Hadisin Reddinde Kuran’a Muhalefet Ölçütü
Bu ince konuyu uzaktan bir örnek getirmeye ihtiyaç duymadan bir misalle izah etmem mümkündür: Farz edelim ki, Sayın Heykel, muhaddislerden biridir; keza bir hadisin reddedilmesi için Kur’an’a muhalefeti de, Sayın Heykel’in benimsediği gibi ölçüttür; Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (S.A.V) ait Kur’an dışındaki mucizelerini de onun ölçütüne göre reddedelim; bunu da yine onun kanaatine göre: Kur’an, Kuran dışındaki Peygamberimize nispet edilen mucizelerin reddine bina edelim; Hatta bu ölçütü, yani Kuran’ın, Kuran dışında hz. Muhammed’le (S.A.V) münasebeti söz konusu olan mucizelerin ret ölçütünü ki; bu Heykel Paşa’nın aklını istila eden hatalı bir fikirdir. Aslında bu düşünce Şarkiyatçıları taklittir. İlerde bunu iptal edeceğiz inşallah. Evet, kendine has bir kıymeti olan bu ölçüt: Bu prensibi benimseyen muhaddisi, hatadan arî bir neticeye götürmez. Çünkü bu mikyas akli bir ölçüttür, bu ölçütü kullananın, aklının kuvvet ve zaafına, yani idrakine göre değişir. Yine, Kuran’a muhalefetin hadisin reddinde ölçüt kabul edilmesi her zaman doğru değildir; şöyle ki, Kuran’a muhalif olan hadis, sübutu kat-î (kesin) ortaya çıkışı (vürudu) konuyla alakalı ayetten sonra olabilir. Böyle oluca da: ‘ Muhakkak ki Allah (CC) her haklıya hakkını vermiştir; (bundan sonra) varis için vasiyet söz konusu değildir.’ Hadisinde olduğu gibi Kuran ayetini nesh eder. Bu kavli Sünnet, Kuran’ın Hadisle neshine örnektir. Keza evli zanî ve zaniyeye, İslam tarihi boyunca recm haddinin uygulandığı meşhur fiili Sünnetle sabittir. Zira Resulullah (S.A.V) Maiz ve diğerini recmetmiştir
ve bununla da evlilerle alakalı: ‘Zani ve Zaniyeye yüz değnek vurun.’ Ayeti nesh edilmiştir ki, bu meseleleri Heykel Paşa bilmiyor. Sayın Heykel, Sünnetin Kuran’ı neshini bırak, ona hak ettiği değeri vermediği için çoğu kez şaşkınlık gösteriyor. Bütün bu meseleler bize, daha önce belirtildiği gibi hadis rivayetinin ne ölçü de ehemmiyetli olduğunu açıkça göstermektedir. Sonra okuyucuların ilerde muttali olacağı gibi Sayın Heykel’in, Hadisin, Kuran’a muvafakat ve muhalefet anlayışında şaşırtıcı bir durum söz konusu. Mevzu Hadisler Meselesinde Heykel Paşa’nın Tavrı: . Keza Heykel Paşa diyor ki: ‘ Şu bir gerçek ki,
Peygamberin (S.A.V) vefatından sonra Müslümanların aralarındaki ayrılık o dereceye vardı ki; taraftarlıkta aşırılığa kaçanlar binlerce uydurma hadis rivayet ettiler. Keza Ömer bin Hattap’ın Mugîre’nin oğlu Lülü tarafından katledilişi ve ondan sonra hilafet makamına Osman bin Affan’ın gelişi ile Peygamberin Nübüvvetinden evvel Haşimî’lerle Emevî’ler arasındaki husumet yeniden başladı, Hz. Osman Katledilince de Müslümanlar arasında harp patlak verdi, Hz. Aişe
Ali’ye husumet etti, Ali ise destekleyeceğini destekledi. Ve uydurma hadisler o dereceye vardı ki; hz Ali bunları inkar etti ve hatta onun şöyle dediği rivayet
