Bir ülkede mezar taşları o ülkenin tapu senetleri gibidir. Milletler geçmişleriyle beraber yaşarlar. Bir başka şekilde ifade edecek olursak ölülerimiz de bizimle birlikte yaşarlar. Bazen ölüm rabıtası
yaparız ya… Bir an için kendi ölümümüzü gözümüzde canlandırırız… Şimdi Eyüp Sultan mezarlığını ve kendi ölümümüzü birlikte göz önünde canlandıralım. Böyle pejmürde bir mezarlıkta medfun olduğumuzu yeniden bir düşünelim… Eyüp Sultan’da mezar taşlarını
okuma kurslarına katılan Nidayi Sevim, daha sonra bir gönüllü asker gibi bir şeyler
yapmak gerektiğinin farkına varanlardan
biri… Önce www.mezar-taslari.com
adlı internet sitesini kuruyor. Derken
Eyüpsultan’da Osmanlı mezar taşları ve
mezar kültürümüzü konu edinen ‘’Medeniyetimizin
Sessiz Tanıkları’’ adıyla bir
kitap yazıyor. Şimdilerde ise www.medeniyetimiz.
com adıyla bir siteyi yayın hayatına
sokan Sevim aynı zamanda Kitap
Dostu yayınlarında çıkan ‘Medeniyetimizde
Toplumsal Dayanışma ve Sadaka
Taşları’ adıyla bir kitabını da okuyucuyla
buluşturdu. Bir kültür gönüllüsü olan Nidayi
Sevim’le mezar taşlarımızı konuştuk.
Kısa zamanda yüzlerce resim
bilgi belge ve dokümanla birlikte siteler
kurdunuz kitaplar yazdınız. Bu kültür
yolculuğunuz hakkında birinci
ağızdan bize neler söylemek istersiniz?
Kültürel miras, milletlerin hafızasıdır.
Hafızalarını kaybeden milletler; şahsiyetlerini,
geçmişle bağlarını, kısacası
kimliklerini kaybederler. Mezar taşları ve
mezarlıklarımız, geçmişimizle kurduğumuz
köprünün en önemli ayaklarından birini
meydana getirirler ve vazgeçilmez
kültür miraslarımızdandır. Bilindiği üzere
Türkiye’mizin manevi merkezi Eyüp Sultanımız
mezarlıkları ve mezar taşları ile
de ünlüdür. O mezar taşlarımız ki, Prof.
Dr. Kazım Yetiş hocamız bir sohbetlerinde
Yahya Kemal Beyatlı’nın Osmanlı
mezar taşlarının değerini şöyle dile getirdiğini
söylüyordu: “Hiç bir şiir bir mezar
taşı kadar milli olamaz. Çünkü onda el emeği,
göz nuru, sanat vardır. Ve onlar bize bizi anlatır.”
Yine Muhterem Yüceyılmaz hocamız ise bir
sohbetlerinde Nihad Sami Banarlı’nın: “Eğer bir
medeniyetin ihtişamını hala görmek istiyorsanız,
Eyüp Sultan’da ki Osmanlı mezar taşlarına
bir göz atınız.” sözünü dile getiriyordu...
Düşünebiliyor musunuz? Bundan birkaç yüz
sene önce yaşamış büyük ve muhterem bir din
âlimi, bir tarikat şeyhi, bir şâir, bir vezir, önemli bir
komutan, hayırsever bir zat. Ölmüş gitmiş. Bir
müddet sonra nesli tükenmiş, bayramda seyranda
kabrini ziyaret eden bir torunu kalmamış. Sonra
bizler bu gibi zatların mezarlıklarını viran etmişiz.
Evet buram buram tarih kokan, ecdat yadigarı, kavuklu,
sarıklı, fesli, inci gibi işlenmiş her bireri sanat
şaheseri mezar taşlarımız. Yerlere devrilmiş, parçalanmış,
yeri geldiğinde yollara dolgu malzemesi
yapılmış, duvarlara taş olarak örülmüş. Hırsızlar tarafından
yağmalanıp Avrupa’lıların villalarına süs
malzemesi olmuş. Kimileri de yeni mezar yeri olması
için yerlerinden sökülerek mezarlık simsarları
tarafından üç beş kuruşa peşkeş çekilen, bakımsız,
sahipsiz içler acısı durumda. Tarihimiz, kültür
mirasımız göz göre göre kaybediliyor, kaderine terk
edilmiş vaziyette. Allah bizden bunun hesabını sormaz
mı?
