Aile Hayatı Üzerine Bir Kısım Mülâhazalar

e-Posta Yazdır PDF
  Aile hayatı ilk insan ve ilk peygamberden beri devam ede gelmektedir. Bütün dinlerin kabul ettiği aile müessesi toplumun bir çekirdeği hükmündedir. Aile sağlam olursa toplum sağlam ve güçlü olurken, tam tersi ailenin bozulması ile birlikte o toplum hayatı tefessüh etmeye, bozulmaya ve dağılmaya mahkûmdur. Zira bozuk bir çekirdekten sağlam ve meyvedar bir ağaç beklemek mümkün değildir. Bu bakımdan aileye dinimiz de ayrı bir önem vermektedir. Bir aile hayatının ayakta kalması, sağlam bir duruş sergilemesi için gerekli tedbirleri almış, bir takım emirlerin yanında bir kısım da yasaklamalar koymuştur. Gelecek nesillerin daha iyi ve güzel olması için en güzel prensipler vazetmiştir.
Efendimiz (a.s.v.): “Evlenin çoğalın, kıyamet günü ümmetimin çokluğuyla iftihar edeceğim.[1]” buyurarak evlenmeye teşvikte bulunmuştur. Kur’ân’da Yüce Rabbimiz, evlenmeye gücü yetmeyecek durumda muhtaç olan gençlere diğer müminlerin yardımcı olmalarını tavsiye etmiştir[2]. Evlilik öncesinde, sağlam bir aile hayatının kurulabilmesi için Hz. Peygamber pek çok tavsiyelerde bulunmuştur. Mesela Hz. Muhammed (a.s.v.), evlenecek olan adaylara ölçü olarak, ne güzellik, ne mal ve mülk ve ne de soy ve sopu tavsiye etmez. Onun tavsiyesi, dindar ve ahlaklı olanın tercih edilmesidir[3]. Bu tavsiyeleri hadîs mecmualarında ve aile hayatını konu alan kitaplarda bulmak mümkündür. Evlilik olsunda nasıl olursa olsun mantığı doğru değildir. Bu açıdan temiz nesillerin yetiştirilebilmesi için evliliğe hazır olmak, okumak, öğrenmek, bilgi sahibi olmak başta gelen görevlerden biridir. 

İslam’ın inanç esasları ailenin daha sağlam oluşunda büyük rol oynar. Allah’a inanan ve iman eden bir kişi ailesinin kendisine verilmiş bir emanet olduğunu kabul eder. Bu emanete ne denli sahip çıktığının, onlara karşı nasıl davrandığının Allah tarafından kendisine sorulacağını bilir. Ahiret inancı ile de her söz, fiil ve tavrından hesap vereceğini bildiği için de aile efradına daha iyi ve samimi davranır. Her ne kadar eşi, yaş ilerledikçe ihtiyarlıyor ve gençlikteki güzelliğini kaybediyor olsa da, o bu güzelliğe bedel asıl güzelliğin âhiret hayatında, cennette olacağını hatta hurilerden de güzel olacağını bilir. Dolayısıyla eşine ebedi hayat arkadaşı gözü ile bakar.

Dünyevi güzellikler kişiden er ya da geç gideceğinden sadece fiziki güzellik üzerine kurulan aile hayatı sağlıklı değildir. Beden gençlikte latif, zarif ve güzel gül çiçeğine benzerse de, ihtiyarlıkta bu durumunu kaybeder. Ancak Allah’ın rızası dairesinde geçirilen bir ömür, zahiren yok olsa da adeta bir tohumun çürüyerek sümbül vermesi gibi, cennette ebedi bir hayat olarak kendisine dönecektir. Dolayısıyla ebedi hayatta da beraber olacağı eşine daha iyi davranacak ve ileride pişman olabileceği davranışlardan kaçınacaktır. Böylece onun aile hayatı cennetin küçük bir numunesi olacaktır.

Aile fertlerini bir arada tutan en önemli değer karşılıklı muhabbet ve emniyettir. Fertler arasında sevgi, muhabbet ve emniyet, itimat olduğu sürece o aile ilelebet devam edecektir. Muhabbet Yüce Rabbimizin insanların kalplerine yerleştirdiği en güzel bir duygudur. Âyette Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “O’nun varlığının belgelerinden biri de sizi eşler olarak yaratması ve aranıza meveddet ve rahmeti yerleştirmesidir. Birbirinizle huzur ve sükun bulasınız diye. Andolsun ki düşünen bir toplum için bunda büyük ibretler vardır.”[4].

Sevgisiz bir hayat, zindandır, perişanlıktır. Sevginin zıddı olan düşmanlık ve nefret aile içinde olursa kişi, ne kendisi huzur bulur ne de karşısındakine huzur verir. Böylesi bir aileden de sağlıklı nesillerin yetişmesi ve dolayısıyla huzurlu bir toplum hayatının tesisi mümkün değildir. İnsanın içinde Rabbimizin ihsanı ile koymuş olduğu muhabbet duygusunun gereği insan mutlaka sevecek. Ancak öncelikle bizi yoktan var eden ve muhabbet duygusunu içimize derceden Allah sevilecek, sonrasında varlık sebebimiz olan ve her türlü güzelliği kendisinden öğrendiğimiz Allah Rasulü Hz. Muhammed sevilecek, sonrasında da yaşayanlar içinde ana-baba, eş ve çocuklarımız sevilecek. Bu sevgi ile aile hayatiyetini devam ettirecek.