edildi: ‘Bizim yanımızda Kuran ve Sadakanın farzları ile alakalı Resulullah’tan yazdıklarım hariç size okuyacağımız bir şey yoktur.’ [1] İşte böylece ne mevzu hadis rivayeti durdu ve ne de bir topluluğun kendi arzularına göre uydurup ona tabi olmaya çağırdıkları mevzu hadis aktarımı veya insanların, Resulullah’a nispet edildiği takdirde uyacağına inanılan, kişinin erdemini teşvik eden aslı esası olmayan hadis rivayetleri; bu böyle sürdü gitti.’ (Hayatı Muhammed: 50–51)
Bu mevzu hadisler o kadar çoğaldı ki: Müslümanlar, bu hadislerin Kitabullah’la tezat arz ettiği için korktu. Emevîler döneminde mevzu hadislere bir son
verilmesi için ortaya konan bütün gayretler başarılı olamadı. Derken devlet, Allah Resul’ünün vefatından yaklaşık iki nesil sonra Abbasî’lerin eline geçip Memun iş başına gelince, onbinlerce mevzu hadis etrafa yayıldı. Hem de aralarında akla hayale gelmeyen tezatlarla.Tam bu esnada hadis toplayıcıları ortaya çıktı;
Vakidî, İbni Hişam ve Medainî yazacakları kitapları yazdılar. Takdir edilir ki böyle bir ortamda ne adı geçenlerin ve ne de diğerlerinin başlarına gelecekten
korktukları için görüşlerini halife ile münakaşa edecek güçte değildiler. Bundan dolayı da Resulullah’tan rivayet edilen ve uyulması zorunlu olan Kuran’a uygunluk ölçütünü, yani: Kuran’a uygun olan benden, değilse benden değildir mikyası tatbik edemediler. [2] Sonradan gelenler (müteahhirûn)
ise siret kitapları hususunda geçmişlerinden (seleften) kendi istekleri dışında itibar edilen prensipleri miras olarak buldular. Eğer onlar insaf etse idi,
elbette hadislere gerek öz ve gerekse tafsilat olarak, O’ndan (S.A.V) rivayet edilen hiçbir haberi istisna etmeksizin Nebi’nin (S.A.V) yolunu tatbik ederlerdi.
Yani Kuran’la ittifak ve muvafakat yolunu. Ayriyeten Kitabullah’ta zikri geçmeyen ve yaratılış kanunlarına uymayan hadisleri ortaya koyup isbat etmezlerdi.
Yaratılış kanunlarına uygun olanları ise arındırır yanlarındaki katî delillerle isbat eder, delil olmayanları ise bırakılardı.’ [3] (Hayatı Muhammed 51–65)
Bu İddialara Mustafa Sabri Efendinin Cevabı: Ulema Korktu mu? ‘Sayın Heykel’in, bütün söylediklerine karşı diyorum ki: Memun ve kardeşi Mutesım döneminde onların, Kuran’ın mahlûk olduğunu söyledikleri, ulemayı buna zorladıkları ve
hatta bu düşünceye muhalefet
edenleri takip ettikleri bilinen bir
şeydir. Keza Memun ve Mutesım
döneminde Kuran’ın mahlûk olmadığını
savunduğu için İmam
Ahmet’in mihneti de söze gerek
koymayacak şekilde meşhurdur.
İş Sayın Heykel’in beyan
ettiği şekilde olsa, hadis kitaplarında
–hususen Memun döneminde
yazılanlar da- onun
düşüncesini, yani Kuran’ın mahlûk
oluşunu güçlendirecek hadislerle
dolu olması lazım gelir idi!
Onun iddiasına göre,
durum bu merkezde olmasına
rağmen, hadislerde Kuran’ın
mahlûk olmadığını söyleyen
hadis bulunmasına karşın, mahlûk
olduğunu dillendiren bir tek
hadis niçin yoktur? Hâlbuki
Sayın Heykel iddia ediyor ki:
Âlimler başlarına gelecekten
korktukları için Halife ile münazara
edecek konumda değildiler.
