Anılmaya En Layık Olanı Unutmamak:Zikir

e-Posta Yazdır PDF

Anmak; onun adını, emrini, nehyini baş tacı etmek. Anmak hayatımızdaki önceliği hayatı bize bahşedene sunmaktır. Anmak O’nun arzusu hilafına hiçbir şey yapmamaktır. Anmak Tevhidi dilden kalbe, kalbten ruha, ruhtan âleme yaymaktır. Anmak, Kâbe’de Resulullah (s.a.s)’in haykırdığı hakikatı “bütün putlar yok olup din sadece Allah’ın oluncaya kadar”  devam ettirmek ve bu akide üzerine hayatını devam ettirmektir.

   Unutmamak ve unutulmamaktır. Rabbimizin buyurduğu: “Öyle ise beni anın  (zikredin) ki, ben de sizi anayım (zikredeyim); bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Bakara, 2/152) emri ilahisine sıkı sıkıya sarılmaktır.

   Huzur insanlığın huzur kapısıdır zikir. Zikir gönüllerin sükûnet bulması, itminane ermesidir: “Bunlar, iman eden ve kalpleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (R’ad, 13/28)

   Bir türlü doymak bilmeyen nefsin ve o nefsi eline alıp oynayan şeytanın elinden kurtuluştur zikir. Zikir kurtuluşun reçetesidir. Kurtuluşun ta kendisidir: “Allah’ çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.” (Cum’a, 10)

   Bütün ibadetler zikirdir. Zikirsiz bir ibadet yoktur. Hac en büyük cemaat zikridir. Namaz, oruç, cihad hep zikirdir. Onu anmadan yapılan hiçbir ibadetin anlamı yoktur: “(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.” (Ankebüt, 45)

   Dünyanın süsüne püsüne aldırmadan, oyun ve eğlencesine aldırmadan Allah için yaşamak, Allah için olmanın adıdır zikir: “Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alış verişin kendilerini, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar buralarda sabah akşam O’nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.”  (Nur,36/37)

   Gönlü sahibine vermek, anmak, anılmak ve bütün hal üzere Allah’ı unutmamak, her an O’nun murakabesi altında olmaktır zikir: “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.” (Ali imran,191)

   Allah’ın mağfiretini talep etmek ve hazırladığı en büyük mükâfatı hak etmek, Allah’ın istediği bir hayatı yaşamaktır zikir: “Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, kendini Allah’a ibadete veren erkek ve kadınlar, samimi ve doğru olan erkek ve kadınlar, mütevazı ve Allah’a saygılı erkek ve kadınlar, zekât ve sadaka veren erkek ve kadınlar, oruç tutan erkek ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkek ve kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlar var ya, işte bütün bunlara Allah mağfiret ve büyük mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab,35)

   Yediği içtiği nimetten, üzerinde gezindiği toprağa kadar her şeyin lisani hal ile O’nu zikrettiğini unutmamaktır zikir: “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.” (İsra,44)
 
   Yaratılmış her şeyin kendi lisanı ile O’nu andığını unutmamak ve kendisinin de bu ilahî koruya katıldığını bilerek dilden gönüle, gönülden ruha, benliğini Allah’a sunabilmektir zikir: “Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra (kanat çırparak uçan) kuşların Allah’ı tespih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.” (Nur,41)

   Rasulüllah (s.as)in Mübarek Dilinden Zikrin Faziletleri

   Herşeyiiyle bizlere örenek olan efendimiz (s.a.s) zikir konusunda da bizlere örnektir. “Andolsun, Allah’ın Resülünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab,21)

Resulullah sallalahu aleyhi ve selem:
   “Müferridler öne geçti” buyurdu. Bunun üzerine sahabiler: Müferridler ne demektir, Ya Resulallah? diye sordular.

Resul-i Ekrem de:
   “Allah’ı çok zikreden erkeklerle kadınlardır” buyurdu. (Müslim, zikir 4; Tirmizi, Daavat 128)

   “Bir grup, Allah’ın Kitabı’nı okuyup ondan ders almak üzere Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah’ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar.” (Müslim, Zikir, Ebu Davud, Salât, Tirmizi, Kra’a)

   “Rabbini zikredenle zikr etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” (Buhari, Daavat 66)

   “Allah Teala şöyle buyuruyor: Ben kulumun beni düşündüğü gibiyim. Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Eğer beni yalnız başına anarsa, ben de onu yalnız anarım. Şayet beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.” (Buhari, Tevhid 15; Müslim, Zikir 2, 19)