Her zaman söylenir İstanbullu olmak bir ayrıcalıktır.
Doğrudur da. Bu övülmüş şehirde yaşama
bahtiyarlığına erişmek büyük bir nimettir. Tabi her
nimetin bir de külfeti yani minnet borcu vardır. Hele
birde sevgili efendimizin mihmandarlığını yapmış,
dostluğunu kazanmış, aziz misafirimiz Halid bin
Zeyd Ebu Eyyub el- Ensari Hazretlerinin yanı başında
ikamet ediyorsanız sorumluluğunuz iki katına
çıkmış demektir. Ekmeğini yediğimiz, suyunu
içtiğimiz, havasını kokladığımız bu kutlu belde’ye
ve bu belde de metfun ceddimizin hatıratına ne gibi
katkı yapabilirim? Dedim ve 280.000 metre kareye
yayılmış Eyüp Sultan kabristanı ve özellikle Osmanlı
dönemi mezar taşlarımıza sahip çıkılması
amacı ile ilgili bütün kurumlara yazılı ve sözlü müracaatlarda
bulundum. Bir yandan yazışma trafiği
ile ilgilenirken bir yandan da. Eyüp Sultan Mihrişah
Valide Sultan Mektebinde Mezar taşlarını okuma
seminerlerine katılan bir avuç kursiyerler olarak, bu
mütevazı çalışmalarımızın milli tarih, sanat ve kültürümüzün
bir parçası olduğuna yürekten inanarak
ve buradan yola çıkarak, insanlarımıza bu bilgileri
azda olsa karınca kararınca verebilmek, paylaşmak,
mezar taşlarıyla ilgili sorunlara çözüm yolu
aramak, yapıcı araştırma ve çalışmalarda bulunmak,
öneri sunmak, ve iletişim kurmak üzere ne
yapalım nasıl yapalım dedik ve 2006 yılında MEZARTAŞLARI.
COM’u kurmaya karar verdik.
Sitemiz kısa zaman içerisinde kabul gördü,
sevildi, önemli bir boşluğu doldurarak, mezar taşları
alanında bir platforma dönüştü. Bir çok araştırmacıya
önemli katkılar sağladı. Geçen üç yıl
içerisinde yüz binlerce kişi tarafından ziyaret edildi.
Yurt içinden ve Dünyanın bir çok yerinden üyelerimiz
var. Teknik bir takım sebeplerden dolayı, kısa
bir müddet aradan sonra, yeni bir isimle ve daha
geniş bir pencere ile “Edebiyat Sanat ve Kültür
Araştırmaları Derneği” yayın organı olarak 2009 yılından
itibaren “MEDENİYETİMİZ.COM” adı ile tekrar
yayına başladı. Bunların yanı sıra bu
çalışmaları bir adım daha ileri taşımak üzere “medeniyetimizin
Sessiz Tanıkları” isimli milletimizin istifadesine
sunduk. "Bu eserde, Eyüp Sultan"ın
tarihi, Eyüp El-Ensari Hazretleri""nin hayatı, Eyüp
Sultan Camii ve Türbesi, mezarlık ziyareti, Osmanlı
mezar taşları, semboller, mezar taşlarına yazılan
yazılar, Eyüp Sultan""da metfun şahsiyetler ile Osmanlı
dönemi mezarlılarımız ve Eyüp Sultan haziresinin
bir an önce şanına yakışır bir
şekildeedilmesiyle ilgili resmi kurumlar ile yaptığım
yazışmalarla dilek ve temenniler yer almaktadır.
Son bölümdeyse, bünyesinde önemli örnekleri barındıran
Osmanlı dönemi mezarlıklarımızın prototipi
niteliğindeki, Eyüp Sultan hazirelerinden,
dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz, binlerce
mezar taşları içinden seçtiğim resimler yer almaktadır.
Sanatalemi.net sitemizde Eyüp Sultan, tarihi
doku ve kültürel mirasımız konulu zaman zaman
araştırma yazıları yazıyorum. Son olarak Edebiyat
Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)
de yukarıda açıklamaya çalıştığımız konular üzerinde
kurumsal olarak bazı projelerin hayata geçirilmesi
ile ilgili çalışmalarımız devam etmektedir.
Malum mezarlıklarımızın durumu ortada herkes bir
şeyler yapılmalı derken hiç kimse hiçbir şey yapamıyor.
