
vaciptir.
Kadın, ana halinde ve nifaslı iken yemeği yiyebildiği, Kuran’dan başka her
zikri ilâhiyi yapabildiği gibi, koyun, keçi, deve, sığır ve horoz gibi
hayvanları da kesmesi ânında besmele (Bismillah) ile hayvanı kesebilir. Keza
cünüb olan erkekde besmele ile hayvanı kesebilir.
Binâen aleyh eğer ölecek olan veya bir şey sebebiyle kesilmesi zarurî olan
hayvan meydana gelir ve oradada kadından başka kimse bulunmazsa, derhal kadının
kesmesi üzerine vacibdir. Şayet hayvanı kesmez ve o hayvanda mundar ölürse, o
kadın millî servetin boşa gitmesine sebep olduğundan âsî ve günahkâr olur.
(Multeka)
Kurbandan eti, derisi, postu vb. ile istifade etmek caiz
midir?
Kurbandan eti, derisi, postu vb. ile istifade edilebilir mi?
Kurban kesen kişinin kendisinin ve ailesinin kurbanın etinden yemesi uygun
mudur?
Kurban kesilmeden önce ondan faydalanılmaz
“Kurbanın kesilmeden önce yünü kırkılmaz, onlardan
faydalanılmaz. Yine kurban olacak hayvanın sütünden istifade edilmez, kurban
kesildikten sonra derisi ve bağırsaklarından faydalanılabilecek kısımları,
sadaka olarak verilebilir. Kurbanın derisinden çeşitli ev eşyası
yapılabilir.” (Sünen-i Ebu Davud)
“Kurbanlıktan tüylerinin kırpılması ve sütünün sağılması suretiyle faydalanmak
mekruhtur. Eğer kırpılmış ise tüyü ve sütlü ise sütü sağılıp tasadduk edilir.
Hatta karışmasın diye alâmet olmak üzere alınan tüyleri bile tasadduk etmek
gerekir. Eğer kullanılmış ise parası tasadduk edilir.” (Fetâva-i
Hindiyye)
“Kurbanlığa binmek, onunla yük taşımak veya herhangi bir iş için ondan istifade
etmek mekruhtur. Eğer hayvan kullanılır ve değeri noksanlaşırsa eksilen kıymeti
tasadduk etmek gerekir. Kiraya verilmiş ise kiradan elde edilen para da
tasadduk edilir." (Kâsânî)
Kurban kesildikten sonra ancak derisi, postu vb. ile
istifade edilebilir
“Kurbanın postu sadaka diye verilir veya ondan seccade ve
sofra gibi evde kullanılacak eşya yapılır. Kurban edilecek hayvanı kesilmeden
önce kırkmak mekruhtur. Yünleri kırkılacak olursa, sadaka olarak verilmelidir.
Fakat hayvan kesildikten sonra yünleri kırkılabilir ve
kullanılabilir.” (Büyük İslam İlmihali)
Kesilen kurbandan satarak istifade etmek ise caiz değildir
“Kurbanın derisini satan kurbanından tam sevap
alamaz.” (Hâkim)
“Kurbanın eti, yağı, başı, tüyü, sütü vb.lerinin satışı câiz değildir. Eğer
satılmış ise tasadduk etmek gerekir.” (Fetâva-i Hindiyye)
Kestiği kurbanın etinden kişinin kendisi ve ailesi
faydalanabilir
Kestiği kurbandan kişinin kendisi ve ailesi faydalanabilir.
Ulema kurban sahibinin kurbanının etinden bir kısmını yemek, bir kısmını da
dağıtmakla emr olunduğunda müttefiktirler. Zira Cenab-ı Hak:
"Kurbanlarınızdan siz de yiyin ve çaresiz kalmış yoksula da
yedirin" (Hacc, 28) ve
"Kurbanlar kesilince onlardan yiyin ve isteyene de, istemeyene de
verin" (Hacc, 36) buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz (asm) de:
“Yiyin, tasadduk edin ve kendinize
kaldırın.” (Buhârî) buyurmuştur.
“Bir kimse kendi malından sevabını ölüye bağışlamak niyeti ile bayram günü
kestiği kurbanın etinden yiyebilir, başkalarına da verebilir. Tercih edilen
hüküm budur. Fakat bir kimse, murisin emri ile miras bırakan adına keseceği
kurbanın etinden yiyemez. Bunun tümünü sadaka vermesi gerekir.” (Büyük
İslam İlmihali)
Maddi gücü olmayanlar kurban kesmekle
yükümlü müdür?
