Gönlümüzün İki Gülü Anne ve Baba

e-Posta Yazdır PDF

Onlar hangi evladın aklına gelince gözler yaşarmaz? Onlardan ayrılmak kimleri sarsmaz? Onlar bizim sebebi varlığımız. Her türlü sıkıntımıza ve sıkıntılara göğüs gererek bizleri dünyaya getiren, büyüten, yetiştiren, yuvadan uçuran ve uçurduktan sonra da ölene kadar üzerimize kol kanat geren en değerli varlıklarımız. Azıcık üzülmemiz bile kendilerini endişeye sevk eden koruyucularımız. Hasta olduklarında bile yavrularının hastalıklarını düşünen, acıkmış oldukları halde bile evlatlarının açlığını düşünen şefkat abidelerimiz. Yudum yudum sevgileriyle büyüttükleri halde ayaklarımız yere basınca unutup bir tarafa attığımız ama ona rağmen dualarından bizleri unutmayan, yine de “yavrum” diyerek o sıcacık yürekleriyle bizleri sarmalayan anne babalarımız. Her şeyimizi borçlu olduğumuz anne ve babalarımız. Acaba onlara gereği gibi değer verip haklarını yerine getirebiliyor muyuz? Adeta cennetimize bilet olan o değerli varlıkların hayır dualarını
alabiliyor muyuz?
Rabb’imiz şöyle buyuruyor:
"Rabb'in, ancak kendisine kulluk etmenizi
ve anne babaya iyi davranmanızı emretti. Onlardan
(anne veya babanızdan) biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa sakın onlara öf bile
deme, onları azarlama; her zaman onlara güzel
değerli sözler söyle, acıyarak onlara daima
kucak aç ve yumuşak davran ve "Ya Rab beni
küçükken bakıp büyüttükleri gibi sen de şimdi
onlara acı, diyerek dua et!" (İsra; 24)
"Allah'a kulluk edin. O'na bir şeyi ortak
koşmayın. Ana babaya iyilik edin." (Nisa;36)
“Biz insana, 'anne ve babasına' iyilikle
davranmasını tavsiye ettik…” (Ahkaf Suresi,15)
Adamın biri "Rasulullah (s.a.v.)'e gelip sordu:
"Ey Allah'ın Rasül'ü, insanlar içinde iyi davranıp
hoş sohbette bulunmama en ziyade kim hak sahibidir?
diye sordu. Hz. Peygamber (s.a.v.): "Annen"
diye cevap verdi. Adam: "sonra kim?" dedi. Rasulullah
(s.av.) yine "Annen" diye cevap verdi. Adam
tekrar: "Sonra kim?" diye sordu. Rasulullah (s.a.v.)
yine "Annen" diye cevap verdi. Adam tekrar sordu:
"Sonra kim" Rasulullah (s.a.v.) bu dördüncüyü
"Baban!" diye cevapladı.' (Buhari, Edeb, 2; Müslim, Birr, 1)
Abdullah bin Mes'ud'dan rivayet edildiğine
göre: "Allah'ın Rasül'ünden, Allah'a ve Rasül'üne
en muhabbetli amel nedir?" diye sordum. Cevap
olarak "Vaktinde kılınan namaz" dediler. Sonra
hangisidir diye sordum: "Ana-babaya iyilik yapmaktır"
buyurdular. Sonra hangisidir? Dediğim de,
"Allah yolunda cihad etmek olduğunu söylediler."
(Buhari, Mevakitüs Salât, 5; Cihad, 1; Edep; Müslim)
Sevgili Peygamberimiz bir gün ashabına:
"Size büyük günahların en büyüğünün ne olduğunu
söyleyeyim mi?" diye sordu. Yanındakiler
"Evet" deyince Rasulullah (s.a.v.) bu
günahları şöyle ifade etti: "Allah'a şirk koşmak
ve anne babaya âsî olmak!" (Buhari, Edep, 6)
Ebî Sâîd RA den de şöyle bir rivayet:
Rasûlüllah SAV’e hicret etmek üzere Yemen’den
bir kişi geldi. Rasûlüllah Efendimiz bu
zâta sordu:
—Yemen’de senin kimsen var mı? dedi. Cevaben:
—Ana ve babam var, dedi.
—Sana bu hicret için izin verdiler mi? Cevaben:
—Hayır, dedi.
—Öyle ise onlara dön ve izin iste. İzin verirlerse
cihad edersin. İzin vermezlerse onlara
itaat ile ikram ve ihsanda ve iyiliklerde bulun,”
dediler. (Ebû Davud)
Abdulah b. Amr b. el-Âs Radıyallahü Anhüma’dan
yapılan rivayette:
Nebi S.A.V’e bir kişi geldi ve cihad etmek için
İzin istedi. Rasûlüllah SAV “Anne baban sağ mı”
dedi. O kişi de “Evet” dedi. O zaman Rasûlüllah
S.A.V onlara fecâhid, dedi. Yâni onlara hizmetle
Allah Teàlâ’nın vereceği sevaba nail olursun,
muhabbetle ikram et. Böylece cihad sevabına
nail olursun. (Buhârî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizi, Neseî).
Ebû Hûreyre RA ‘ in rivayetini dinleyelim:
Cihad etmek üzere izin almağa bir kişi geldi.
Rasûlüllah Efendimiz bu adama sordu: “Ana ve
baban sağ mıdırlar?” Adam: “Evet,” dedi. “Öyle
ise sen onlara bak ve emirlerine itaat eyle ki,
cihad sevabını alasın.” (Müslim, Ebû Dâvud).
Ebi Ümâme Radiyallahü Anh’in rivayetinde:
Bir adam Rasûlüllah Efendimize gelip:
— Ya Rasûlallah ana ve babanın evlâd üzerindeki
hakları neden ibarettir” diye sordu da cevaben:
— Onlar senin hem cennetin ve hem de cehennemindir.
Buyurdular.
İbn-i Mâce’nin bu rivayeti hepimize pek büyük
bir ders ve ibrettir. Onlara hüsn-i muamele eder ve
rızalarını kazanırsak işte cenneti bulduk demektir
ve bilakis eğer onlara hüsn-i muamele edemez sert
ve haşin davranıp gönüllerini kırar ve incitirsek o
zaman da cehennemi hak etmiş oluruz
Ebu’d-Derdâ’nın naklettiği bir hadisi burada
tekrarlamak iyi olacaktır zannederim:
Bir adam Ebu’d-Derda’ya geldi ve şöyle bir
şikâyette bulundu:
— Benim bir karım var. Babam beni zorladı ve
nihayet everdi. Şimdi de bu kadını boşamamı istiyor.
Cevaben;
— Ben senin vâlideynine (anne babana) âsî olmanı
emredemem ve senin karını boşamanı da
emredemem. İster isen sana Rasûlüllah’tan işittiğim
bir hadisi nakledeyim, Rasûlüllah Efendimiz
buyurdular ki: “Ana ve baba cennetin orta kapısıdır.
Sen ister isen bu kapıyı muhafaza eyle, istersen
terk eyle, uzak ol.”
O da hesapladı ve neticede karısını boşadı.
Bu hadisi İbn Mâce ile Tirmizî nakletmiştir, “Sahihtir”
derler.
Ebû Dâvud, îbn-i Mâce ve Ibn-i Hıbbân sahihinde
zikretmektedirler: Biz bir gün Rasûlüllah’ın yanında oturuyorduk. Beni Seleme’den bir adam
geldi ve:
— Ya Rasûlallah, anam ve babam âhirete göçtükten
sonra bizim onlara yapacağımız bir iyilik
daha var mı?
Buyurdular ki:
— Evet, onlara dua ediniz ve onlara Cenâb-ı
Hakk’tan mağfiret dileyiniz ve bir de onların
yaptıktan ahidleri, sözleşmeyi, yani vasiyetlerini
infaz ediniz. Yerlerine getiriniz. (Borçlar
varsa ödeyiniz, hacca gitmedi iseler hacca vekâlet
ediniz veya vekil yollayınız).
Akrabalara ve diğer dostlara sıla-i rahim ediniz.
Dostlarına da ikram ediniz. Ölmüş olan ebeveyne
sıla-i rahim başka türlü olamaz. Ve
ebeveynin dostlarına da ikram ediniz. En iyi sıla-i
rahim de bu olsa gerektir.
SALİHLERDEN ÖRNEKLER
Salih bir baba oğluna bir inek yavrusunu hediye
etmek üzere Cenâb-ı Hakk’a emânet etmiş.
Çocuk büyümüş ve kendisini ibâdete vermiş. Gecenin
bir kısmını ibadet, bir kısmını uyku ve bir kısmını
tazarru ve niyaz ve dua ile geçirirmiş.
Gündüzleri de çalışır, kazancının bir kısmını sadaka
verir; bir kısmını kendine yemek için alıkor,
bir kısmını da götürüp annesine verirmiş. Bir gün
annesi oğluna demiş ki; oğlum, baban senin için
falan yerde bir inek yavrusu bırakmıştı. Git onu al
ve üç dinara sat velâkin bana sormadan verme,
diye tenbih etmiş. Oğlu gidip ineği almış. Pazara
götürmüş. Fakat insan kılığında bir melek, ben
sana altı dinar vereyim ama anana sorma, demişse
de çocuk buna razı olmamış ve gidip annesine söylemiş.
Anne zeki bir kadın olacak ki bunun bir
melek olduğunu anlamış ve oğluna: Oğlum, git o
kişiye “Ben bu ineği satayım mı, yoksa satmayayım
mı?” diye sor. Çocuk meleğe sormuş o da:
“Satma, bunu Hazret-i Musa’nın kavmi senden derisi
dolu altına satın alacaklardır, demiş.” Musa
Aleyhisselâm’ın kavmi ise, öldükten sonra dirilmeye
inanmazlarmış. O arada birisini öldürmüşler.
Cenâb-ı Hak, bu ineğin, kesip, diliyle yahut arka
derisiyle bu ölen kimseye vurulmasını emretmiş ve
Allah’ın izniyle, o katlolunan adam dirilmiş ve kendini
katleden adamı haber vermiş ve bu deri Hazret-
i Ömer’in devrinde Hazret-i Ömer’e de nasib
olmuş. O da o deriyi kamçı olarak kullanmış.
Bâyezîd-i Bistâmî’den şöyle bir hikâye
nakledilmektedir:
Bir kış günü annesi oğlundan su istemiş. O
da suyu getirinceye kadar uyumuş. Bâzeyîd, annesi
uyanıncaya kadar başında beklemiş. Bu
arada soğuktan bardak eline yapışmış. Annesi
uyandığı vakit bardağı alınca parmağının derisi
kopup kan akmağa başlamış. Annesi ne oldu, diye
sormuş. O da hâdiseyi söylemiş. O zaman, “Allah’ım,
ben bu oğlumdan razıyım, sen de ondan
razı ol” demiş. Lâkin bu anne Bâyezid’e hâmile olduğu
müddetçe, ağzına şüpheli bir şey almamış.
Ve tabiidir ki, başka zamanlar da şüpheli bir şey yememişlerdir.
Allah’tan korkanların halleri, şanları
evladları böyle olur.
Resûl-i Ekrem S.A.V Hazretleri’nin torunları,
Hazret-i Fatıma Radiyallàhu Anha’nın oğlu
Hazret-i Hasan R.A annesiyle beraber sofraya oturup
yemek yemesini istemez imiş. Annesi Fatıma
Radiyallàhu Anha oğluna sormuş ki:
— Oğlum ne için benimle beraber oturup yemek
yemiyorsun?
Oğlu da:
— Anneciğim olur ki, senin hoşuna giden bir
lokmayı ben almış olurum da sonra sana karşı
asî olmuş olurum, korkusuyla beraberce oturmayı
hoş görmüyorum, deyince muhterem ve
mübarek annesi:
— Oğlum bütün yediklerin benim tarafımdan
sana helâl olsun! Demiş.
Görüyor musun anne ile oğul arasındaki sıkı
rabıta nelerden doğmaktadır. Bunlar hep Hakk’ın
onlara in’âm ve ihsanıdır. Bize düşen de, bunlardan
ders almaktır.
ANNE BABAYA ASİ OLMAMAK
İbn-i Abbas’ın Rasûlüllah SAV’den yaptığı bir
rivayette; “Her kim sabah ve akşam vâlideyni
kendisinden razı olarak gününü geçirirse
sabah ve akşam ona Cennetten iki kapı açılır ve
eğer sabah veya akşamda vâlideynini kızdırırsa
ona da cehennemden iki kapı açılır. O sırada
orada olan birisi:
— Yâ Resûlallah, eğer analar çocuklarına zulmediyorlarsa?
dedi.

Cenâb-ı Peygamber:
— Evet; zulmetseler dahi yine onlara karşı
gelmemek ve âsi olmamak gerektir, buyurdular.
Mâlumdur ki, onlar dinsiz dahi olsalar onlara
yine ikram ve ihsan, insanlık ve İslâmlık borcumuzdur.
