Kısa adı GİMDES olan Gıda ve İhtiyaç Maddelerini Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği’nin başkanı Dr. Hüseyin Kâmi Büyüközer Bey ile helal gıda konusunu konuştuk.
GİMDES’in amacı ve faaliyetleri hakkında bilgi verir misiniz?
GİMDES’in amacı yediğimiz içtiğimiz gıdaların güvenilirliğini ölçmek, takip etmek ve toplumu bu istikamette bilinçlendirmektir. Bu amaçla GİMDES adına çok sayıda konferanslara, seminerlere, radyo ve televizyon programlarına katılarak halkımızı helal gıda konusunda bilgilendirmeye ve bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Ayrıca GİMDES’in yayına sunduğu internet siteleri, aylık dergi ve basılı kitaplarımız ile de bu etkinliğimizi toplumumuzla paylaşıyoruz. Helal gıda konusunda doğru bilgilerin halka ulaştırılması çok önemli bir vebaldir. Bu bakımdan televizyonlarımız, radyolarımız, gazetelerimiz dergilerimiz, internet sitelerimiz bu görevi yapmak zorundadırlar. Körelmiş, hiçbir şeyden haberi olmayan toplumumuzu uyandırmakla mükellefiz hepimiz... Uyandıracağız ki toplum olarak bu helal olmayan gıda belasından kurtulalım. Çünkü Allah göstermesin helal gıda konusundaki hakikatleri insanlara ulaştırma da gevşeklik gösterirsek bunun hesabını veremeyiz.
Helal gıda nedir? Bu konuda tüketicilere düşen görevler neler?
Helal gıdanın tarifini Cenab-ı Hak yapmıştır, Peygamberimiz de açıklamıştır. Bir kere domuzun her zerresi, kanın her türlüsü, şarap ve sarhoş edici her türlü madde haram kılınmıştır. Bunlar ana maddeler. Bir de hangi hayvanların helal olacağı ve hangi usulle kesilirlerse helal olacağı dinimizce bildirilmiştir. Bugün evimize götürdüğümüz etin İslamî usullerle kesilip kesilmediğini araştırıyor muyuz? Halbuki araştırmak zorundayız. Bunu öğrenmeden et ürünü alıp evimize götüremeyiz. “Burası İslam ülkesi, bu et de sığır etidir, kesenler de Müslümandır o halde bu et helaldir” diye bir şey olmaz. Helal statüde yaşamak istiyorsak hayvanın kesim usulünü sormak zorundayız. Bu konuda birçok eksikliklerimiz var. Bu eksiklikleri fark edenlerimiz öne geçerek insanları uyarma görevini yüklenmek zorundalar. Emr-i maruf ve nehy-i münker yapmak her Müslümanın boynunun borcudur; bildiği konularda toplumu uyarmak, uyandırmak ve bilgilendirmek zorundadır. Bu uyarı vazifesini Türkiye’de Gimdes yüklenmiş, Malezya’da Jakim yüklenmiş, Endenozya’da Mui yüklenmiş, Güney Afrika’da Sanha yüklenmiş. Bu kuruluşlar diyor ki: “Ey ahali helal gıda tüketmek istiyorsan benim kontrol ettiğim ürünlerin dışında ürün olma.“ Bu görevi üstlenen kurumlar sayesinde farz-ı ayn mecburiyeti kalkıyor ve farzı kifaye oluyor. Bu gün tüketiciler helal lokma yemek istiyorlarsa ya kendi imkanları ile evde yapacaklar ya da bizim helal sertifikası verdiğimiz ürünleri alacaklar. Başka türlü bir çözüm yok. Bugün helal gıdayı aramak zorundayız çünkü önümüze gelen gıdaların hiçbiri bizim tanıdığımız kimselerce üretilmemiştir. Çok iyi bir şekilde tanıyorsan biliyorsan o gıdayı üreteni onu yiyebilirsin. Ama bugün marketleri dolduran ürünleri üreten firmalar hakkında bir bilgimiz olmadan o ürünleri yeme yanlışını yapıyoruz. Marketten bir bisküvi alıyoruz, içindekiler kısmına bakıyoruz. Orada “mono ve digriserit” diye bir şey yazıyor. Sonra bir bakıyoruz bu katkı maddesinin dışarıdan ithal edildiğini öğreniyoruz. Yani domuzla, şarapla, içkiyle haşir neşir olmuş bir toplumdan geliyor. Bu bisküviyi üreten firma gelip bunu kimseye danışmadan ürününün içine koyuyor. Kimseye danışmaya gerek duymuyor ki… Nasıl olsa bir koyun sürüsü var diyor, zaten ne verirsem yiyor diyor. Hakikaten de kimse de itiraz etmeden yiyor. Bu kadar bilinçsizlik, bu kadar ilgisizlik, bu kadar lakaytlık hatta bu kadar laubalilik İslam toplumuyla kesinlikle bağdaşacak bir durum değil. Demek ki gıdaların helalliğini araştırmakla mükellef olan toplum bugün Amerika’dan Çin’den ne olduğu bilinmeyen maddeler getiriyor ve bunları tüketiyor. Yani haram lokma yiyor…
Helal gıda Müslümanlar için neden önemlidir?