Vakıa şu ki: onlar Halife ile
Münazaradan korkmamış ve
onunla niza etmişlerdir! Yine
Sayın Heykel iddia ediyor ki:
Hadis kitapları, zorba Emevî ve
Abbasî Halifelerinin arzularına
muvafık olarak, onbinlerce ve
hatta yüz binlerce uyduruk hadislerle
dolu.
Hâlbuki başka konularda
tenkitçi muhaddislerin nazarından
kaçan mevzu hadis bulunsa
da onların (Emevî ve Abbasîlerin)
arzularına uygun düşecek bir
hadis yoktur.
Âlimlerin Şecaati:
Halife Mütevekkil, İbni Sekît’den,
iki oğlu ile Hz. Hasan ve
Hüseyin arasındaki fazileti sorunca,
İbni Sekît şöyle cevap
verir: ‘(Bırak Hasan ve Hüseyin’i)
benim hizmetlim Kanber, Mütevekkil’in
iki oğlundan daha Faziletlidir.’
Bu cevap karşısında çılgınlaşan
Mütevekkil, İbni Sekît’i
katleder.
İşte bütün bunlar, Sayın
Heykel’in iddialarının aksini ortaya
koyuyor.
Âlimlerin Şecaatine
Bir Başka Örnek:
Ulemanın şecaatine örnek
olarak zikredilmesi gerekenlerden
biri de, dostumuz, Büyük
Üstat Şeyh Muhammed Hızır
Hüseyin’in ‘El-Hidayet’ü-l-İslam’
mecmuasında anıp yazdığıdır ki,
cidden anılmaya değer, hadise
şöyle cereyan etmiştir: ‘Abd’ü-l-Melik bin Mervan, iki oğlu, Velit ve Süleyman’ı
Veliaht edinilmeleri hususunda insanların biatinin
alınmasını istedi. Ve Medine Valisi Hişam bin
İsmail’e bir mektup yazarak, oğulları için onlardan biat
alınmasını emretti. Vali bu emri yerine getirdi, Medineliler
de Sait bin Müseyyep hariç biat ettiler; o, bu biatten
Nebi’nin (S.A.V): bir zamanda iki kişiye biati
nehyettiği gerekçesi ile imtina etti.
Hişam bu durumu bir mektupla Abd’ü-l-Melik’e
bildirdi; o da, Hişam’a şöyle bir mektup yazdı: ‘Biat etmesi
için Sait’e emret, biat etmezse onu kılıca arz et,
biat etmemede yine ısrar ederse elli kırbaç vur ve onu
Medine’nin sokaklarında dolaştır.
Melik’in mektubu Hişam’a ulaşınca, Sait’in üç
dostu Süleyman bin Yesar, Urve bin Zübeyr ve Salim
bin Abdullah’la buluştu ve onlara Sait’le alakalı emri
iletti. Ancak kraldan kendisine gelen mektuptaki, ‘biat
etmemekte ısrar ederse katli kırbaç vurmaya dönüştürme
hususunu onlara açmadı. Yani bunu gizledi.
Sait’in fakih olan ve adları yukarıda anılan üç
dostu, bu haber karşısında korktu irkildi ve Sait’in biat
etmeme de ısrarından edişe ederek, katlinden korktular.
Bunun üzerine Sait’in biat etmemede ısrarı halinde
düşeceği kötü akibetten onu kurtarmak için tedbir
alma cihetine giderek bu tedbirleri Valiye arz ettiler;
o da bu teklifleri kabul etti. Sait’in adı geçen üç dostu
sanıyordu ki, aldıkları bu tedbirler Sait tarafından
hüsnü kabul görecek.