   “Kim, bir yere oturur ve orada Allah’ı zikretmezse, bu kendisine Allah’tan bir hasret ve nedamet olur. Kim bir yere yatar ve orada Allah’ı zikretmezse, bu kendisine Allah’tan bir hasret ve nedamet olur.” (Ebu davud, Edeb, 25)

   Hz.Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

   “Allah’ı zikreden bir cemaatle sabah namazı vaktinden güneş doğuncaya kadar birlikte oturmam, bana İsmâil’in oğullarından dört tanesini âzad etmemden daha sevgili gelir. Allah’ı zikreden bir cemaatle ikindi namazı vaktinden güneş batımına kadar oturmam dört kişi âzad etmemden daha sevgili gelir.” (Ebû Dâvud, İlm 13).

   “Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onlarında sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi: Allah Teala’yı zikretmektir. (Tirmizi, Daavat 6)

   Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim sabah namazının arkasından yüz kere tesbihde ve yüz kere tehlilde bulunursa, deniz köpüğü gibi çok bile olsa günahları affedilir”.  (Nesai, Sehv 95).

   “Allah’ı zikretmeden, fazla konuşmayın; çünkü Allah zikredilmeden yapılan çok konuşma kalp için kasvettir ve insanların Allah’tan en uzak olanı da kalbi kasvetli olanıdır.” (Kenzu’l-Ummal, 1/1840)
Zikir Meclisleri

   Hz. Enes (r.a)’dan, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Cennet bahçelerine uğradığınız zaman ondan yiyiniz” Biri, “Cennet bahçeleri nedir” deyince, Resulullah (s.a.v), “Zikir halkalarıdır” buyurdu. (Tirmizi, İmam-ı Ahmed)

   A´meş´in, Ebu Sâlih´ten, onun da Ebu Hüreyre ve Ebu Said el-Hudrî´den rivayet ettiklerine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

   Allah Teâlâ´nın bir grup meleği vardır. Bunlar insanların yaptıklarını yazıp kaydeden meleklerden başka bir grup olup yeryüzünde gezerler. Bir araya gelip Allah´ı zikreden bir cemaat gördüklerinde birbirlerini şöyle çağırırlar:

  - Aradığınıza geliniz!

   Bu davet üzerine meleklerin hepsi oraya toplanır ve sonra da zikredenleri çepeçevre kuşatarak halkalarını tâ göğe varıncaya kadar genişletip yükseltirler. Bunun üzerine Allah Teâlâ onlara şöyle der:

  —Kendilerini bıraktığınızda kullarım ne yapıyordu?

  —Sana hamd ü senâ ediyorlardı.

  —Acaba o kullarım beni görmüşler midir ki, bana bu şekilde hamdetmektedirler?

  —Hayır!

  —Peki, beni görmüş olsalardı ne yaparlardı?

  —Daha fazla tesbihte ve hamd ü senâda bulunurlardı.

  —O kullarım hangi şeyden bana sığınıyorlar?

  —Ateşten.

  —Acaba onlar ateşi görmüşler midir ki, ondan bana sığınıyorlar?

  —Hayır!

  — Peki, onlar ateşi görmüş olsalardı ne yaparlardı?

  — Ondan daha fazla kaçar ve ürkerlerdi.

  — Onlar ne istiyorlar?

  — Cenneti.

  — Acaba onlar cenneti görmüşler midir ki onu istiyorlar?

  — Hayır!

  — Peki, bir de görmüş olsalardı nasıl olurdu?

  — Onu daha da fazla isterlerdi.

  — Ey meleklerim! Sizi şâhid kılıyorum ki, ben o kullarımı affettim.

  — Ya Rabb! Onların içinde filân adam vardır ki bu meclise seni zikretmek veya onlarla beraber olmak için değil onların herhangi birisinden ihtiyacını istemek için katılmıştır. (Onu da mı affettin?)

  — Onlar öyle bir kavimdir ki, kendileriyle beraber oturan bir kimse asla kötü olmaz. (Buhâri, Daavât 66; Müslim, Zikr 25; Tirmizi, Daavât 140)

   “Bir topluluk, Allah’ı      zikretmek için oturduklarında, mutlaka melekler onları sarar ve her taraflarını rahmet bürür.” (Ebu Davud, Vitr, 14; Tirmizi, Kur’an, 10)

   “Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere bir araya gelirse melekleronların etrafını sarar; Allah’ın rahmeti onları kaplar; üzerlerine sekinet iner ve Allah Teâlâ onları yanında bulunanlara över.” (Müslim, Zikir 39; Tirmizi, Daavat 7)

   “Sadece Allah rızası için bir araya gelip O´nu zikredenlere göklerden şöyle seslenilir: ´Bağışlanmış olarak kalkınız! Ben sizin seyyie (kötülük)lerinizi hasenelere (sevaplara) tebdil eyledim” (Müslim)

   Abdullah b. Amr şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’e

   “Ey Allah’ın Rasûlü! Zikir meclislerinin ganimeti nedir? Diye sordum.