Buhâri ile Müslim’in ve bir de Tirmizî’nin rivayet
ettiği şu hadîs-i şerife dikkatle bakınız:
Ebu Bekr RA den rivayet edilmektedir:
Rasûlüllah SAV Hazretleri buyurdular ki:
“Sizlere büyük günâhları haber vereyim mi?”
Uyanık olun ve dikkat edin diye de üç kere sözlerini
tekrar ettiler. Bizler de: “Buyurun Yâ Rasûlallah”
dedik. Buyurdular ki: “Büyük günâhların
başı, Allah Teàlâ’ya şirk koşmaktır.” “İkincisi
vâlideyne yani ana ve babaya âsî olmaktır.”
Bunları söylerken dayanıyordu. Derken düzelip
oturdular ve: “Âgâh olunuz, mütenebbih olunuz,
yalan söylemek ve yalan yere şehâdet etmektir”
diye o kadar tekrarladılar ki bizler
acıdığımızdan ah ne olur, artık sükût edip rahat
etseler diye temennide bulunuyorduk.
İbni Ömer RA dan rivayet edilen hadisi şerif
de şöyledir:
Rasûlüllah SAV Hazretleri şöyle buyurdu:
“Kıyamet gününde Allah Teàlâ Hazretleri
üç taifeye rahmet bakışıyla bakmaz. Ana ve babaya
âsi olana, şarap içmeğe devam edene, bir
de verdiği ihsanını başa kakana. Ve yine üç kişi
de yani taife de cennete giremezler. Birisi vâlideynine
âsî olan, ikincisi deyyus tâbir olunan
kişi, üçüncüsü de kendisini erkeklere benzeten
kadınlar.” Bu hadisi Neseî, el-Bezzaz, Hâkim, İbn
Hibbân Sahihlerinde zikretmişlerdir.
ANA BABAYA KARŞI ON MÜHİM VAZİFE
Evladın ana ve babasına yapmakla mecbur
olduğu on borcu vardır. Bunlar:
l. Vâlideyn muhtaç oldukları vakit onlara bakmak.
2. Giyime muhtaç oldukları vakit onları giydirmek.
3. Hizmete muhtaç oldukları vakit hizmetlerinde bulunmak.
4. Her ne zaman çağırırlarsa hemen koşup gitmek.
5. Emrine her zaman itaat etmek; (günah olmadıkça).
6. Yanında gayet yumuşak konuşmak.
7. Babasını ismiyle çağırmamak.
8. Arkasında yürümek.
9. Kendi için istediği ve razı olduğu şeyleri onlar
için de istemek; istemediği ve hoşnut olmadığı şeyleri
onlar için de istememek.
10. Onların mağfireti için dua etmek.
Büyükler vâlideyn için duayı terk etmenin evlâdın
geçimini daraltacağını buyurmuşlardır.
ANA VE BABA ÖLDÜKTEN SONRA DA:
l. Akrabalarını ziyarete devam etmek.
2. Onlara istiğfarla dua etmek.
3. Babanın sıla yaptığı kimselerle alâka kesmemek
gerekir.
Eğer keserse nurunun söneceği bildirilmiştir.
Onun için babanın dostlarını bırakmamalı, dostluğu
devam ettirmeye çalışmalı ve onlara istiğfar etmeliyiz.
Vâlideyn hakkını ödemek için beş vakit namazlarında
duayı unutmamalıyız.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetname'de
evladın anne ve babasına karşı on beş
görevini sayar.
ANNE VE BABASIYLA OLAN SOHBETİNİN
KALKIP OTURUŞUNU ADAB VE ERKÂNI ON
BEŞTİR:
1. Anne ve babasının sözlerini dinlemek
2. Emirlerine göre hareket etmek.
3. Onlardan izin almadan oturmamak.
4. Onların kalkışında ayakta durmak.
5. Yol yürürken onlara öncülük yapmak.
6. Sesini onlarınkinden fazlaya yükseltmemek.
7. Onları ismiyle çağırmamak.
8. Çağırdıklarında efendim veya buyurunuz deyip
emirlerini yerine getirmek.
9. İşlerini yapmak ve onlara hizmet etmekte titizlik
göstermek.
10. Onların rızalarını kazanmak
11. Onları korumak ve onlara saygılı olmak.
12. Onlara öfkeli bir bakışla bakmamak
13. Onlara karşı yüzünü ekşitmemek, güler yüz ve
tatlı sözle gönüllerini hoş etmek
14. Onlara yaptığı bir iyilikten dolayı başa kakmamak
ve minnet etmemek.
15. Emirleri olmadan gurbete gitmemek, ayrılmamak.