Adı geçen bu üç fukaha, bu tedbirleri Sait’e ulaştırmak
için onun yanına giderek dediler ki: Önemli bir
konuyu görüşmek üzere sana geldik, o da şudur:
Abd’ü-l-Melik, Valiye bir mektup yazarak biat etmeni,
aksi takdirde boynunun vurulmasını emretmiş. Şimdi
biz sana üç şey arz ediyoruz. Onlardan birini kabul et.
O da şudur:
1- Vali biatle alakalı emri sana okuduğunda ne
evet ve ne de hayır de; sükût et; böylece hem biat etmemiş
ve hem de ölümden kurtarmış olursun.
2- Evinde otur, namaz için bir müddet mescide
gitme, Vali seni bir meclisinde bulamadığı gerekçesi
ile Abd’ü-l-Melik’in emrini tatbik etmez.
3- Mekân değişikliği yap, meclisini ve mescidini
değiştir.
Sait’in Cevabı:
1- Biat teklifi karşında sükût etmem.
2- Ezanı işiteceğim; ezandaki ‘haydın namaza’
çağrısını duyacağım; namaza gitmeyeceğim
öğlemi? Bunu da asla yapamam.
3- Korkumdan mekan ve mescit değiştirdiğimde,
diğer mahluktan farkım ne olur? Ne bir
karış ileri ve ne de bir karış geri adım atmam!
Fakihler Sait’in kararlılığını görüce ümitlerini
kesip, endişe içerisinde kalpleri mahzun olarak yanından
ayrıldılar.
Bundan sonra Sait, mescide ve mutadı olan
meclise devam etti.
Bunun üzerine Vali Hişam:
Emir, sizin biat etmenizi, aksi takdirde boynunuzun
vurulmasını bir mektupla bildirdi.
Sait: Allah Resul’ü bir zamanda iki biati nehyetmiştir
yapamam.
Hişam: Şunun boynunu zoraki kılıca arz edin.
dedi. Hışam’ın adamları bunu derhal yaptılar.
Sait: Yine biat etmeme de direndi.
Hişam: Sait’in direnişini görünce, kırbaç darbelerinin
acısını iyice tatsın için şunu soyundurun emrini
verdi adamlarına; onlarda Sait’in elbisesini soyundurup
çırıl-çıplak bıraktılar. Sonra Hişam Sait’e elli kırbaç
vurdu ve insanlarla temasını yasakladı.’
Şimdi tam bu nokta da ben diyorum ki: Sayın
Heykel, hani ulema, Emevî ve Abbasî’ler döneminde
kellelerinden korktuğu için onların arzularına göre
hadis ve hüküm üretmekten başka yapacakları bir şey
yoktu? Galiba siz, Ezher uleması ile geçmiş fukaha ve
muhaddisleri birbirine karıştırıyorsunuz! (Mevkıf'ü-l-İlm S.69-
75)
.......................................................................
[1] Hz. Ali Resulullah’tan sadakanın farzları ile alakalı işittiği hadisleri niçin imha etmedi?
Hâlbuki Sayın Heykel hadis kitaplarında toplanan hadislere güvensizliğini: ‘Benden Kuran’dan
başka bir şey yazmayın, kim de benden Kuran’dan başka bir şey yazdı ise onu imha
etsin.’ Hadisine dayandırıyordu. (Dip not: l, Mevkıf’ü-l-Akl Sayfa: 70)
[2] Anlaşılan Sayın Heykel Hadisi kabulde Kuran’a muhalif olmaması şartını o hadde çıkarıyor
ki, Şer’î deliller arasında ona müstakil bir yer bırakmıyor. Bundan da öte Şer’î delilleri
sünnete ihtiyaçsız kılıyor.
[3] Görüldüğü gibi Sayın Heykel, hadisin sıhhatine Kuran’a muvafakat dan sonra bir de
yaratılış kanunlarına uygunluğu yeni bir şart olarak ilave etti ki, bu şart onun ininde son şarttır.
Hem de hastalık derecesinde hatalı bir şart.
















