Abd’ü-l-Berr İkinci Babda Diyor ki:
“Ebu Hureyre’den rivayet edildi ki: Mekke fethedildiğin de Resulullah (s.a.v) bir hütbe irad etti; sonra Yemen’den Ebu Şah nam kişi kalktı dedi ki: ‘Ya Rasulallah irat buyurduğunuz bu hutbeyi bana yazdırın.’ Bu istek
üzerine Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: ‘Ebu Şah için (bu hutbeyi) yazın’.
Abdullah bin Amr’dan rivayet edildi. O diyor ki: ‘Ben Allah Resulünden duyduğum her şeyi yazıp ezberleme arzusunda idim’; bana dediler ki: ‘ Resulullahtan her duyduğunu niçin yazıyorsun, o gazaplı iken de sakinken de konuşuyor?’ bunun üzerine ben yazımdan vaz geçtim, sonra da Allah Resulüne bunu anlattım, O’da parmağıyla ağzını işaret ederek buyurdu ki: ‘ Yaz! Nefsimi yedi kudretinde tutan (Allah’a) yemin olsun ki; benden haktan gayri bir şey çıkmaz.’Yine Amr diyor ki: ‘Beni hayata bağlayan iki haslettir:
1- Resulullahtan yazdığım sadaka (konusu).
2- Amr İbni As’ın tasadduk ettiği geniş bir toprak parçası ki ona ‘vehd’ denilir. Resulullah (s.a.v), sadaka, diyet, feraiz ve sünen kitaplarını Amr bin Hazm ve diğerlerine yazdırdı.
Enes Bin Malik rivayet etti ki, Nebi (s.a.v) şöyle buyurdu: ‘İlmi yazarak kaydedin.’
“Sahihi Buhari’nin ilim babında Ebu Huriyre’nin şöyle dediği naklediliyor: ‘Resulullah (s.a.v) hadislerini Abdullah bin Amr, bin As hariç benden daha fazla bileni yoktu.’ Abdullah babasından önce Müslüman olmuştu; o, Ali ve Enes (r.a), hadis yazanlardandı.
Hatip Bağdadî’nin ‘Takyîd-ü-l-İlm’inde de şöyle deniliyor: Ashap Enes’in etrafında ondan hadis dinlemek için toplanıyorlardı; o da cebinden bir sayfa çıkarıyor ve şöyle diyordu: ‘ Bunlar Resulullah’tan (s.a.v) duyduğum ve kaydettiğim hadislerdir.’”
“İshak bin Mansur diyor ki: ‘Ahmet Bin Hanbel’e dedim ki:
İlmin yazımını kim hoş görmedi?”
- Dedi ki: Bir topluluk hoş görmedi, diğer bir topluk ise buna ruhsat verdi.
- Dedim ki: Eğer ilim yazılmasa idi kaybolur giderdi.
- Dedi ki: Evet, eğer ilim kaydedilmemiş olsa idi bizim halimiz nice olurdu bir düşün?
Yine İshak Bin Mansur diyor ki: İshak bin Rahviye’den ilmin kayıt altına alınmasını sordum o da Ahmet Bin Hanbel gibi cevap verdi.”
Hindistanlı Fazıl Hindî’nin ‘Sîret’inde Ebu Davut ve İbni Mace’den şöyle naklediliyor: ‘ Resulullah (s.a.v) vefat ettiğinde şu vesikalar hazır idi:
1- Abdullah bin Amr bin As’ın yazdıkları.
2- Ali (kv) nin yazdıkları
3- Enes’in (r.a) yazdıkları
4- Yazılı ahitler; mesela: Hüdeybiye anlaşması, muhtelif kabile ve reislere gönderilen emirler”
Bütün bu anlatılanlardan ortaya çıkıyor ki; Resulullah (s.a.v) döneminde hadislerden birçoğu yazıldı, onlardan yazılmayanlar ise hadis imamları onları kitaplarında toplayıncaya kadar insanların nesil be nesil ezberinde tutuldu.
Hadislerin ilk etapta yazılmayışı düşünülenin aksine Arap’ın kitabetten çok ezbere ihtimam göstermesinden kaynaklanıyor. Sanki Arap yazımı, ezberlemeye gerekli ehemmiyeti göstermemek ve onu ihmal etmek gibi görüyor.
Kim Arap’ın ezberine itimat ederek yazımı terk edişini, kendilerine ulaşan sahih hadiseleri toplayıp yazanlara karşı, ‘Hayatı Muhammed’ müellifi Heykel Paşa’nın yaptığı gibi herhangi bir esasa dayanmaksızın bundan bir itimatsızlık çıkarırsa, bu işi ters çevirip ezberine güvenen hadis hafızlarına karşı güvensizlik ortaya koyan kişiye benzer.
Bundan da öte biz diyoruz ki: Buharî, Müslim ve diğerleri gibi hadis âlimleri hadisleri toplamadan önce, