Rabbimiz bu dünya hanını ve misafirhanesini
hazırlamış ve aziz misafirlerini davet etmiştir.
Ancak ev sahibi olan Yüce Allah, misafirlerin, nasıl
davranacakları, ne şekilde hareket edecekleri, onların
hangi hareketlerinden memnun hangi davranışlarından
hoşnut olmayacağını görevlendirdiği
rehberler vasıtası ile bildirmiştir. Bu rehberler şüphesiz
ki, peygamberlerdir. Peygamberlerin terbiyecisi
âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. Allah onların
terbiyelerini güzel yapmış ve onlardan da kullarını
iyi terbiye etmelerini istemiştir. Allah, onların ellerine
rehber ve kılavuz olarak kitaplarını vermiştir.
Peygamberler de bu kılavuzlara öncelikle kendileri
uymuş ve sonrasında da diğer insanlara bunları
tebliğ etmişlerdir.
Şüphesiz ki, diğer peygamberlerin de Hz.
Muhammed (s.a.v.)’in de vazifesi öğretmenlikti. O,
bu görevini şu ifadesi ile bildirmektedir: “Şüphesiz
ben bir öğretmen olarak gönderildim.1” Evet,
Hz. Peygamber (a.s.v.) öyle bir öğretmen idi ki,
onun özü ve sözü bir idi. O, yüce bir ahlak üzere idi
ve yüce ahlakı tamamlamak üzere vazifelendirilmişti.
Onun her hali, tavrı tam bir edep numunesi
idi. O, edepte de, hayâda da en mükemmeldi. O,
yaptığı işleri en güzel yapandı. O, zamanın değerini
en iyi bilen ve zamanını en iyi şekilde değerlendiren
biriydi. O, her fiil ve hareketleri ile çevresine
tam bir örnek teşkil ediyordu. O, ayrımıcı değil,
birleştirici idi. O, çevresi ile uyumlu idi. Yaşlılara,
hastalara, musibetzedelere ayrı bir itina gösterir,
dertlilerin derdi ile dertlendiği gibi, sevinen insanların
da sevinçlerine ortak olurdu. Tek kelime ile o,
sevinçte ve tasada diğer insanlarla beraber olurdu.
O, her güzelliğin ve hayrın taraftarı, her çirkinliğin
ve şerrin karşısında idi.
Evet, o öyle bir öğretmen idi ki, yanında yıllarca
ve hizmetinde bulunmuş Enes (r.a.)’a bir defa
bile “neden bunu yapmadın?” veya “Neden şöyle
yaptın?” diyerek bir defa bile azarlayarak sormamıştı.
O sevgiye dayalı bir eğitim metodu benimsemişti.
Ayrıca o, insanları eğitirken her hangi bir
nesneyi yasaklamışsa mutlaka onun alternatifini
gösterirdi. Zira bir şeyin yasaklanması karşısında
alternatif göstermek fevkalade önemlidir. Yeryüzünde
helaller daha fazla, haramlar ise sınırlı sayıdadır.
Kaldı ki, eşyada mübahiyet asıldır. Eğer bir
şey yasaklanmamış ise, o şey helal olarak kabul
edilir. Rasulullah, bir seferinde bahçesindeki meyveleri
çalarken yakalanarak kendisine getirilen bir
çocuğa, “yere düşenlerden yeseydin ya” şeklinde alternatif göstermiştir. Öğretmenler de okulda
bir çocuğa bir davranışının kötü olduğunu söylüyor
ve onu bir daha yapmaması konusunda ikaz ediyorlarsa,
bu davranışının neden kötü olduğu açıklanmalı
ve peşinden de doğru şekli gösterilmelidir.
Kendisine hep yasaklardan söz edilen ancak yapabilecekleri
konusunda rehberlik yapılmayan bir
genç bir gün mutlaka tabir caiz ise patlayacak,
“yeter artık” diyecek ve çok daha büyük yanlışın
içine düşecektir.
Rasulullah’ın tebliğinde en önemli husus
onun daima müjdeleyici olması, nefret ettirmemesi
ve kolaylaştırması, zorlaştırmamasıdır. O, bu prensibi
eğitim ve öğretimde de tatbik etmiş ve bir sözünde
şöyle buyurmuştur: “…Öğretiniz ve
kolaylaştırınız.” (Bu sözü) üç defa söyledi. “Bir
de öfkelendiğin zaman sus.2” Görüldüğü gibi hadiste
kolaylaştırma emredilmektedir. Bir de hemen
peşinden “öfkelenince sus” buyruğu gelmektedir.
Zira eğitim sabır işidir. Meyve, sebze ve tahıl gibi
bir kısım bitkileri yetiştirmek için belli bir kısım kurallar
vardır. Ekilir, dikilir, sulanır, gübrelenir ve gerekli
bakımı yapılır ve mevsimi gelince ürün elde
edilir. Hayvanları yetiştirmekte de durum bundan
farklı değildir. Yalnız, bitkilere göre biraz daha gayret
sarf etmek icap edebilir. Buradaki fiil ve davranışlar
hemen hemen aynıdır. Ancak iş insana
gelince durum çok daha zordur. İnsanı yetiştirmek,
onu eğitmek, ona şekil vermek gerçekten bir muammadır.