Aile hayatında karşılıklı emniyet ve itimat vazgeçilmez bir unsur oluşundan dolayıdır ki, eşler arasında bu unsuru sarsabilecek, zaafa uğratabilecek her türlü söz, tavır ve davranışlar dinimizce yasaklanmıştır. Özellikle bu hususta namus ve iffet son derce önemlidir. Konu asla tek taraflı düşünülmemelidir. En az kadın kadar erkeklerin de bu hususta dikkatli olmaları gerekmektedir. Zira Yüce Yaratıcı şöyle buyuruyor: “Mü’min erkek ve kadınlara söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar.”[5]. Madem ki aile büyükleri, çocuklar ve gençler üzerinde etkilidirler, öyle ise her konuda olduğu gibi karşılıklı itimat konusunda da örnek olmalıdırlar.

İslami ahlakın egemen olduğu ailede sürekli mutluluk hüküm sürer. Zira Kur’ân ve hadislerde eşlerin karşılıklı hakları, evde olması muhtemel olan yaşlılara karşı merhametli olmaya emir, küçüklere sevgi, büyüklere saygı tavsiyelerinin her bireri huzur ve mutluluk için altın prensiplerdir. Hz. Peygamber’in veda hutbesinde beyan buyurduğu her bir cümle insanlığın daha huzurlu olması için gerekli kurallardır. Veda hutbesinde yer alan bir husus da eşler ile ilgilidir. Eşler arasındaki karşılıklı haklara işaret eden Hz. Peygamber şöyle der: “Kadınlarınızın üzerinizde sizin hakkınız, sizin üzerinizde de kadınlarınızın hakları vardır.” Evdeki, yaşlı ana baba da berekete sebep olup, onlar asla yük olarak görülemezler. Kaldı ki, her insan yaşlı olmaya adaydır. Kişi, genç yaşta ölmediği, eceli gelmediği takdirde yaşlanacak, ihtiyarlanacaktır. Onun için de kişi ileride kendisine nasıl davranılmasını istiyor ise, yaşlılarına öylece davranmalıdır. Bir hadiste Hz. Peygamber, adeta üzerine basa basa, insanların içerisinde iyi davranmaya en layık olanın “analar” olduğuna üstelik de üç defa peş peşe söyleyerek vurgulamıştır. Ondan sonra da “babaları” zikretmiştir[6]. Bir hadisinde de “ana-babasının beraber ya da herhangi birinin yaşlılığına ulaşıp da onlardan dolayı cennete girmeyen kişinin burnu sürtülsün[7]” diyerek, onlara iyi muamelede bulunulmasını istemiştir.

Evde bulunan çocuklar da Allah’ın birer emaneti olmaları nedeni ile fiziki ve ruhi yönden iyi yetiştirileceklerdir. Bu ana-baba üzerine bir görevdir. Kaldı ki eşler, başlangıçta âyetin diliyle şöyle dua ve temennide bulunurlar: “…Ey Rabbimiz… Bize zevcelerimizden ve nesillerimizden gözbebeğimiz olacak (salih insanlar) ihsan et. Bizi takva sahiplerine rehber kıl”[8]. Çocuklar olduktan sonra da sorumluluklarını yerine getireceklerdir. Zira bir hadiste “Haberiniz olsun ki hepiniz çobansınız ve her biriniz idaresi altındakilerden sorumludur: İnsanların yöneticisi olan kimse çobandır ve eli altındakilerden sorumludur. Erkek, ev halkının çobanıdır ve eli altındakilerden sorumludur. Kadın, evi ve çocuklarının çobanıdır ve ailesinden sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malının çobanıdır ve ondan sorumludur. Haberiniz olsun, her biriniz birer çobandır ve elinin altındakilerden sorumludur.”[9] buyrularak herkese bir sorumluluk yüklenmiştir. Çocuklar, gençler bulundukları zamanın gereğine göre, ilim, fen ve teknik açıdan imkanlar ölçüsünde yetiştirilecektir. Ayrıca Peygamberimiz (a.s.v.)’in ahlakı ile gençler manen donatılacaklar, güzel şeylere teşvik edilirken, tüm kötülüklerden uygun bir dille uzaklaştırılacaklardır. Böylece toplumun çekirdeği olan aile sayesinde, hem ailenin hem de toplumun huzur ve mutluluğu sağlanmış olacaktır.

 Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz: Toplum hayatının bir özü ve çekirdeği olan aile ne kadar güçlü ve sağlıklı olursa cemiyet de, millet de o denli güçlü ve sağlıklı olur. Aile hayatının da özü sevgi ve emniyettir. Onun için evliliği teşvik eden dinimiz, eş seçimine önem verir. Evde mevcut olan kişilerin birbirlerinin hakkını ve hukukunu korumalarını tavsiye eder. Eşler, çocuklar ve yaşlılar arasında tatbik edildiğinde, kişiye dünya ve ahiret saadet ve mutluluğu sağlar.

Rabbimizin aile kurumumuzu koruma noktasında yardımcımız olması dileği ile…

 

[1] Nesai, Nikah 11; İbn Mâce, Nikah 8.

[2] Nur, 24/32.

[3] Ebû Davud, Nikah 2; İbn Mâce, Nikah 6.

[4] er-Rûm, 30/21.

[5] Nur, 24/30-31.

[6] Buhari, Edeb 2; Müslim, Birr 1.

[7] Müslim, Birr 9, (251); Tirmizî, Daavât 110 (3539).

[8] Furkan, 25/74.

[9] Buhari, Ahkâm 1; Müslim, İmâret 20.