Cenab-ı Hak, Adem aleyhis selam’dan itibaren insanları dünyaya gönderirken onlara helal yaşam sistemi içinde yaşamalarını öğütleyerek göndermiştir. Bütün dünyadaki Müslümanlar helal yaşam nizamı içerisinde yaşamak zorundadır. Helal hayat nizamı içerisinde de kendilerini bu nizamda ayakta tutabilmeleri için yedikleri içtikleri lokmaları helal olarak kazanmak ve helal olarak temin etmek durumundadır. Helal hayat sistemi bir Müslüman’ın olmazsa olmazını temsil eder. Bu onun imanî bir meselesidir. Bugün namaz onun nasıl imanî bir meselesi ise helal lokma da onun imani bir meselesidir. Ama maalesef dünyadaki iki milyar Müslüman bu şuurun içerisinde değiller. Bu bilinci Müslümanlar kaybetmişler, Türkiye’dekiler hepten kaybetmişler. Önüne ne konursa yiyor, önüne ne konursa yutuyor, kökünü araştırmıyor. Halbuki Cenab-ı Hak “helalen tayyiben” olan gıdalarla beslenin diyor. Kur’an’da dört beş yerde bu ifadeler geçiyor. Ama Müslüman bunları okuduğu ve bildiği halde hayatında uygulamıyor. Demek ki hayatın tamamının helal sisteminde olması lazım. Bu sistemin ayakta kalabilmesi için de en büyük görev helal lokmayı sağlayabilmektir. Ahirette Allah’ın rızasını kazanmış bir mümin sıfatıyla Allah’ın huzuruna çıkmayı arzu ediyorsak bu konuya çok önem vermeliyiz. Helal yerine haramla beslenen vücudun ulaşacağı mekân cehennemdir. Sonuçta duaları kabul olmayan bir toplum oluşuyor. Bir vücuda haram girmişse kırk gün ibadet zevkini kaybediyor. Bir adam dua ediyor. Efendimiz diyor ki: “Yediği içtiği haram, giydiği haram bunun duası nasıl kabul olur ki?” Şimdi böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Bizim şuandaki görüntümüz ne biliyor musunuz? Hancı sarhoş ve yolcu sarhoş diye bir darb-ı mesel var; buna benziyor… Mevlana Hazretlerinin çok güzel bir sözü var: “Bütün haramlar da şarap gibi sarhoş edici olsaydı kim sarhoş kim ayık o zaman belli olurdu.”
GİMDES’in bağıntılı olduğu uluslararası kuruluşlar var mı?
Helal gıdanın tespit edilebilmesi ve gıdaların kontrol edilebilmesi için mutlaka bir sistemin geliştirilmesi gerekiyordu. Bu konuda faaliyet yürüten uluslararası dernekleri gözlemledik ve bunlarla nasıl bir arada çalışabiliriz diye düşündük. Neticede dünyadaki Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat akidesine sahip helal gıda üzerine çalışmalar yapan derneklerle bir araya geldik. Uluslararası bir çatı kuruluş olan World Halal Councıl (Uluslararası Helal Konseyi) ile irtibatlanarak GİMDES’i bu çatı kuruluşun üyesi haline getirdik... Daha sonra bu çatı kuruluşun diğer üyeleri bizi abi ülke olarak gördükleri için bu yılki kongrede konsey başkanlığını sürekli olarak bize tevdi ettiler. Derneğimiz uluslararası daha doğrusu ümmet çerçevesi içerisinde bütün dünyadaki Müslümanların tükettiği gıdalardaki güvensizlikleri ortadan kaldırmak ve helal sertifikalı ürünler sistemini geliştirmek gibi bir görevi üstlenmiş durumda. Diğer kardeş kurumlarla beraber… Bugün Güney Afrika’dan tutun Amerika’nın çeşitli eyaletlerine, Avrupa’nın bütün ülkelerinden tutun Avusturalya’ya kadar Müslümanların yaşadığı ülkelerdeki bu hassasiyeti taşıyan Müslümanların oluşturdukları helal sertifikalama kurumları ile bir entegrasyon içerisinde olmayı hedefledik ve elhamdülillah bunu başardık. Hamdolsun bugün dünyaca tanınır bir kurum haline geldik. Bugün Çin’den veya Vietnam’dan bu konuyla ilgili bir araştırma için ülkemize geliniyorsa mutlaka GİMDES’in kapısını çalıyorlar ve bizden bilgi alıyorlar. Şuanda GİMDES bu uluslararası çalışmalarda samimiyet, ihlas ve İslam’a sıkı sıkıya rabıtalı olarak işi götürme anlayışıyla hareket ediyor.