Kurban ibadeti maddi gücü olmayanlara da vacip midir? Kurban
kesmeye imkanı olmayanlar bu sevaptan mahrum mu kalırlar
Kurban kesmeye mâli gücü yetmeyen Müslüman bir kimse bu
sevabından mahrum kalmaz
Kurban kesmek maddi yönden gücü olanlar için vacip, gücü
olmayanlar için vacip değildir. Maaşlı olsa bile, maddi imkana ulaşamadığından
dolayı kurban kesmeyen kimse günahkâr olmadığı gibi, sevap mahrumiyetine de
uğramaz. Böyle kimseler imanıyla, niyetiyle ve sâir salih amelleriyle inşallah
kurban sevabından hissedar olurlar.
“Mâli gücü olmadığı için kurban kesmeye gücü yetmeyen Müslüman bir kimse kurban
sevabından mahrum kalmaz. O da aynen kurban kesmiş gibi sevaba erişir. Çünkü Fahr-i
Kâinat Efendimiz (asm), sağlığında ümmetinden fakir olup kurban kesmeyenlerin
tümü için kurban kesmiştir.” (Ebu Davud)
Abdullah Bin Amir Bin As (ra) anlatmıştır: Resülullah (asm):
“Allah kurban günlerini bu ümmet için bayram kıldı.” buyurmuştu. Bir
adam:
“Ya Resulullah! Sütü için beslediğim bir koyunumdan başka hayvanım yok. Onu
kurban edeyim mi?” diye sordu.
Hazreti Peygamber (asm):
“Hayır. Saçını ve bıyığını kısaltırsın, tırnağını kesersin, etek tıraşını
olursun. Böyle yapman Allah katında kurban yerine geçer.” buyurdu.
(Nesâî)
"Kurban gününü bayram yapmakla emr olundum. Allah, onu bu ümmet için
bayram kılmıştır."Bir adam ona dedi ki:
"Sütünden istifade ettikten sonra geriye verecek olduğum dişi bir
hayvandan başka bir şey bulamazsam onu kurban edeyim mi?"
"Hayır, kendi saçlarından biraz al, tırnaklarını kes, bıyıklarını kırp,
etek traşı ol! Allah katında bunlar (kesecek olduğun) kurbanın yerine
geçer." (Ebu Davud, Nesâi)
Peygamber Efendimiz (asm) ümmetinin fakirleri için kurban
kesmiştir
“Peygamber’e (asm) iki alaca koç getirildi. Birisini
keserken:
“Bu, Muhammed ve Ehl-i Beyt’i namınadır” diğerini keserken:
“Bu da ümmetimden kurban kesemeyenlerin namınadır.” derdi. (Ahmed, Said Bin
Mansur)
“İkincisini keserken: “Bu, ümmetimden bana iman edip tasdik edenlerin namına.”
derdi.”(Cem’ul-Fevaid)
Kurban ibadetinin tarihçesi nedir? Kuran-ı Kerim’de kurbanın
tarihçesinin izahı nasıldır?
Kurban ibadeti ilk olarak hangi peygamber zamanında
yapılmıştır? Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle kurban ibadetinin tarihçesi
nasıldır?
Kurban ibadetinin tarihçesi insanoğlunun yeryüzünde varlığı
kadar eskidir. Kurban ibadeti ilk insan olan Hz. Âdem (as) zamanından günümüze
süregelmiştir. Maide suresinde bu hadise şu şekilde izah edilmiştir:
“(Ey Resulüm!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun (Hâbil ile Kabil’in) haberini de
hakkıyla oku! Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden (Habil’den)
kabul edilmiş, diğerinden (Kabil’den) ise kabul edilmemişti. Kabil,
Habil’e:
“Seni mutlaka öldüreceğim!” dedi. (Hâbil ise:)
“Allah, ancak takva sahiplerinden (amellerini) kabul buyurur” dedi.
“Yemîn olsun ki, eğer beni öldürmek için bana elini (kötü bir niyetle) uzatsan
da, ben seni öldürmek için elimi sana uzatıcı değilim. Şübhesiz ki ben,
âlemlerin Rabbi olan Allah’dan korkarım.”
“Doğrusu ben isterim ki, (sen) kendi günâhın ile benim günâhımı da yüklenesin
de ateşin ehlinden olasın! İşte zalimlerin cezası budur!”
