Müslim Üçüncü Efendi: Allah ü Teâlâ' yı bir bilelim, dediklerini hakkıyla tutalım.

e-Posta Yazdır PDF

         Müslim Efendi Trabzon'un Köprübaşı ilçesi Yılmazlar köyündendir. Arapça tahsilini babası Mustafa Efendi'den almıştır. Köprübaşı Beşköy Beldesinde Dağardı ve Büyükdoğanlı köylerinde imamlık yaptıktan sonra önce Şiran müftülüğü, daha sonra Bafra müftülüğü yapmıştır.

Türkiye'nin çeşitli yerlerinde görev yapan pek çok din görevlisine Arapça dersleri veren Müslim Efendi, Karadeniz bölgesinin tanınmış sufi ve din âlimleriyle yakın dostlukları vardı.

             Kendisiyle yapmış olduğumuz röportajı istifadenize sunuyoruz.

             Röportaj: Umut Bulut
             

            BULUT: Meslek hayatınız boyunca edindiğiniz tecrübeyi bizimle paylaşır mısınız?

            ÜÇÜNCÜ: Bu konuşmam bütün insanların hepsine yarar. Benim kendim Allah Ü Teala' nın bana nasip ettiği müftülük vazifesini uzun yıllar icra ettim. Bana müftülük vazifesi talep etmeden arkadaşlarımın telkiniyle verildi. İlk olarak Şiran kazasında, daha sonra Samsun'un Bafra kazasında müftülük vazifesi yaptım. Müftülük vazifesinden elime geçecek olan nasibim tükendiği için beni emekliye ayırdılar. Şimdi geldim evimde oturuyorum. Burada hoş geçinmekteyim, rahatım, gönlüm geniş. Hiç bir şeyden sıkıntım yok. Fakat gözlerim görmez, dizlerimin üstüne de kalkamam lakin aklım yerindedir Elhamdülillah. Buna şükrediyorum.

            BULUT: Din konusundu bize neler söylemek istersiniz?

            ÜÇÜNCÜ: Bu âlemi yaratan bir tek Allah vardır. O bir tektir. İki değil. İki tane olsa aralarında muharebe olacaktı. O Allah'ın (cc) yok eşi yok benzeri. Her ne yaparsa kendi yapar kimseye sormaz. Yaratır öldürür yarattıklarına rızık verir. Geçinme verir mal mülk verir. Herkesin kendi yaptığını alacağı bir memleket var ona âhiret derler ve orada verecek. Niçin burada vermez? Burada verse kalacaktı varislerine. Oysa yaptığının karşılığını kendin alabilmen için orada verir. Ahirette ise kimse ötekinin hakkına tecavüz edemez. Kimse ötekinin hakkını kendi zimmetine geçiremez. Herkes kendi hakkına razı olur. Yalnız o yarattıklarını bir daha divana çağırıp, soracak onlara ki;

            Ey yarattıklarım; sizi yaratan benim oysa siz benim emirlerimi yerine getirmediniz. Lakin size dünyada ceza vermedim çünkü dünyanın cezası tükenir. Oysa buradaki ceza başka bir ceza şeklidir. Eğer iyilik yapmışsan onun karşılığını cennette alırsın. Orada yemek var içmek var, giyinmek kuşanmak var, altlarından ırmaklara akan cennetler var. Evlenmek var. Oradaki kadınlar cennetin içinde yaratılacaklar. Bu dünya kadınları da olacak. Bu dünyada eşlerine hizmet eden kadınlar öteki dünyada çok iyi dereceler alacaklar.
            Razı olan çile çeken kadınlar mutlaka mükâfatlandırılacaktır. Orada bu dünyadaki gibi tükenmek yoktur. Ardı arası gelmeyen bir hayattır oradaki hayat. Orada çok yemek de lazım çok güzel nimetlerde lazım. Oradaki yemek bu dünyadaki gibi değildir. Yediğiniz her yiyecek gövdenizde hâsıl olacak misk kokulu bir ter vasıtasıyla dışarı boşaltılır. O terle birlikte sen de misk rayihası gibi kokacaksın. Oradaki hayatta senin hanımlarını başkası katiyen göremez. Sen de başkasının hanımlarını görmeyeceksin.