Bazı gıdalardaki Jelatin maddesi konusunda bilgi verir misiniz?
Market raflarını dolduran ürünlerin hemen hemen yüzde altmışında bu madde var. Pastasından dondurmasına kadar her gıdada var. Kapsüllü ilaçların jelatinden yapıldığını biliyoruz. Bu sıkıntıdan kurtulmamız için ya helal jelatin temin etmemiz lazım ya da jelatini devreden çıkartmamız lazım. Jelatin hayvansal bir katkı maddesidir. Hayvanların vücudundaki maddelerden protein grubundan bir maddedir. Kemik, et, deri veya hayvana ait her hangi bir uzvu sıcak suda beklettiğimiz takdirde bu protein grubu suya intikal ediyor. Suya intikal eden bu protein kitlesini suyu buharlaştırıp geride kalanı muhafaza ettiğimizde elde etmiş oluyoruz. Bu madde gayrimüslimler tarafından icat edildiği için onlar tarafından üretiliyor. Dünyada şuanda yılda 380 bin ton üretim var. Bunun yüzde doksan dokuzu gayrimüslimler tarafından üretiliyor. Sadece Türkiye yılda dört bin ton jelatin tüketiyor ve bunu da dışardan ithal ediyor. İslam alemine baktığımız zaman en az 180 bin ton jelatin tüketiyor. Böyle önemli bir madde maalesef Müslümanlar tarafından helal bir şekilde üretilir duruma gelememiş. Bu jelatinlerde kullanılan hayvanların hepsinin sığır olduğuna dair kesinlikle bir garanti yok. Mezbahada hangi hayvan kesilmişse onun yan ürünleri jelatin fabrikalarına gidiyor. Domuz da dahil buna… Kaldı ki hepsi sığır olsa bile yine helal olmaz. Çünkü bunu kesenlerin kim olduğunu, hangi inanca mensup olduğunu ve ne şekilde hangi usulle kestiklerini bilmiyoruz. İslami usulle kesilmemiş bir hayvanın dinimizdeki hükmü nedir? Murdardır. Murdar bir hayvanın etinden kemiğinden yapılan bir maddeyi nasıl ithal edersin? Şu halde bu ürün yüzde yüz sığırdan bile üretilse bunun helal kesim olan bir sığır olduğu söylenemez.
GDO’lu ürünler var bir de…
Genetik yapısı değiştirilmiş ürünlere biz kesinlikle sertifika vermiyoruz. Çünkü yapıyı değiştirmek bizim elimizde olan bir şey değil, Allah’ın kudretinde olan bir şey. Bunu değiştirmeye kalkıyorlarsa mutlaka Allah’ın gazabına vesile olacak bir olayı yapıyorlar demektir. Mesela soya ve mısır ürünlerinin hepsinde sıkıntı var. Bugün yirmi beş otuz tane genetiği değiştirilmiş ürüne tarım bakanlığı izin vermiş. Bizim önümüze geldiği zaman, GDO’lu olmadığına dair belge istiyoruz. Bu gün laboratuvarlardan ciddi sonuçlar alabiliyoruz.
Meşrubatlarda durum nasıl?
Meşrubatlara da çok dikkat etmek lazım. İçlerinde haram maddeler olma ihtimali çok yüksek ürünler var. Mesela kola grubunun hiçbirinin bağışlayabileceğimiz bir durumları yok. Kolanın tamamını Müslümanların evlerinden masalarından, dolaplarından kaldırıp atmaları gerekiyor. Müthiş zararları var. Maden sularına da bazı aromalar katarak onu da bozuyorlar.
