“Nihayet nefsi ona kardeşini öldürmeyi hoş (ve kolay) gösterdi de onu öldürdü;
bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.” (Maide, 27–28–29–30)
Kurban ayrıca Hz. İbrahim’in (as) sünnetidir. Bu hadise ise Kuran-ı Kerim’de şu
şekilde anlatılmaktadır:
“Nihayet (çocuğu) onunla berâber çalışacak çağa erişince (İbrahim):
“Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda (rüyamda) görüyorum ki, gerçekten ben seni
boğazlıyorum (kurban ediyorum); artık bak, (bu rüyam hakkında) sen ne görürsün
(fikrin nedir)?” dedi. (Çocuğu İsmail:)
“Ey babacığım! Sana emredileni yap! İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın!”
dedi.”
“Böylece (ikisi de) teslîm olup (İbrahim) onu alnının bir tarafı (yere gelecek
şekilde, yanı) üzerine yere yatırınca, artık ona:
“Ey İbrahim! Hakikaten rüyaya sadakat gösterdin! İşte biz iyilik edenleri böyle
mükâfatlandırırız. Şübhesiz ki bu, gerçekten apaçık bir imtihandır!” diye
seslendik.”
“Ve (oğluna bedel) ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.”
“Hem sonraki (ümmet)ler içinde ona (iyi bir nam) bıraktık.”
“İbrahim’e selâm olsun!”
“İyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.” (Saffat,
103–104–105–106–107–108–109–110)
Kurban ibadetinin kişinin şahsına bakan
hikmet ve faydaları nelerdir?
Kurban ibadetinin kişinin şahsına bakan hikmetleri nelerdir?
Kurban ibadeti kişiye dünya ve ahirette neler kazandırır?
Yüce dinimizin bizlerden istemiş olduğu bütün ibadetlerde
hem fert açısından hem de toplum açısından birçok faydalar bulunmaktadır. Çünkü
Cenab-ı Hak hikmetsiz şeyler yaratmaktan ve hikmetsiz şeyleri emretmekten
münezzehtir. Tüm mahlûklarında ve emirlerinde olduğu gibi kurban emrinde de pek
çok hikmetler, dünya ve ahiret için pek çok faydalar vardır. Ancak Mümin,
Allah-ü Teâlâ’nın emirlerini hikmetlerine mazhar olmak için değil Rabbinin
emrini yerine getirmek, rabbine karşı teslimiyetini ifade etmek ve rızasını
kazanmak için yerine getirir.
Kurban ibadetiyle bir yandan ibadet etmeninin vermiş olduğu sevap ve haz
alınırken, diğer yandan da toplumda bulunan ihtiyaç sahiplerine ihtiyaçlarının
aktarılması neticesinde, toplum birlikteliği sağlanmasının huzuru
yaşanır.
Kurban, kulun Cenab-ı Hakk’a karşı olan yakınlığını arttırır
Kurban kelimesinin lûgat anlamı, kendisi ile Allah'a
yaklaşılan şey demektir. Bu manadan da anlaşıldığı gibi kurban; Allah'a
yaklaşmaya ve O'nun rızasını kazanmaya vesilesidir.
İnsan nisyandan geldiği için fıtraten unutmaya ve gaflete düşmeye çok meyillidir.
Bunun için çoğu zaman Cenab-ı Hakk’ın kendisine verdiği malın, mülkün, evladın
hakiki sahibini unutur, hakiki mal sahibi olduğunu düşünüp gurura ve kibre
girebilir.
Kurban emri ise insana hakiki mal sahibinin kim olduğunu hatırlatır. Bütün o
nimetlerin Rabbimiz’in birer lütfu olduğunu ve onun izni olmadan hiçbir şeyin
olamayacağını hissettirir. Böylece Cenab-ı Hakk’a karşı gönlünde derin bir
şükran duygusu oluşur. Bu hal ise onun Rabbine yakınlaşmasına ve onun rızasını
kazanmaya sebep olur.
Kurban, kullar için fırsattır
Cenab-ı Hakk’ın bizim hiçbir ibadetimize muhtaç olmadığı
gibi kurban kesmemize de ihtiyacı yoktur. Fakat bu ibadete ihtiyacı olan
bizleriz. Zira kurban günahlardan arınmamız, büyük sevaplara erişmemiz ve
Rabbimiz’in rızasını kazanmamız için büyük bir fırsattır.
