İftira; Kılıçtan Daha Zalim Bir Silah

e-Posta Yazdır PDF

Belki de hayatta hiç haklılık payı
olmayan olumsuzluklardan biri olan iftira,
kişi, kurum, kuruluş, şirket ve benzerleri
hakkında olmayan bir şeyi
olmuş gibi anlatmak veya nakletmektir.
İftira şüphesiz çok çirkin bir davranış
ve büyük bir zulümdür.
Hangi gerekçe ile olursa olsun iftirayı
meşru göstermek mümkün değildir.
İftira şahsın kendisine
olabileceği gibi bir kuruma, bir teşekküle,
bir firmaya, bir markaya, bir millete,
bir dine ve benzerlerine de
olabilir.
Şahıs olarak pek çok insan iftiraya
maruz kalmıştır ve kalmaya da
devam etmektedir. İnsan ve insanlık
var olduğu sürece bu menfur fiil de
devam edecektir. Peygamberler gibi
güzide insanlar bile iftiraya maruz kalmışlardır.
İftira, tarihte örnekleri bulunduğu
gibi günümüzde de varlığını
devam ettirmektedir. Hakeza istikbalde
de örnekleri yaşanmaya devam
edecektir. Hz. Âdem’in yaratılışıyla
daha doğrusu insanlık tarihiyle başlayan
bu kötü adet kıyamete dek sürecektir.
Bunun böyle olacağını
söylemek kehanet değil başlı başına
bir realitedir.
Dünyada iyilikler ve kötülükler,
güzellikler ve çirkinlikler, hayırlar ve
şerler iç içe bulunduğu gibi melekler
ve şeytanlar da varlıklarını Allah’ın dilediği
süre içinde devam ettireceklerdir.
Dolayısıyla melekî işleri yani hayrı,
iyiyi, güzeli doğruyu yaşayanlar ve tavsiye
edenler olduğu ve olacağı gibi,
şeytani fiilleri yani şerri, kötülüğü, çirkinliği,
yanlışı benimseyenler ve başkalarına
da önerenler bulunacaktır.
İşte bunların başında söz konusu ettiğimiz
iftira gibi kötü bir fiil gelmektedir.
Hz. Peygamber (s.a.v.), kul hakkının
hiçbir şekilde affedilmeyeceğini
ifade eder. Affedilmesinin şartı da iftira
attığı kişiden helallik dilemesi ve o kişinin
de gerçekten onu affedip hakkını helal etmesine bağlıdır. Eğer iftira büyük bir gruba,
din mensuplarına, bütün bir millete veya kurum ve
kuruluşlara yapılmış ise onlardan nasıl özür dilenecek
ve dilendiği takdirde binlerle milyonlarla
hatta milyarla ifade edilebilecek olan o toplum onu
affedebilecek midir?
İşin en önemli yönlerinde biri de iftiranın yayıldığı
alanla ilgilidir. Bir iftiranın birkaç kişinin arasında
dillendirilmesi ile milyonların takip ettiği bir
radyo ve televizyon kanalından dinleyici ve izleyiciye
veya yüz binlerin takip ettiği bir gazete sayfasından
okuyucuya duyurulması arasında
mukayese kabul etmeyecek bir farklılık vardır. Şüphesiz,
böylesi bir iftiranın affı ise daha da zorlaşır.
İftira insanların rahat ve huzurunu ortadan
kaldırır. Bazen haksız bir şekilde mahkûm olmalarına,
işkence ve ceza çekmelerine, aç ve açıkta
kalmalarına, ana-baba çoluk çocuğunun aç ve sefil
bırakılmalarına neden olmaktadır. Toplumun değer
yargıları noktasından bakıldığında namusa gelecek
bir iftira zaman zaman cinayetlere ve bir kısım
insanların toplum içinde dışlanmalarına sebebiyet
vermektedir. Bu konuda iftiraya uğrayanlardan biri
Hz. Yusuf’tur ve bu yüzden yıllarca hapsedilmiştir.
Ayrıca, “…Meryem’e büyük bir iftira atmalarından…
dolayı kalplerini mühürledik.” (Nisa, 156)
ayetinde olduğu gibi Hz. Meryem’e de iftirada bulunulmuştu.
Benzeri bir iftira da Hz. Peygamber’in
güzide eşi Hz. Aişe’ye atılmıştı. İslam tarihinde “ifk
olayı” olarak bilinen konu ile ilgili Kur’ân’da açıklamada
bulunulmuş ve Hz. Aişe’nin ismeti teyit edilmişti.
Zaman zaman da bir kısım marka ve şirketler
farklı şekillerde iftiralara uğramaktadırlar. Onlar bu
işin doğru olmadığını hukuki olarak ileride ispat etseler
de o zamana kadar pek çok mağduriyetleri
ve zararları söz konusu olmaktadır. Peki, buna
neden olan gazete veya tv. kuruluşları ise, ileride
sayfalarında tekzip yayınlamaya zorlanması veya
birkaç gün ekranlarının karartılması büyük darbe
yiyen o şirketin zararlarını telafi edebilecek midir?
Bazen iktidar hırsıyla, muhaliflere hiç olmayan
hususlarda bir takım yakıştırmalar ve yaftalarla
iftira atılması da dehşet verici bir tutumdur. Kişi
veya partiler, kendi iyiliklerini ve projelerini anlatacakları
yerde, siyasetlerini karşıya çamur atma
üzerine tesis ederlerse bu durum da son derece
yanlıştır. Kurumlar arası bir kısım çekişmelerde de
durum bundan farksızdır. Her kurum, millete hizmet
adına kendi üzerine düşen ne ise onu hakkı ile
ifa etmelidir. Bu millet, iftira derecesine varan çekişmelerden
uzak olarak kurum ve kuruluşlardan
daima hizmet beklemektedir.

