Mustafa Yazgan'ın Tespit ve Hatıra Notlarında Necip Fazıl

e-Posta Yazdır PDF

Röportaj: Umut Bulut

Biz sizi Büyük Doğu Dergisi yazarı
olarak tanıyoruz. Necip Fazıl Kısakürek’le
uzun bir dostluğu olan bir
yazar olarak bize üstadı anlatır mısınız?
Necip Fazıl Kısakürek, Türkiye’mizin
son yüz senelik tarihi içinde isim yapmış,
sosyal siyasal, kültürel, edebî ve
ahlakî boyutlarda büyük çapta tesiri görülmüş
değerli bir şair, edip, hatip, gazeteci,
yazar araştırmacı ve yayıncıdır. O,
bu vasıflarıyla ürünlerini bir devrin içindeki
bütün olumsuzluklara karşı yükseltici
ve inkılap çapında bir noktaya erdirici
kutlu bir fikrin mensubudur. Bu vasfıyla
bu gün bile 2008-2009 ortamında Türkiye’mizde
mevcut siyasal, sosyal, kültürel
ve edebî kadroların oluşumunda doğrudan
doğruya etkili bir fikir ve aksiyon lideridir.
Sizinle ilişkisini ne düzeydeydi?
Onunla tanıştığınız dönemlerdeki intibalarınız
bizimle paylaşır mısınız?
Necip Fazıl Kısakürek’le on sekiz
yılım birlikte geçti. Bu mutlu dönem
içinde gördüm, anladım ve yaşadım ki;
Türkiye’nin son derece ilkel ve karanlık
günlerden aydınlığa çıkış serüveninde
üstadın çok kesin ve etkili rolü olmuştur.
Necip Fazıl Kısakürek, her şeyden
önce ruh ve canıyla inanmış bir Müslüman’dı.
Eserleri ve özellikle şiirleri bu
inancın yoğun duygularıyla yüklüdür.
Bütün eserlerini unutsanız yayınlanmamış
kabul etseniz, nesirde ‘’Çöle İnen
Nur’’ nazımda ise ‘’Çile’’ onu bu anlattıklarım
istikametinde yüceltecek müstesna
eserler olduğunu söyleyebilirim.
Üstatla ilk tanışmanız nasıl
oldu?
Ben on – on iki yaşlarında öğretmen
olan babamın takip ettiği bütün İslamî
yayınları 1945- 55 yılları arasında
çocukluk safiyeti içinde okurdum. Üstadın
ismi çocuk beynime ve hafızama bu
yaşlarda yazıldı. Çocukluk duyguları
içinde bile onun eserlerindeki derinliği
sezebiliyordum. Ama o gün eğitim ve
kültür dünyamıza hâkim olan menfi güçler onu Türk kamuoyuna ‘’Sarhoş, ayyaş, iki şahsiyetli
ve gerici bir kişi’’ olarak lanse ediyordu. 1965’te Türkiye
ve Ortadoğu Kamu Yönetimi Enstitüsü’nün asistanı
olarak Gaziantep’te verdiği bir konferans
esnasında kendisiyle konferansın ertesinde aynı şehirde
tanışma imkânına erdim. Hayatta kesinlikle ‘tesadüf’’
kelimesinin geçerli olmadığına inanan bir
kişiyim. İlahi takdirin ve misyonun bizi bu vesileyle bir
araya getirdiğini Bu gün 2008’in Aralık ayında içim ürpererek
hissediyorum. O gün bugün Anadolu yaylalarında
‘’Bir fikir akıncısı’’ gibi bizimle ‘gönüldaş’ olan
çok değerli kardeşlerimle birlikte koşturduk durduk.
Sonuç geriye çevrilemeyen bir manevi zaferdir.
Necip Fazıl Kısakürek, genç şair döneminde
Türkiye’nin ve Avrupa’nın bütün artı ve eksilerini o
müthiş zekasıyla tespit edebilmiş ve bu tespitin ütopik
eseri olarak ‘’İdeolocya Örgüsü’’ kitabını yayınlamıştır.
Hayatı diyebilirim ki saniye saniye bir çile ve ıstırap
darbelerinin zonklamasıyla dolmuş, bu
dayanılmaz işkencenin dışa vurmuş kalem ve kelam
mahsullerini (ürünlerini) hapislere girip çıkarak çok
kabarık bir fatura olarak ödemiştir.
Demek ki bu ülkede soylu ve yüce inkılaplar yapılacaksa,
bir ülke kaybettiği güneşin sıcaklık hasretini
aramak çığırına girmişse ve bunun için muhteşem
bir derinlikte bir gençlik kadrosu gerekiyorsa bu çekilen
çileler mutlaka ödenmesi gereken faturalardır.
Bize Büyük Doğu Dergisi’ndeki serüveninizi
anlatır mısınız?