            Ey dinleyiciler;
            Eğer dünyada iken Allah u teala'nın dediklerini yapıp emirlerini tuttuysanız hiç korkmayın. Eğer yapmadıysan sorguya alacak seni '' Ey kulum seni yarattım ben yedirdim içirdim giydirdim kuşandırdım ben. Seni mal sahibi mülk sahibi yaptım ben rızık verdim ben. Oysa sen benim dediklerimi niçin yapmadın?

            Başka bir ilah yok ki sen ona kaçıp gidecektin sen benim kulumsun niçin emirlerimi yapmadın? Şimdi ben sana ayırdığım yeri göstereyim gideceğin yer cehennemdir. Sen o dünyadayken ben sana bunu bildirmiştim. Buna rağmen sen beni dinlemedin o zaman gir cehennemime. Odun yanar kül olur taş olsa yanar erir lakin cehennemde yanan insanın böyle yok olma şansı yoktur. Onlar mütemadiyen yanar yanar yanar. Ardı arkası gelmez. Şimdiden haber vermiştir onu Allah(cc) bil onu ki ben sana zulüm etmedim sen sana zulüm ettin. Hâşa Allah hiç kimseye zulüm etmez.

            Ey dinleyiciler

            O bizleri ve bu âlemi yaratanın hallerini anlatayım sizlere. O'nun evveli yok, sonu da yoktur. Her ne kadar evvel tarafına gidersen o Allah'ı(cc) bulursun. Her ne kadar ileri de gidersen onu bulursun. O tektir eşi yok arkadaşı yok. Oğlu yok kızı yok anası yok babası yok yani öyle bir 'bir' dir ki; onun gibi başka bir tane daha yoktur. O uyumaz o yemez o içmez o giymez.

            Bir padişah düşünün ki kendi uyur nöbetçisini uyutmaz kendi iyi yiyecekler yer kölesini yedirmez. Kendi rahat eder etrafındakileri rahat ettirmez. Oysa Allah(cc) öyle değildir. Yemez yedirir giymez giydirir. Uyumaz bizi uyutur.

            Musa (a.s)  bir gün Allah Teala'ya sordu ki Ya Rabbi sen hiç uyumaz mısın? Allah (cc) Musa (as) ya dedi ki; su dolu bir bardak eline al ve öyle dur. Bir müddet sonra Hz. Musa'nın uykusu geldi ve uyudu. Su dolu bardak düştü kırıldı sular da döküldü. Allah Hz. Musa'ya dedi ki; ''Eğer ben insanlar gibi uyumuş olsam bu alemin dengesi bu bardak gibi bozulur dağılır gider.''

            Kendisi hiçbir şeye benzemeyerek kendini kullarına gösterecek. O vakitte O'nu görebilen kullardan olmak için bu dünyada vazifelerimizi hakkıyla yerin getirmek lazımdır. O kullar o kadar sevinecek ki, bunu anlatmanın imkânı yoktur.
            Kullar Allah (c.c)ın cemalini görende cennetin tatlarını hep unutacaklar.  Başka bir şey istemeyecekler.  O cennette olanlar perdenin hiç kapatılmamasını isteyecekler. Dönüş yolunda bu cennetlikleri gören melekler diyecekler ki; bir şey oldu size gittiğinizden başka bir renk aldınız. Her cuma miktarınca Allah kullarına yüzünü gösterecek. O bakanlar diyecek ki; sizin yüzünüzde bu sefer çok başka bir güzellik var ne oldu da bu kadar güzelleştiniz? Onlar da anlatacaklar biz Cemalullahı gördükten sonra böyle güzelleştik diye…  

            Şimdi o Allaha inananlar, inanmayanlarla beraber mahşer toplantısında buluşacaklar. Allah emir verece  ''ferigun filceneti ve fierigun fisseğir''. Bir fırka cennetlik bir fırka cehennemlik olarak ayrılın onlar da ayrılacaklar.