“Kurbanın derisindeki her tüy sayısınca size sevap vardır. Kanının her damlası
kadar mükâfat vardır. O sizin mizanımıza konacaktır. Müjdeler
olsun.” (İbn-i Mace)
“Kurbanlarınız semiz olsun. Onlar Sıratta bineklerinizdir.” (Zâd-ül
Mukvin)
Kurban vesilesiyle kişinin Allah-ü Teâlâ’ya karşı olan
itaati ölçülür
Kurban; kişinin samimiyetinin bir ifadesidir.
Kurban; yaratanının istediği şeyi yerine getirmedeki samimiyeti ortaya çıkaran
bir ibadettir.
Kurban; ferdin yaratanına karşı duyduğu takvanın işaretidir.
Bu sebeple, kurban; zekât ve fıtır sadakası vermekten daha fazla fedakârlık
ifade eden bir ibadettir.
Allah, kurban kesme emriyle kullarını imtihan etmekte, onların takvalarını,
ilâhî emre itaatteki titizliklerini, Allah'a yakınlık derecelerini
ölçmektedir. Hacc suresi, 37. ayette bu husus şöyle belirtilir:
"Onların ne sadaka edilen etleri, ne de kanları hiçbir zaman Allah'a
yükselip erişmez. Fakat sizden O'na yalnız takva Allah'ın emirlerine itaat ve
yasaklarından uzaklaşma titizliği ulaşır..."
Başka bir ayette ise mealen şöyle buyrulmaktadır:
“Bu böyle. Her kim de Allah’ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse
şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah’a karşı gelmekten sakınmasından)
dır.” (Hac, 32)
Ayet-i kerimeler bize, Allah’a (cc) ulaşabilmemizin ve O’na (cc) karşı takva
sahibi olabilmemizin bir yolu olarak kurbana işaret etmektedir.
Kurban ibadeti bizlere, Hz. İbrahim (as) ve Hz İsmail’in
(as) teslimiyetini hatırlatır
Cenab-ı Hak, Hz. İbrahim'i (as) büyük bir imtihana tâbi
tutmuş, çok sevdiği biricik evlâdını Allah için kurban etmesini istemiştir. Her
ikisi de bu isteğe, tam bir teslimiyet ve sadakat içinde uymuşlardır.
Hz. İbrahim (as) oğlunu kesmek üzere yatırmış ve bıçağı boynuna koymuştur.
Fakat bıçak İsmail'i (as) kesmemiştir. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın arzusu, Hz.
İsmail'in kesilmesi değil, tam tersi bu iki şanlı nebinin erişilmez teslimiyet
ve sadakatlerinin, ihlâs ve fedakârlıklarının, kıyamete kadar gelecek bütün
insanlar tarafından bilinmesi, daima hatırlanması idi.
Bu hikmet ortaya çıktığı için, bıçağa İsmail'i (as) kesmemesini emretmiş; Hz.
İsmail'in (as) yerine onlara cennetten bir koç göndererek onu kurban etmelerini
istemiştir.
İşte kurban kesmek, bu büyük ve ibretli hâdiseyi hatırlamaya vesiledir. Ataları
Hz. İbrahim (as) ve Hz. İsmail’in (as), Allah'ın (cc) emrini yerine
getirmekteki ilahi sınavını hatırlayıp kurban kesmekle, benzer bir itaate
kendisinin de hazır olduğunu simgesel bir davranışla göstermiş olmaktır.
Kurban kesen bir Müslüman, Allah'ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini
ispatlamış olur.
Kurban ile Hz. İbrahim (as) ile Peygamber Efendimiz’in (asm)
sünneti devam ettirilmiş olur
Kurban Hz. İbrahim’in sünneti olduğu gibi Peygamber
Efendimiz’in de sünnetlerindendir. Nitekim sevgili Peygamberimiz (asm) vefatına
kadar on yıla yakın bir süre hep kurban kesmiştir. Bu yüzden kurban ibadetini
yerine getiren kişi iki peygamberin sünnetini de devam ettirmiş
olmaktadır.
Ashab-ı Kiram (ra):
“Yâ Resulallah! Şu bayramda kesilen kurban nedir?” dediler. Peygamber Efendimiz
(asm):
“Babanız İbrahim’in sünnetidir” buyurdu. (Zeyd bin Erkâm)
“Resulullah (asm) Medine’de on sene ikamet etti ve her sene kurban
kesti.” (Tirmizî)
Kurban verilen nimetlere karşı şükürdür
Cenab-ı Hak bizlere sayısız nimetler vermiştir. Bunun
karşılığında bize düşen elbette şükürdür. İşte kurban, Rabbimizin “Rahman”
suresinde saymakla bitiremezsiniz dediği nimetlere karşılık şükrün
ifadesidir.
“Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden
kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken
(kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp
canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda
kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye
onları böylece sizin hizmetinize verdik.” (Hac, 36)
Kurban kişiyi cimrilikten korur
Rabbimiz:
“İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. Ama içinizden cimrilik
yapanlar var. Kim cimrilik yaparsa ancak kendi zararına cimrilik yapmış olur.
Allah her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz.” (Hac,
38) buyurarak bizi kendi yolunda harcamaya davet etmekte ve cimrilikten
sakınmamızı emretmektedir.
Peygamberimiz de (asm) bir hadis-i şerifinde cimriliğin zararını şöyle ifade
etmektedir:
“Cimrilikten sakının; Çünkü cimrilik, sizden önce geçenleri helak etmiş, onları
kan dökmeye ve haramı helal görmeye sevk etmiştir.” (Müslim)
İşte kurban ibadeti ile kişi cimrilikten kurtulur. Çünkü kurban ile kişi mal
sevgisinden uzaklaşır ve malını Allah (cc) için harcama lezzetini tatmış
olur.
Kurban ibadetinin toplum hayatına
getirileri nelerdir?
Kurban ibadetinin sosyal boyutu nedir? Kurban ibadeti toplum
hayatına neler kazandırır?
Kurban ibadeti toplumda yardımlaşma ve kardeşliği diriltir
Kurbanın kesilip dağıtılmasıyla komşular ve akrabalar
görülüp gözetilmiş olur. Zengin ile fakir arasında güzel bir köprü kurulur. Bu
da toplum refahının sağlanmasına büyük ölçüde yardımcı olduğu gibi fertlerin
birbirine yaklaşmasını da sağlar. Bunun gibi toplumu ayakta tutan daha pek çok
önemli değerler kurban sayesinde gerçekleştirilmiş olur.
Her gün kesilen milyonlarca hayvanın etlerini daha çok mali gücü olanlar
tüketmektedirler.
Kurban bayramı vesilesiyle birçok kurban kesilir ve dağıtılır. Tanıdık-tanımadık,
uzak-yakın her yere bu etler ulaştırılır. Çünkü dinimizin emri kurban etinin en
az üçte ikisini muhtaç insanlara dağıtılması şeklindedir.
“…Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli
günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de
yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (Hacc, 36)
Bu vesileyle özellikle et alma imkânı bulamayan veya çok sınırlı alan aileler
kurban bayramında kesilen hayvanların etleri sebebiyle hem kendilerine hem de
çocuklarına bu lezzeti tattırma imkânı bulmakta hem de toplumda
dışlanmadıklarını aksine toplumun bir parçası olduklarını
hissetmektedirler.
Ayrıca fakir aileler kurban bayramında rızık endişesi içine girmekten kurtulur.
Böylece bayrama gönül rahatlığı ve huzur içinde iştirak eder.
Bunun yanında kurbanın derisi de sosyal dayanışma amaçlı kuruluşlar
aracılığıyla yoksul vatandaşlara daha fazla hizmetin ulaşmasını
sağlamaktadır.
Tüm bunlar da Müslümanlar arasındaki sevgi, saygı ve muhabbetin artmasına sebep
olur. Ayrıca İslâm’ın sosyal adaleti temin edici bir hususiyeti de ortaya
çıkmış olur.
Kurban ticareti canlandırır
Sosyal hayatta kurbanın getirdiği bir başka önemli husus
ise, ticaretin canlanmasıdır. Kurban ibadetini yerine getirmek isteyenlerin
oluşturduğu pazar, hem hayvan yetiştiriciliği yapanlara ekonomik alanda
kazançlar sağlamakta hem de bu günlerde yeni iş sahaları açılmasına sebep
olmaktadırlar.
Günümüzde birçok yerde kurban çadırları kurulmakta bu yerlerde yeni iş sahaları
açılmakta ve ticari hayata farklı bir canlılık getirmektedir.
