Üstadın cemiyet faaliyetleri içindeki Büyük
Doğu Fikir Kulüpleri önemli bir yer tutar. Bendeniz o
dönemde Ankara ‘b.d ‘’fikir Kulübü başkanıydım. Bu
kulüpte çok değerli kadromuzda o kulübe mensup
son derece güzide insanların gayreti ve himmeti olmuştur.
Bu günler bana göre o günlerin ürünüdür. Bu
gün çok mutluyum o çok değerli insan ile geçirdiğim
yıllar fikir, düşünce, sanat, edebiyat, hitabet çalışmalarımda
asla reddedemeyeceğim temelleri oluşturmuştur.
Büyük Doğu Dergisi onun çileli dünyasının ve
soylu fikir mücadelesinin tarihi belgesidir. Bu kadroda,
(Raporlar kitabında da isimleri yazılı olan yazarları
‘’benim kadrom’’ diye ilan etmiştir) Sabahattin Zaim,
Nevzat Yalçıntaş, Sezai Karakoç, Rasim Özdenören,
Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Akif İnan gibi kırka
yakın güzide şair ve yazar vardır.
Büyük Doğu Dergisi’nde yazmaya ne zaman
başladınız bu nasıl oldu?
Son dönemlere yakın çıkardığı dergide benim
de yazmamı istedi. Orta sayfanın sol tarafındaki sütunda
benim yazılarımı değerlendirdi. Sağ tarafındaki
sütunda çok muhterem Sezai Karakoç’un muhtevalı
yazıları yer alıyordu. Birkaç kere Üstatla mahkeme
koridorlarında beraber sanık noktasına çıktım. Hiçbir
zaman bir kompleks içinde olmaksızın bu oluşumların
bir doğum sancısının başlangıcı olduğunu biliyor ve
hissediyordum.
O günlerle bu günleri bizim için bir mukayese
edecek olursanız neler söylemek istersiniz?
Bu gün başta İstanbul olmak üzere bütün ülkeyi
saran bir yayıncılık mükemmeliyeti içinde İslamî yayınların
derin tecrübelerle gelişmekte ve muhteva kazanmakta
olduğunu görüyorum. Dün kitapçılarda
doğru dürüst derde şifa olacak kitap bulamazken bu
gün her kitapçımızda istediğimiz her kitabı bulma şansına
sahibiz.
O zamanki gençlikle bu günün gençliğini
mukayese edecek olursanız neler söylersiniz?
O zamanla bu zaman arasında bu günkü gençlik
mutlaka o günlerin havasını (atmosferini) soluklamak ve
o günleri hayalinde canlandırarak bu günlerin şartlarıyla
kıyaslamak zorundadır. Heyecansa ben bu gün çok sevgili
genç evlatlarımın( hanım kızlarımın- delikanlı oğullarımın)
yoğun bir inanç heyecanı içinde olduğunu
düşünüyorum. O gün yol kavşağında iki ayrı yol vardı.
Ya şu tarafa ya bu tarafa gitmek zorunda idiniz. Ama bu
gün bu gençlik önünde açılmış yüzlerce aldatıcı ideoloji,
teknolojik cambazlık ve anlatılmaz girift duygular içinde
‘’ o tek ve ölümsüz hakikati’’ torbadan şans çeker gibi
çekip çıkarmak ve bulmak zorundadır. Bu günkü gençliğin
işi çok zor, fakat bizim dönemimizden çok daha şanlı
şerefli ve kutsaldır. Yalnız şu internet olayı bile bu gün bu
gençlik için müstesna bir tebliğ ve eğitim fırsatını içermektedir.
İyiyi kötüyü ayırabilmek bu gençliğin gerçek
büluğa erişidir.
Üstadın hususiyetleri üzerine bize bir şeyler
söylemek ister misiniz?
Necip Fazıl Kısakürek’in en çarpıcı özelliklerinden
biri muhteşem ve kontrollü bir dava hiddeti içinde olmasıdır.
Ancak o çarpıcı zekâsıyla yüksek idrak isteyen bir
konuyu kendisiyle tartışmak noktasına gelenlere karşı
uyarıcı tepkiler sergilerdi. Fakat asli yapısıyla Necip Fazıl
Kısakürek, zarif bir Osmanlı ailesinin yetiştirdiği, Avrupai
kültür ve nezaket kurallarını bilen, İslamî edep ve terbiye
içinde kendisiyle son derece rahat konuşulabilen bir kişiydi.
Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz.
Ben teşekkür ederim.