   “Zikir meclislerinin ganimeti cennettir cennet!” buyurdular.[ Heysemi X/78 (İmam Ahmed ve Taberani’den); Münziri III/56.]

  — Abdullah b. Mes’ud zikir meclisleri hakkında şöyle buyurmuştur: “Zikir meclisleri, ilmi diriltir ve kalplere huşû verir” [ Kenz I/208 (İbn Asâkir’den)]

   "Zikir halkası kurarak oturup Allah 'ı zikreden bir grup Sahâbî topluluğunun üzerine Efendimiz (s.a.v) çıkageldi. Onlara sordu;

  - Ne için burada oturup halka kurdunuz?
Cevap olarak:
  - Yâ Rasûlellah(s.a.v)! Allah 'ı(c.c) zikretmek için, O'na hamd etmek için oturduk.

   Rasûlullah Efendimiz(sav) tebessümle şöyle buyurdular:

  -Vallahi şimdi bana Cebrail(a.s) geldi ve şöyle dedi: Yâ Muhammed(s.a.v)! Allah(c.c) senin bu grup sahabelerinle meleklerine karşı övünmektedir." ( Müslim Zikir 40; Nesai, Kudat 37

   İmam Buhârî(r.a) Ebu Hureyre'den (r.a) rivayet ettiği şu hadîs-i şerif çok önemlidir:

   "Allah(c.c) buyuruyor ki: 'Ben kulumun zannı üzereyim. Kulum beni zikrettikçe ben kulum ile beraberim. Eğer beni kendi nefsinde zikrederse, ben de onu kendi nefsimde zikrederim. Eğer beni toplulukta zikrederse ben onun beni zikrettiği topluluktan daha hayırlı bir toplulukta onu zikrederim."

   Terğib ve Terhib'te İbnü Rezin el-Ukayli'den gelen hadîs-i şerifte Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) buyuruyorlar ki:

  - Yâ Ebâ Rezin! Dünya ve Âhiretin hayrını sende toplayacak bir yol öğreteyim mi sana?

  — Evet, Yâ Rasûlellah (s.a.v) dedim.

  —“Zikir meclislerine devam et. Eğer zikir meclisi dağılırsa sen lisanını tek başına Allah'ın zikriyle hareketlendir.”

   Rasulüllah (s.as)in Mübarek Dilinden Zikir Örnekleri

   Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “Kim: “Lâ ilâhe illallâhu vahdehu la-şerike leh, lehu’l mülkü ve lehu’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadir” duasını bir günde yüz kere söylerse, kendisine on köle âzad etmiş gibi sevàb verilir, ayrıca lehine yüz sevab yazılır ve yüz günahı da silinir. Bu, ayrıca üç gün akşama kadar onu şeytana karşı muhafaza eder. Bundan daha fazlasını okumayan hiçbir kimse, o adamınkinden daha efdal bir amel de getiremez. Kim de bir günde yüz kere “Sübhânallahi ve bihàmdihi” derse hataları dökülür, hatta denizin köpüğü kadar (çok) olsa bile.”  (Buhâri, Daavât 54, Bed’ü’l-Halk 11; Müslim, Zikr 28); Muvatta, Kur’ân 20)

   Hz. Ömer (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissàlâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim çarşıya girince Lâ ilâhe iIIalIâhu vahdehu Iâ şerike Ieh, Iehü’I-mülkü ve Iehü’I-hamdü yuhyi ve yümitü ve hüve hayyün Iâ yemütü bi-yedihi’I-hayr ve hüve aIa külli şey’in kadir. (AIlah’tan başka ilàh yoktur, tekdir, ortağı yoktur, mülk ve hamd ona aittir. Hayatı o verir, ölümü de o verir. Kendisi hayattârdır, ölümsüzdür. Hayırlar O’nun elindedir. O her şeye kâdirdir) duasını okursa AIIah ona bir milyon sevab yazar, bir milyon da günah affeder ve mertebesini bir milyon derece yüceltir.”