Sizce mezarlıklarımız için en acil olarak
neler yapılmalıdır?
Bugün ne yazık ki mezarlıklarımız kapağı
açılmamak üzere, mühürlenmiş, eski bir kitap gibi
kenara atılmış, yıpranmış, günden güne yok olmaya
terk edilmiştir. Osmanlı dönemi mezarlıklarımızın,
şanına yakışır bir vaziyetteedilmesi için bu
alanların sorumluluğunu resmi olarak taşıyan kurumlar
başta olmak üzere, konunun uzmanı, akademik,
bir heyet oluşturulmalı, bunun içinde sanat
tarihçisi, arkeolog, edebiyatçı, hattat, dilbilimci ve
sanatçılar, hatta sanat ruhu ve estetik bakış açısı
bulunan ustalar bulundurulmalı, disiplinli bir şekilde
koordine edilip, tam bir işbirliği içerisinde projeler
üretilerek hayata geçirilmelidir.
Mezarlıklarımızın envanteri çıkarılarak, restorasyonu
yapılıp, sürekli bakımının yapılacağı,
muazzam yerlere dönüştürmelidir. Yeni bir anlayış
ve bakış açısı oluşturulmalı, bu alanların bir kısmı
açık hava müzesine çevrilmeli, diğer bir kısmı milli
parklar haline dönüştürülmelidir. Sanat değerleri
yüksek olan mezar taşları ise kapalı bir müze alanı
oluşturularak korunmaya alınıp, sergilenmeleri
sağlanmalıdır. Aksi takdirde mezarlıklarımıza ilgisiz
ve duyarsız kalıp, bakımsız, harap bir vaziyette
kaderine terk edip, ceddimizin hatıratına hoyratça
yaklaştığımız müddetçe, ileride çocuklarımıza Türk
mezar taşı geleneğinin İslamî formlarını gösterebilme
şansımız olmayacaktır!...
Belediyeler, mezarlıklar müdürlüğü, vakıflar
ve anıtlar yüksek kurulu derken hem çok
başlı bir yapı var hem de herkes sorumluluğu
başkasının sırtına atma gayreti içinde bu çok
başlılıktan kurtulmak için yetkilileri nasıl harekete
geçirebiliriz?
Eyüp Sultan Camii örneğinde olduğu gibi bir
camii düşünün ki, mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne
ait. Caminin içerisi Diyanet İşleri Başkanlığı’na
bağlı. Türbe, Kültür Bakanlığı denetiminde.
Hazirenin mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne,
bakımı Eyüp Sultan Belediyesi’ne, korunması
Büyük Şehir Belediyesi’ne ait en küçük bir müdahale
için Anıtlar Kurulu’ndan onay alınması gerekiyor.
Devasa ağaçlar mezarları parçalamış,
nerdeyse caminin revaklarını parçalayacak durumda,
caminin 50 metre yanına yaklaşmadan camiyi
göremiyorsunuz, ortalık güvercin pisliğinden
geçilmiyor, ama en ufak bir müdahale bile yapılamıyor.
Ciddi bir koordinasyon eksikliği var. Türkiye’mizin
manevi merkezi Eyüp Sultan cami ve
çevresindeki tarihi doku ciddi tehdit altında. Eğer
yetkililer bir an önce önlem almazsa, ve bu vandalizme
son verilmezse, ileri de telafisi mümkün olmayan
tahribatla karşı karşıya kalacağımız
kuşkusuzdur.
Resmi makamlar işi biraz da tavsama gayreti
içinde olsa bile toplum olarak bizlerin de
üzerine hiç kuşkusuz görevler düşüyor. Toplum
ve birey olarak bizler neler yapabiliriz?
Bilindiği üzere Osmanlı döneminden kalan
hazirelerimiz; 21/7/1983 Tarih ve 2863 Sayılı Kültür
ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile korunmaları
gerekli kültür varlıklarımız olarak kabul edilmiştir.
Ayrıca Belediyeler, Mezarlıklar hakkındaki
Nizamnamenin (Tüzük) 12. ve 13.maddesine göre
“Mezarlıklarda güneşin girmesine ve havanın cereyanına
mani olmayacak tarzda, servi ağacı gibi
yaprakları yaz ve kış yeşil duran ve dalları yayvan
olmayan ağaçlar kullanılacak ve imkan dahilinde
çiçeklerde ekilecektir.” Aynı tüzüğün 15.maddesine
göre “Mezarlığın dahili daima temiz tutulacak ve
yolları, parmaklıkları iyi halde muhafaza edilecektir.