Şüphesiz, yanlış yapanların karşısında ilgilileri
uyarmak kişi ve kuruluşların görevidir. Ancak
elde bir delil olmadan sadece varsayımlara dayanan
bir kısım vehimleri dillendirmek de doğru değildir.
Hz. Peygamber, her duyduğunu
söylemesinin kişiye yalan olarak yeteceğini ifade
etmiştir. Kur’an’da da: “Ey iman edenler! Size bir
fâsık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa
zarar verip yaptığınıza pişman olmamak
için o haberin doğruluğunu araştırın” (Hucurât 6)
buyrulmaktadır. Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği bir
hadiste Hz. Peygamber’e gıybetin ne olduğu sorulur.
Hz. Peygamber: “Kardeşini hoşlanmadığı bir
şeyi ile hatırlayıp konuşmandır” cevabını verir.
Bunun üzerine bir şahıs; “ya söylediğim durum
onda mevcut ise” der. Bunun üzerine Rasûlullah:
“Söylediğin şey onda var ise gıybet etmiş sayılırsın,
yoksa iftira etmiş sayılırsın” buyurur (Tirmizi,
Birr ve Sıla, 23). Bu hadisten de anlaşıldığı üzere iftira
gıybetten daha kötü ve insanların kişilik haklarını
ihlal eden bir tutumdur.
Henry Fielding’e atfedilen şu söz iftiranın ne
denli çirkin olduğunu gösterir: “İftira; kılıçtan daha
zalim bir silahtır, çünkü iftiranın açtığı yaralar hiçbir
zaman kapanmaz.” W. Shakespeare ise; “ismetinden
donsan, kar gibi lekesiz olsan, yine de iftiradan
kurtulamazsın” sözleri ile kişilerinin ne kadar
dikkat ederlerse etsinler, zaman zaman iftiraya
maruz kalabileceklerini vurgular. “İftira olduktan
sonra, söylenecek söz mü bulunmaz; erdem bile
iftiranın ekmeğine yağ sürer” diyen Lesage, iftira
olduktan sonra herhangi bir neden aranmasına
gerek olmadığını, iftira edilen kişideki erdemin bile
bu iş için yeterli sebep olduğunu vurgular. Şüphe
yok ki iftira, genel anlamda alçakların en iyi becerdikleri
iştir. Bu konuda da Napoleon’un şu sözü yerindedir:
“İkiyüzlülüğü, dalkavukluğu beceren;
iftirayı da becerir.”
Özetle iftira fevkalade kötü bir davranıştır ve
bu konuda müfteri açıkça kul hakkını ihlal etmektedir.
İftiranın cezasını dünyada görmek mümkün
ise de, asıl ceza mahkeme-i kübrâda kesilecektir.
Hangi düşünce ile olursa olsun iftirayı meşrulaştırmak
mümkün değildir. Zîra, Nur Suresi 15. ayette
ifade edildiği gibi iftira Allah katında büyük bir suç
olarak kabul edilmektedir. Ancak bu suç tamamen
kul hakkı ile alakalıdır. Unutulmamalıdır ki; insanlar
her söz ve davranışlarından mutlaka muhasebeye
çekileceklerdir. Zira insan ipi boğazına bağlanmış
ve otlaması için bırakılan bir hayvan gibi değildir.
Onun her sesi banda kaydedilirken, her davranışının
da filmleri kayıt altına alınmaktadır. Umulur ki;
bu kayıtların içinde cezası çok şiddetli olan iftira
suçu yer almaz.