Her insan kendi başına ayrı bir alemdir.
Her insana aynı eğitim usulünü tatbik etmek ve
sonuç almak gerçekten imkansız gibi bir şeydir. Bir
insan fıtraten yumuşak huylu iken diğeri sert tabiatlıdır.
Biri çok zeki iken bir başkası algılama güçlüğü
çekebilir. Biri hoş görülü iken bir başkası
tahammülsüzdür ve ona göre sadece kendi anlayışı
doğrudur ve herkes buna kendisi gibi inanmak
mecburiyetindedir.
Evet, insanın eğitimi kadar zor olan bir başka
varlık bulunmamaktadır. Haliyle bu zorlu eğitim
sabır ister. Sınıfta her öğrenci öğretmeni dinler.
Ancak bazısı çok çabuk etki altında kalır, bazısında
ise çok zaman sonra tesiri görülür. Öğretmen bu
farklı fıtratları göz önünde bulundurarak sabır ve
tahammül içinde görevini sürdürecektir. Peygamberlerin
görevi sadece tebliğ olup, neticeyi Allah’tan
istedikleri gibi, peygamberlerin mesleğini üstlenmiş
olan öğretmenler de kendisine düşenin sadece anlatmak
olduğunu bilmeli ve sonucu sabırla beklemelidir.
Tebliğ görevini ifa eden öğretmen, her seferinde
kolaylaştırma yönüne gitmeli, dersini sevdirmeli
ve nefret ettirmekten şiddetle kaçınmalıdır.
Tehditler hiç de pedagojik değildir ve Rasulullah’ın
sünnetine uygun değildir. Peygamber mesleği hiçbir
şekilde tehditlerin savrulduğu, karşıdaki genç
neslin henüz hayatın başında hayattan nefret ettirildiği
bir meslek asla olmamalıdır.
Hz. Peygamber’in bir hususu karşısındakine
bildirir ve öğretir iken daha iyi anlaşılmasını temin
için en az üç defa tekrarlardı3. Bundan dolayı öğretmen
konuları anlatırken bu prensibe uyarak
önemli gördüğü noktaları en az birkaç defa tekrarlaması
mutlaka çok yararlı olacaktır. Bu durum,
genç neslin daha iyi anlaması ve yetişmesi açısından
iyi neticeler verecektir.
“Hayra vasıta olun ki sevap kazanasınız.4”
tavsiyesinde bulunan Hz. Peygamber (a.s.v.),
adeta öğretmenliğin en güzel yönlerinden birine
dikkat çekmektedir. Zira bir öğretmen görev yaptığı
sürece sabır ve tahammül içinde binlerce öğrenciye
şekil vermektedir. Bu öğrenciler ileride öğrendiklerini
bir başkasına öğretecek ve bu zincir
devam edecektir. Bu durum devam ettiği sürece kişinin
sevap hanesinde artış olacaktır. Bu işin güzel
tarafıdır. Ancak öğretmen kötü ve olumsuz şeyleri
genç nesle öğrettiği takdirde durum tam tersine
döner. Öğrenciler öğrendikleri yanlışları başkalarına
bellettiği sürece “sebep olan yapan gibidir”
kaidesince günah hanesi kabaracaktır. Öyleyse
öğretmen çok daha dikkatli olmak zorundadır. O,
bir başkası gibi olamaz. Zira bir öğretmen, aynı
anda onlarca öğrenciye iyi ya da kötü şekil vermek
durumundadır. Bu bir fırsattır ve bu fırsatı ileride bir
daha yakalayamayabilir. Mademki, kendisine bir
fırsat sunulmuştur. Bu fırsatı iyi değerlendirerek öğrencilerini
ahlaken iyi yetiştirdiği gibi, zamanın müsbet
bilimleri ile de teçhiz etmelidir.
Biz Hz. Peygamber’in eğitim ve öğretim hususunda
sadece birkaç yönüne dikkat çektik. Gerçekten
onun bir hayatı kuşatan eğitim metotlarını
öğrenmeye ve tatbik etmeğe son derece muhtacız.
İdeal bir öğretmende hangi özelliklerin bulunması
gerekiyor ise, Hz. Peygamber (a.s.v.) da onlar fazlası
ile bulunmaktadır. Zira o, yirmi iki yıl gibi kısa
bir süre zarfında akılları, kalpleri ve ruhları son derece
güzel terbiye etti. Bundandır ki, onun asrına
saadet asrı denilmiştir. Ümit ederiz ki, bugünün öğretmenleri
ondan gereği gibi istifade ederler.
.........................................
* Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
1 İbn Mace, Mukaddime 17.
2 Buhari, Edebü'l-Müfred 447.
3 Tirmizi, İsti’zan ve Âdâb, 28.
4 Nesai, Zekât, 65.
