Mezar taşlarının kirlenmesine ve yosun tutmasına
meydan bırakılmayacaktır.” Denmektedir.
Gelin görün ki teorisini yukarıda okuduğumuz nizamnameler
pratikte maalesef bir türlü hayata geçmiyor.
Özellikle Selatin Camilerin etrafında bulunan
Osmanlı dönemi mezarlıkların ihya edilmesi ile ilgili
bir çalışma yapılmak istendiğinde, zorlu bir bürokrasi
savaşı verilmesi gerekiyor. Önce yerel yetkili
merciler nezdinde girişim yapılması gerekmekte,
bu mezarlıkların mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne
ait olduğu için sırasıyla Vakıflar Bölge Müdürlüğü,
Vakıflar Genel Müdürlüğü, Abideler Daire
Başkanlığı, eğer buradan onay alınabilirse daha
sonra anıtlar kurulunda beklenen uzunca bir
süreç... Bugüne kadar henüz ciddi bir proje hayata
geçirilmiş değil.
Diğer yandan İstanbul"da yaklaşık olarak
yaklaşık 8,5 milyon m²’lik alanı kaplayan 300’den
fazla mezarlık bulunmaktadır. Bu Mezarlık alanlarını
yeşil alan olarak kabul edersek, ki öyle, bu İstanbul"
a yeşil doku açısından muhteşem bir
katkıdır. Bir yetişkin servi ağacının ortalama 8 kişinin
ihtiyacını karşılayacak düzeyde oksijen ürettiğini
düşündüğümüzde mezarlıkların, önemi daha
da iyi anlaşılmış olacaktır. Doğal bitki örtüsü olarak
yetişmiş ağaçlar yanında ecdat tarafından dikilmiş,
ve halen dikilen ağaçlar da göz önünde bulundurulduğunda
mezarlıklarımızda yüklü bir ağaç envanteri
mevcut olduğu görülmektedir. Mezarlıklar
her şeye rağmen insanımızın saygı gösterdiği, muhafaza
ettiği alanlar olduğundan, buralardaki yeşil
doku da hemen hiç tahrip olmadan muhafaza edilmekte,
doku tahribi söz konusu olmamaktadır. Bu
faktörü göz önünde bulundurulup mezarlıkların
kent yaşamı ile entegrasyonu sağlandığında İstanbul"
un yeşil dokusuna da büyük katkı sağlanmış
olacaktır. Önemli olan buraların yeşil doku
konseptinde değerlendirilmesi, ve planlama ve uygulamaların
bu çerçevede yapılmasıdır. Bahsettiğimiz
projeler önemli projelerdir ve uzun zaman
istiyor. Bunun bilincinde olarak öncelikle münevverlerimizin
bu konuyu iyice kavrayıp dert edinmeleri
gerekmektedir. Ondan sonra bu dalga dalga
genişleyerek halk tarafından sahiplenilecek istenilen
sonuçlar alınacaktır. Halkın sahip çıkmadığı
projeler akamete uğramaya mahkumdur. Onun için
her platformda bunu gücümüzün yettiği ölçüde dillendirmeye
çalışıyoruz.
Devletin kendi başını kaşıyacak vakti
olmaz. Ama özel kuruluşlar, vakıflar, dernekler
ve gönüllü bireyler bir kamuoyu oluşturabilir.
Sizce de toplum mezar taşları ve mezarlıklarla
ilgili olarak yeterince duyarlı mı?
İşte tam burada sanatçılara büyük görevler
düşmektedir. Çünkü sanatçılar, yüce yaratıcının
kâinattaki hazinelerini derinlemesine keşfedip, kavrayabilen
ve bu güzellikleri açığa çıkarıp diğer insanlara
gösterebilme, paylaşma inceliğini,
ayrıcalığını bahşettiği müstesna insanlardır. Eyüp
Sultan’da bir çığlık attık sesimiz Sanatalemi’nde
yankı buldu ve bu ses değerli sanat sever dostlarımızın
sesiyle birleşerek, bundan sonra daha da gür
bir şekilde dalga dalga yayılacak, inşallah yakın zamanda
güzel semereler alınacaktır. Edebiyat Sanat
ve Kültür Araştırmaları Derneğimizin de bu yönde
büyük destekleri var ilerleyen zamanlarda güzel
hizmetlere imza atacağımızdan son derece ümitliyim.