            Diyecekler ki; Ya rabbi biz dünya hayatında beraberdik bir müsaade et de konuşalım. O zaman anne evladından hısım akrabasından kaçacak herkes günahlarının ortaya dökülmesinden korkacağı için kimse kimseyle konuşmak istemeyecek. Herkes kendi amelleriyle baş başa kalacak.  Kötüler iyilere diyecek ki ''bizi de alın yanınıza '' iyiler diyecek ki ''biz dünya hayatında ibadet ederken bizi alaya alırdınız. Biz haçan namaz kılardık maskaralığa alırdınız biz. Biz oruç tutarken nedir bu açlık bu dünyada ye iç gez ne lüzumu var aç kalmanın. Haçan Ka'be' ye giderdik ne Lüzumu var Kabeye gitmenizin Kabeye gidip Araplara para mı yedireceksiniz? derdiniz.  Şimdi sizin için takdir edilmiş bir ceza vardır. Öyleyse çekin cezanızı…
            Cennetlikler de cennete giderken cehennem ateşi hafifleyecek cehennem bağıracak ''ey cennetlikler çabuk geçin siz benim ateşimi söndürüyorsunuz.'' Nasıl ki bir tencere kaynarken soğuk su dökerseniz kaynaması hemen durursa cehennem ateşi de müminleri görünce öyle soğuyacak.

            Ey Müslümanlar
 
            Benim size armağanım olarak nasihatim şudur ki; orada pişman olmamak için şimdiden çalışalım gayret edelim emek edelim biraz yorulalım. Allah ü Teâlâ' yı bir bilelim dediklerini hakkıyla tutalım. Her şeyimiz dört dörtlük olamasa da elimizden gelen ne varsa yapalım bu da bize yeter. Gönderdiği peygamberlerin hepsine inanalım. Hz. İsa (a.s)’ya inananlar derki Hz. Muhammet (s.a.v) peygamber değildir. Bize göreyse bütün peygamberler haktır. Sakın ola ki Hıristiyanların peygamberlerine Yahudilerin peygamberlerine en ufak bir saygısızlık yapmayasınız. Bizim peygamberimizin öteki peygamberlerine bir takım üstünlükleri var. Bizim peygamberimizin hak peygamber olması onların peygamberlerine iman etmememiz anlamında değildir.   Bizim peygamberimiz hem insanlara hem cinlere gönderilmiş bir peygamberdir. Hz. Süleyman (as) cinlere kumanda ederdi ama cinlere peygamber değildi. Bizim peygamberimiz hem insanların hem cinlerin peygamberiydi. İkinci bir husus ise ''hatemen nebiyyin'' olmasıdır. Yani son peygamberdir. Ondan sonra kesinlikle bir peygamber gelmeyecek. Hiçbir peygamberi seçip ayırmayın hepsine toptan iman edin.

            BULUT: Hocam son olarak bize bir hikâye anlatır mısınız?

            ÜÇÜNCÜ: Bir gün Hz. Musa (a.s) ile arkadaşları bir ''âlemi gaybe'' girmişler Âlemi gayb derken bilinmeyen karanlık bir yerdir. Nasıl ki tünele gireriz ortalık karanlık olur ya onun gibi bir yer. Hz. Musa (a.s) demiş ki; arkadaşlar ayağınızın altındaki çakıl taşlarından ceplerinize doldurun. Pişman olmazsınız. Bir kısmı ceplerini taşlarla doldurmuş. Bir kısmıysa ''ne lüzumu var bizim oralarda taş çok var. Boşu boşuna taş mı taşıyacağım'' diyerek taş almamışlar…

             Tünel bitip,  ışığa çıktıklarında herkes bakmış ki ellerindeki taş dedikleri kıymetli mücevherlermiş…

            Şimdi burada iki gurup arkadaş ta pişman olmuş. Birinci gurup niçin daha çok taş almadığına pişman olurken, ikinci gurup neden hiç almadığına pişman olmuş. Bu dünya hayatı da böyle bir âlemi gaybe benzer ki; bazıları niçin hiç sevap yapmadığına pişman olurken; bazıları da neden daha çok yapmadım diye pişman olacaklar. Size o kadar derim ki bu dünyada iken ömür sermayenizin kıymetini bilin. Cebinize öteki dünyada geçer akçe olacak taşlardan doldurun. Sonra çok pişman olacaksınız.

            BULUT: Allah razı olsun bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz

            ÜÇÜNCÜ: Asıl ben teşekkür ederim.