Türkiye Yazarlar Birliği Onursal Başkanı ve Vakit Gazetesi yazarı D. Mehmet Doğan Bey’le Ankara, Ankara’nın tarihi kökleri ve Hacı Bayram Veli’yi konuştuk. Burhan Dergisi okurlarının istifadesine sunuyoruz.
Muhterem Doğan, Ankara’da yaşıyorsunuz. Ankara denilince aklınıza ilk olarak neler geliyor?
Ankara, orta Anadolu’nun dolayısıyla Türkiye’nin belkemiği olan önemli tarihî şehirlerden biri... Roma dönemindeki mevkiini Osmanlı döneminde de devam ettirmiş bir şehir. Doğu-batı, kuzey-güney eksenindeki ulaşım ağlarının kesiştiği bir merkez.. 20. Yüzyıla kadar çok önemli ve kendine mahsus bir ekonomik varlığa sahip: Tiftik keçisi ve onun tüyü olan tiftik; Bu Ankara’ya sürekli ve farklı bir yapı kazandırmış.
Ankara’yı anlamlandırırken Cumhuriyet dönemi ile sınırlandırmak doğru bir yaklaşım mıdır?
Ankara, Cumhuriyet’ten önce Anadolu’nun önemli bir merkezi idi. Ankara vilayetinin sınırları içinde, Kayseri, Çorum, Yozgat, Kırşehir sancakları vardı. Bunlar Cumhuriyet’ten sonra müstakil vilayet oldu. Daha sonra Kırıkkale de Ankara vilayetinden ayrılarak il yapıldı. İktisadıyla olduğu kadar kültürüyle de önemli bir merkezdi. Hacı Bayram Veli’nin döneminde meydana getirdiği ve sonrasında devam eden bu hava şehri müstesna kılıyordu. Cumhuriyet sonrası yeni bir Ankara oluşturulmak istendi. Bu yeni Ankara eski Ankara’ya zıt bir zeminde yükseltilmeye çalışıldı. “Mabetsiz bir şehir” olarak kurulmak istenen Ankara onlar açısından gerçek bir başarısızlık hikâyesidir. Eski Ankara’yı dışlayan yeni Ankara anlayışı çökmüştür. Çünkü yeni Ankara mabetsiz şehir olmayı reddetti. Ankara’nın siluetine kubbe ve minareler bir halk yapıcılığı olarak damgasını vurdu. Şimdi Ankara Türkiye’nin en çok camisi olan şehirlerinden birisidir.
Bugün İstanbul tarihiyle bir bütün gibi algılanırken Ankara sanki tarihinden kopuk gibi duruyor. Bunda resmi ideolojinin payı nedir?
Resmî söyleme göre Ankara “yoktan var edilen” bir başkenttir. Bu demektir ki seksen küsur yıl önce Ankara diye bir şehir yoktu! Esasen bu Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı geçmişini inkâr etmesiyle paralel giden bir propagandadır. Demek istiyorlar ki; nasıl Türkiye Cumhuriyeti yoktan var edilmişse Ankara da öyle türetilmiş bir şehirdir! Ankara’nın bu tarz reklamını yapanlar Ankara’nın dostları değillerdir gerçekte. Çünkü köksüz, türedi bir şehirden bahsetmektedirler.
Ankara’nın önemi tarihiyle birlikte daha net bir şekilde ortaya çıkıyor galiba…
Ankara’nın Osmanlı Devleti’nin oluşum sürecinde çok mühim bir rolü var. Ankara beylikler döneminde Osmanlı Devleti dışında hiçbir güce yakın durmamıştır. Mesela Ankara Karamanoğullarına meyletse Türkiye’nin hâkimi Karamanoğulları olabilirdi. Ankara’nın tarihi işte bu derece önemlidir. Ankara Osmanlı tarihinin kuruluş döneminde ahilerle oynadığı rolü, İstanbul’un fethi sırasında bayramilerle sürdürmüştür.
İstanbul’un fethinin Akşemseddin’in hocası Hacı Bayram Veli’ye kadar uzanan bir hikâyesi olduğu biliniyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Ankara’nın tarihi geçmişini bir isim etrafında açıklamak gerekirse, bu isim Hacı Bayram’dır. İstanbul’un fethinin hikâyesine gelince, bir tarihi sürecin kavranması bakımından önemlidir. Fakat her nedense bu süreçte Ankara’nın rolü ihmal edilmiştir. Oysa İstanbul’un fethi “Ankara merkezli bir düşünce”nin kuvveden fiile çıkarılması olarak okunabilir. Elbette İstanbul’un fethedilmesi ile ilgili Hz. Peygamber dönemine kadar giden bir süreç var. Peygamber’imize atfedilen söz bu şehrin çeşitli zamanlarda muhasara edilmesinde büyük rol oynadı. Fakat bu sözün ete kemiğe büründürülmesi, sonuca ulaştırılmasında Hacı Bayram Veli ile onun halifesi Akşemseddin’in ve diğer bayramî büyüklerinin büyük emek ve gayretleri var. Hacı Bayram 2. Murat’ın çağdaşı idi. Fethin bir sonraki neslin işi olduğunu Sultan Murat’a söyleyen oydu. Bu apaçık bir hedef gösterme idi. Bir taraftan yeni doğan şehzade Mehmed’i, diğer taraftan ona fetih konusunda hocalık yapacak müridi Akşemseddin’e yönelik bir hedef belirleme.