Uzun zamandır mezar taşları ile ilgili çalışmalar
yapıyorsunuz. Bize anlatabileceğiniz ilginç
anekdotlar var mı?
Osmanlı dönemi mezar taşları sözleri içerisinde
insanı tebessüm ettiren ifadelere rastlamak
azda olsa mümkündür. Misal olarak S. Eyice’nin
bildirdiğine göre bir mezar taşında “Allah ona sadece
seksen yıl ömürcük verdi.” Yazılıdır. Şair Eşref’e
ait gülümseten ve bir o kadarda düşündüren
şu hiciv dörtlüğünün de yine bir mezar taşına yazılı
olduğu kaydedilmektedir.
“Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için
Gelmesin reddeylerim billah öz kardeşimi
Gözlerim ebna-yı Ademden ol rütbe yıldı kim
İstemem ben fatiha tek çalmasınlar taşımı
Bu ifade zamanımız anlayışı ile nekadar da
örtüşüyor değilmi?
İstanbul mezarlıklarında metfun çok değerli
şahsiyetler var. Bunların tanıtılması için
yeterli bir gayret göremiyoruz. Bu kopukluğu
biz nasıl giderebiliriz?
Sanatalemi.net sitesinde de zaman zaman
yazılarımda dile getiriyorum. Eyüpsultan’dan bahsedecek
olursak, Başta Eyüp Sultan (r.a.) olmak
üzere, üç padişaha sadrazamlık yapmış Sokullu
Mehmed Paşa, Lala Mustafa Paşa, Şeyhülislam
Ebussuud Efendi, Zekai Dede Efendi Yine son dönemlerden
Mareşal Fevzi Çakmak, Necip Fazıl Kısakürek
gibi değerlerimiz var. Zekai Dede
örneğinden yola çıkarsak, Zekai Dede Efendi (Eyyubi
Hoca Hafız Mehmed) Klâsik Türk Mûsıkîsi’nin
son büyük bestekârı dır. Kendisinden 70 yıl önce
(1827’de) ölmüş olan Beethoven’ının Bonn’daki
evi, çiçekli bahçesi içinde 170 yıldır aynen korunup
bakılmakta olan bir ziyaretgah olduğu halde, biz,
20. yüzyılın tarih tahripçileri, Zekai Dede’nin evini
yıkmakta mahzur görmemişizdir. Örnekleri çoğaltabiliriz...
Mezar taşlarımızın kenarına latin harfleriyle
o kişiler hakkında bir malumat yazılması
bir anlamda işimizi kolaylaştırabiliriz. Bu sizce
de çok zor bir şey mi yoksa ihmal mi ediyoruz?
Bazı camilerin haziresinde küçük çaplı çalışmalar
oluyor. Buradaki görevlilerin şahsi himmet ve
gayretleri ile yapılan bu çalışmalar takdire şayan
çok güzel bir hizmetlerdir. Buna örnek olarak, Kısa
bir süre önce Tophane, Karabaş camii haziresinde
böyle bir çalışma yapıldı. Camii imam-hatibi Bekir
Akursu beyefendinin şahsi gayretleri ile caminin civarında
bulunan 10 civarında mezar taşının okunması
yapılarak tanıtıcı bir levha ile mezar taşlarının
yanına konulmak sureti ile ziyaretçilerin istifadesine
sunulmuştur. Bu tarz çalışmaların özellikle İstanbul’umuzun
selatin camilerin civarında bulunan
mezar taşlarında da uygulanması yerinde bir hizmet
olacaktır. Bunun için civar esnafında katkı sağlayacağından
adım gibi eminim.
Her mezar taşının kendine göre bir anlamı
var. Büyüklüğü kafası kavuğu başka başka anlamlar
ifade ediyor. Yaşarken bulunduğu
makam mevki ve derecesine göre de sınıflandırılıyordu.
Bütün bunları bilip anlatacak yeterli
elemana sahip miyiz ülke olarak yoksa üniversitelerimizde
böyle bir çalışma olsa daha iyi
olmaz mıydı?
Uzunca bir dönem insanımız geçmişi ile
kopuk yaşadı. Daha doğrusu irtibatı öyle yada
böyle koparıldı. Bir nevi hafıza kaybı yaşadık. Son
yıllarda bu durum olumlu yönde değişti. Artık milletimiz
tarihine, kültürüne, değerlerine sahip çıkmaya
başladı. Araştırıyor, soruşturuyor, ilgileniyor.