   Bir rivâyette, üçüncü mükâfaata bedel, “Onun için cennette bir köşk yapar” denmiştir.”  (Tirmizi, Daavât 36)

   Resülullah (aleyhissàlâtu vesselâm)’ın zevcelerinden Cüveyriyye (radıyallâhu anhâ)’nin anlattığına göre, “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) efendimiz bir gün sabah namazını kılınca, daha kendisi namazgâhında iken, erkenden yanından çıkmış, gitmiş, kuşluktan sonra Cüveyriyye (aynı yerinde zikrederek) otururken geri gelmiş ve: “Bırakıp gittiğim halde duruyorsun (hiç yerinden kımıldamadın galiba?)” diye sormuştur. “Evet” cevabı üzerine şunu söylemiştir: “Ben senden ayrıldıktan sonra dört kelime(Iik bir dua)yı üç kere okudum. Eğer bunlardan hâsıl olan sevab tartılacak olsa, senin burada sabahtan beri okuduğun duaların sevabının ağırlığına denk olur. O dua şudur: “Sübhânallahi ve bihamdihi adede halkıhi ve rıdâ nefsihi ve zinete arşihi ve midâde kelimâtihi. (Allah’ı mahlukatı sayısınca, nefsinin rızasınca, arşının ağırIığınca, kelimelerinin adedince tesbih (noksanlıklardan tenzih) ederim.”   (Müslim, Zikr 79; Tirmizi, Daavât 117).

   Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “İki kelime vardır, bunlar dile hafif, terazide ağır, Rahmân’ada sevgilidirler: Sübhânallahi ve bihamdihi, Sübhânallâhi’l-azim. (Allahım seni hamdinle tesbih ederim, yüce Allahım seni tenzih ederim) kelimeleridir.”  (Buhâri, Daavât 65; Müslim, Zikr 31).

   Ebü Hüreyre hazretleri (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Lâ havle ve Iâ kuvvete illa billah. (Güç de kuvvet de ancak AIIah’tandır) sözünü çok tekrar edin.”

   Mekhül dedi ki: “Kim bunu der ve sonra da: “Allah (ın gazabın) dan ancak O (nun rahmeti)’na iltica etmekle kurtuluşa erilebilir” derse, Allah ondan yetmiş çeşit zararı kaldırır ki bunların en hafifi fakirliktir.”  (Tirmizi, Daavât 141).

    “Bir defa Hz. Musa Allah Teala’ya şöyle dua etti: “Ya Rabbi! Bana öyle bir şey öğret ki, onunla seni zikredeyim ve onunla sana dua edeyim” Allah Teala, “La ilahe illallah” de buyurdu. Hz. Musa “Ya Rabbi! Bütün kulların bunu söylüyor” deyince, Allah Teâlâ “Lailahe illallah” de buyurdu. Hz. Musa: “Ya Rabbi! Sadece bana ait özel bir şey vermeni istiyorum” deyince, Allah Teala “ Ey Musa, eğer yedi kat gökler ve yedi kat yerler terazinin bir kefesine, lailahe illallah terazinin diğer kefesine konsa, lailahe illalalh kelimesi onlardan ağır gelir” buyurdu. (Nesai, Hakim)

   “Bir kul la ilahe illallah dediği zaman ona gök kapıları açılır. Büyük günahlardan sakındığı müddetçe söylediği bu kelime arşa kadar ulaşır.” (Tirmizi)

   Amr İbnu Şuayb an Ebihi an Ceddihi (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Duaların en faziletlisi àrefe günü yapılan duadır. Ben ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en faziletli söz, lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadir. (Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, O’nun ortağı yoktur, mülk O’nundur, hamd O’na aittir. O, herşeye kâdirdir) sözüdür.”  (Muvatta, Kur’ân 32; Tirmizi, Da’avât 133).

   “Canım kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, bütün gökler ve yerler, ayrıca onların içinde, arasında ve altında bulunanların hepsi mahşerde terazinin bir kefesine konsa, La ilahe illallah’ ı ikrar etmekte diğer kefesine konsa bu kelimenin konduğu kefe diğerine ağır gelir.” (Taberani, Dürrü Mensur.)