Fethin psikolojik ve manevi altyapısını bayramiler hazırladı diyebilir miyiz?
Evet Bayramiler İstanbul’un fethinin manevî zeminini hazırladılar. Akşemseddin genç Fatihi psikolojik olarak bu zafere hazırladı. Genç Sultan tahta çıkar çıkmaz İstanbul’un fethi için hazırlıklara başladı. İstanbul üzerine asker sevk ettiğinde bu savaşa katılmak üzere tarikat ehli olarak sadece bayramîleri davet etti. Akşemseddin başta olmak üzere bütün bayrami uluları ve 20 bin bayrami müridi İstanbul kuşatmasına katıldı.
Ankara’nın Selçuklu şehri olduğunu düşünürsek bayramilikten daha öncesine gittiğimizde o dönemde Ankara’da dikkat çeken en önemli unsur neydi?
Tabi ki Ahilikti. Selçuklu Anadolu’sunun iktisadi-içtimai altyapısını oluşturan Ahilik teşkilatıydı. Ankara ahiliğin önemli merkezlerindendi ve bir süre ahiler Ankara’nın idaresini bile üstlendiler. Bu dönem Selçuklu sonrasında Ankara’ya çok özgün bir kimlik armağan etti. Bugün geleneksel Ankara’nın en büyük mimari yapısı, en büyük camisi, ne bir padişahın eseridir; ne de bir sadrazam veya paşaya aittir. Ankara’yı bir süre yönetmiş olan ahi şeyhlerinden Ahi Şerefedin’in camiidir. Aslanhane Camii de Selçuklu dönemi Ankara’sının en büyük mimarî yapısı olarak cumhuriyete kadar gelmiş ve şehre damgasını vurmuştur. Özetlersek, ahilik Selçuklu Anadolusu’nun yapıcı unsuru oldu, bayramilik ise Osmanlı döneminin manevi iklimini oluşturdu diyebiliriz.
El emeği, çalışma, üretim ve kanaat gibi İslam iktisadına ait değerleri düstur edinen Hacı Bayram Veli hakkında ne söylemek istersiniz?
Biliyorsunuz Hacı Bayram Veli’nin asıl adı Numan’dır. Şer’i ilimlerin müderrisi olan Numan Efendi, Somuncu Baba’ya bağlandıktan sonra tasavvufi bir şahsiyet olarak karşımıza çıktı. “Üretmek”le hayat ve maneviyat arasında güçlü bir bağ kurdu. Kendisi ziraatla uğraştı, müritlerini de mutlaka bir iş, bir meslek sahibi olmaya mecbur etti. Onun halifelerinden Akşemseddin değirmenci, Ömer Dede bıçakçı idi mesela…
Hacı Bayram Veli türbesinin bugün Ankara için anlamı nedir?
Köklü şehirlerin böyle manevî çekim merkezleri vardır. Bu merkezler, her zaman yeni hamlelerin üssü olmaya namzettirler. İnsanlar, yozlaşmaların haddi aştığı dönemlerde arınmak için bu merkezlere müracaat ederler. Kendileriyle karşı karşıya, Rableriyle baş başa kalırlar. Kendi gönüllerinden aldıkları ilhamla, huzur içinde doğru yola iletilmek isterler. Bunun için niyazda bulunurlar. Güçlü bir iç hamle için donanırla
Son olarak şunu sormak istiyorum: Bir yazınızda “29 Mayıs gençlik bayramınız kutlu olsun” ifadesini kullanıyorsunuz. Neden bu tarih gençlik bayramı olmalıdır sizce?
Gerçek gençlik bayramının İstanbul’un fethinin yıldönümü olan 29 Mayıs olması gerektiği düşüncesindeyim. Sebebi, 29 Mayıs’ın gençlik çağında bir kahramanın bütün dünya tarihini etkileyen bir işi başardığı günün yıldönümü olması. Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta olanlar, şimdi üniversite talebesi… Gençler bu yaşlarda neler yapılabileceğini bu bayram vesilesiyle düşünebilir güven içinde geleceğe bakabilirler. İşte bu gerçek bir bayram olur. Resmiyetin zorlama bayramına da benzemez.
