Bunlar güzel gelişmeler. Bundan 20-30 sene önce
böyle konular insanların aklına bile gelmezdi belki.
Ama bugün az yada çok gündemde. Mezar taşları
ile ilgili olarak araştırma yapan bir çok araştırmacı,
akademisyenlerimiz var. Teşvik edilirse sayı daha
da çoğaltılabilir. Kısa bir süre içerisinde bu konu
üzerinde Üniversitelerimizde bir bölüm oluşturulabilir.
Hatta “Taşlara Kazılmış Tarih” kürsüsü neden
olmasın? Değişik versiyonlarla yazılmış hat yazıları,
taşlara işlenmiş türlü türlü motifler, süslemeler,
her döneme ait farklı formlarda taşlar, taşların üzerine
işlenen yazıların içeriği... Mezar taşları bazen
şiirsel tarzda anlatır ölümü, bazen de ölümün
kaçınılmaz bir gerçek olduğunu en yalın haliyle anlatırlar
bize... Kiminde hicran var, kiminde hasret, kiminde
ise nasihat. En güzel kitaptır onlar. Kimi
sultandı, kimi ricali devleti âliyeden veyahut ahaliden
biri. Her bir taşta farklı bir mesaj var. Ancak bunu
görmek için yakından bakmak gerek.
Toplum olarak bir türbe bulunca etrafına
doluşuyoruz. Ama hemen yanı başındaki mezarlıkları
kendi kaderlerine terk edip bırakıyoruz. Bu
biraz da bizim ikiyüzlü yanımız değil mi?
Giderek yozlaşan, kültürüne ve değerlerine yabancılaşan
bir topluma doğru ilerliyoruz. Maalesef
her şeyin madde ile ölçüldüğü zaman diliminde yaşıyoruz.
İnsanların tüketim çılgınlığına ayak uydurabilmek
için nasıl yarış yaptığına hep beraber şahit
oluyoruz. Toplumun bir kısmı nasıl bu faturaların altından
kalkabilirim? hesabını yaparken, diğer bir
kısmı ise, nasıl hayat standardımı biraz daha yükseltebilirim
endişesi içinde. Artık insanlar ölüm gibi
mutlak bir gerçeğin varlığını düşünmeye bile fırsat
bulamaz oldu. Nerede mezarlık ve mezar taşları ile
ilgilensinler ilgisizliğimizin birinci nedeni bu “farkında”
değiliz. Hayatı çok hızlı yaşıyoruz. Dönüp ara sıra
arkamıza bakmakta yarar var. İkiyüzlülük konusuna
gelince eğitim ve bilinç diyorum. İnsanlar bilmiyorlar,
öğrenmiyorlar da. Okuma alışkanlığımız yok kulaktan
dolma bilgilerle de maalesef bahsettiğiniz durumlarla
sık sık karşılaşıyoruz.
İstikbal gençlerdedir diye düşünüyoruz.
Gençlerin meseleye el koyacağına inanıyoruz.
Size göre gençler ne yapmalıdır. Milli manevi değerlerimize
sahip çıkmak isteyen gençlerimize
bir sözünüz var mı?
Herkesin yapacağı bir şeyler vardır genç yada
yaşlı hiç fark etmez. Topyekün kültürümüze, tarihimize
değerlerimize sahip çıkmalıyız. Bugün biz farkında
olalım veya olmayalım en büyük savaş kültürel
alanda verilmektedir. Ve bize ait değerlerimizi zafiyete
uğratarak. Altımız yavaş yavaş oyulmaktadır.
Bugün Gazze de kan, ateş ve barut kokusu birbirine
karışmış durumda ciğerlerimiz yanıyor. Ancak bizim
her gün ruhlarımız bombardımana tabi tutuluyor.
Bize medeniyet dersi vermeye çalışanların gerçek
yüzünü Bosna’da Bağdat’ta son olarak Gazze’de
gördük. Bizler ancak aslımıza döndüğümüz takdirde
ayaklarımız üzerinde durabilir, geleceğimize umutla
bakarak nihayetinde insanlığa model olabiliriz. Bu tarihte
defalarca oldu. İnsanlığa adaleti , barışı, hoşgörüyü,
fazileti biz tanıttık bir daha neden olmasın?
Teşekkür ederiz.
Röportaj: Umut Bulut - Deniz Aslan
