   “Bir kul yüz defa La ilahe illallah derse, Allahu Teala kıyamet günü, yüzü ayın on dördü gibi parlak olarak onu diriltecektir. Hiçbir kimse o gün aynısını veya ondan fazlasını söylemediği müddetçe ondan daha üstün amel yapmış olamaz.” (Taberani)

   “La ilahe illallah sözünü hiçbir amel geçemez ve bu kelime hiçbir günah bırakmaz.” (İbni Mace, Hakim)

   “Zikrin en faziletlisi la ilahe ilallah’tır.” (Tirmizi, Daavat 9; İbni Maca, Edeb 55)
   Hz. Sa’d (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Balığın karnında iken, Zü’n-Nün’un yaptığı dua şu idi: Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke inni küntü mine’z-zâlimin. (Allahım! Senden başka ilâh yoktur, seni her çeşit kusurlardan tenzih edirim. Ben nefsime zulmedenlerdenim.)” Bununla dua edip de icâbet görmeyen yoktur.”    (Tirmizi, Daavât 85).

   Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı bir şey üzecek olsa şu duayı okurdu: “Yâ Hayyu ya Kayyum, birahmetike estağisu. (Ey diri olan, ey Kayyüm olan Rabbim rahmetin adına yardımını talep ediyorum).” Ve keza şöyle derdi: “Elizzu bi-yâ-ze’l-celâli ve’l-İkrâm.” (Yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm)i devamlı söyleyin!   (Tirmizi Daavât 99).

   Esmâ Bintu Umeys (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: “Sana sıkıntı zamanında okuyacağın bir duayı öğreteyim mi?” diye sordu ve şu duayı söyledi: “Allâhu, Allâhu Rabbi lâ üşriku bihi şey’en. (Rabbim Allah’tır, Allah! Ben ona hiçbir şeyi ortak koşmam!)”  (Ebu Dâvud, Salât 361; İbnu Mâce, Dua 17).

   “Dile hafif, mizana konduğunda ağır gelen ve Rahman olan Allah’ı hoşnut eden iki cümle vardır: Sübhanallahi ve bi- hamdihi sübhanallahi’l azim.”(Buhari, Daavat 65; Müslim, zikir 31)

   “İsra gecesinde İbrahim aleyhisselama rastladım. Bana şunu söyledi: Ya Muhammed! Ümmetine benden selam söyle ve onlara cennetin toprağının çok güzel, suyunun tatlı, arazisinin son derece geniş ve dümdüz, ağaçlarının da sübhanallahi vel hamdu lillahi vela ilahe illalahu vallahu ekber’den ibaret olduğunu haber ver.” (Tirmizi, Davet 59)
   “Sübhanallahi vel hamdulillahi vela ilahe illallahu vellahü ekber demek, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha kıymetlidir.” (Müslim, Zikir 32)

   “Allah’ın en çok hoşlandığı sözü sana bildireyim mi? Allah’ın en çok hoşlandığı söz, sübhanallahi ve bi-hamdihi demektir.” (Müslim, Zikir 85)

   Ebü Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Sübhânallahi, velhamdu lillahi, velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber (Allah’ı tesbih ederim, hamdler Allah’adır, Allah’tan, başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür) demem, bana, üzerine güneşin doğduğu şeyden (dünyadan) daha sevgilidir.”  (Müslim, Zikr 32; Tirmizi, Daavât 139).

   İbnu Mes’ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Miraç sırasında İbrahim (aleyhisselâm)’le karşılaştım. Bana: “Ey Muhammed, ümmetine benden selam söyle. Ve haber ver ki: Cennetin toprağı temiz, suyu tatlıdır. Burası (suyu tutacak şekilde) düz ve boştur. Oraya atılacak tohum da sübhânallah, velhamdülillah, ve lâilâhe illallah, vallahu ekber cümlesidir.”  (Tirmizi, Daavât 60).

   İbnu Ebi Evfa (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Bir adam gelerek- “Ey Allah’ın Resülü! dedi, ben Kur’àn’dan bir parça seçip alamıyorum. Bana kifâyet edecek bir şeyi siz bana öğretseniz!” “Öyleyse, buyurdu, Sübhânallah velhamdüIillah, ve lâilâhe illallah, vallahu ekber, velâ havle vela kuvvete illâ billâh. (Allahım seni tenzih ederim, hamdler sana mahsustur. Allah’tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür, güç kuvvet Allah’tandır) de.”

   “Ey Allah’ın Resülü! dedi, bu zikir Allah içindir. (O’nu senâdır), kendim için dua olarak ne söyleyeyim?”

   “Şöyle dua et: Allahım bana merhamet et, afiyet ver, hidayet ver, rızık ver!”

   Adam (dinleyip, kalkınca) ellerini sıkıp göstererek: “Şöyle (sımsıkı belledim!)” dedi. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm), bunun üzerine:

   “İşte bu adam iki elini de hayırla doldurdu !..” buyurdu.”   (Ebü Davud, Salât 139; Nesâi, İftitâh 32)

   “Temizlik imanın yarısıdır. El Hamdulillah duası mizanı, Sübhanallahi vel hamdulillahi zikri ise yer ile göklerin arasını sevap ile doldurur.” (Müslim, Taharet1)
   “Bir kimse her gün yüz defa, La ilahe illallahu vehdehula şerike leh, lehü-l mülkü velehül hamdu ve huve ala külli şey’in kadir, derse, on köle azad etmiş kadar sevab kazanır; ona yüz iyilik sevabı yazılır; yüz günahı bağışlanır, bu zikir o gün akşama kadar o kimsenin şeytandan korunmasını sağlar. Bu zikri ondan daha fazla tekrarlayan kimse dışında hiç kimse daha faziletli bir iş yapmamışolur.” Resul-i Ekrem sözüne şöyle devam etti: “Bir kimse günde yüz defa sübhanallahi ve bihamdihi derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır.” (Buhari, Bed’ü’l halk 11; Müslim, Zikir 28)

   “Cennet hazinelerinden bir hazineyi sana haber vereyim mi: La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim” (Buhari Meğazi 38;Müslim, Zikir 44)

   Ebu Selâm, Hz. Enes (radıyallâhu anh)’ten naklediyor: “Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)’ın şöyle söylediğini işittim: “Kim akşama ve sabaha erdiği zaman: “Rabb olarak Allah, din olarak İslâm’a, resül olarak Muhammed (aleyhissalatu vesselâm)’e razı olduk” derse onu razı etmek de Allah üzerine bir hak olmuştur”. (Ebü Dâvud, Edeb 110; İbnu Mâce, Dua 14)

   Havle Bintu Hàkim (radıyallâhu anh ) anlatıyor:

   “Resülullah (aleyhissalatu vesselam) efendimiz buyurmuşlardır ki: “Kim bir yerde konakladığı zaman şu duayı okursa, oradan ayrılıncaya kadar ona hiçbir şey zarar vermez: “Eüzü bi-kelimâtillahi’t-tâmmât min şerri mâ halâka. (Allah’ın eksiksiz, mükemmel kelimeleri ile, yarattıklarının şerrinden AIlah’a sığınıyorum.)” (Müslim, 54; Muvatta, İsti’zân 34; Tirmizi, Daavât 41).

   “Her namazdan sonra kim otuz üç defa sübhanallah, otuz üç defa elhamdulillah, otuz üç defa Allahu  ekber der, yüze tamamlamak için de La ilahe illallahu vehdehula şerike leh, lehü-l mülkü velehül hamdu ve huve ala külli şey’in kadir derse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir.” (Müslim, Mesacid 146) “Farz namazların ardından okunan zikirleri okuyan kimse hiçbir zaman zarara uğramaz. Bunlar otuz üç defa sübhanallah, otuz üç defa elhamdulillah, otuz dört defa Allahu ekber demektir. (Müslim, Mesacid 144, 145; Tirmizi, Daavat 25)

   “Kim bana bir defa salatü selam getirirse, bu sebeple Allah Teala da ona on misli merhamet eder.” (Müslim, Salat 70; Tirmizi, Vitir 21)

   “Kim  gönülden bana bir salavat getirirse, Allah Teala ona mukabil on mağfiret ihsan eder, derecesini on kat yükseltir, bu sebeple ona on sevap yazar ve on günahını siler.” (Nesai, Taberani)

   “Kıyamet gününde insanların bana en yakın olanları bana en çok salat ü selam getirenlerdir.” (Tirmizi, Vitir21)

   “Günlerin en faziletlisi Cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokça salatü selam getiriniz; zira sizin salatü selamlarınız bana sunulur” buyurunca, ashab-ı kirâm:

   -Ya Resulallah! Vefat ettiğin ve senden hiçbir eser kalmadığı zaman salatü selamlarımız sana nasıl sunulur? Diye sordular. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam:

   “Allah Teala peygamberlerin bedenlerini çürütmeyi toprağa haram kıldı” buyurdu. (Ebu Davud, Salat 201; Nesai, Cuma 5)

   “Bir kimse bana salatü selam getirdiği zaman, onun selamını almam için Allah Teâlâ ruhumu iade eder.” (Ebu Davud, Menasik 96; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, II,527)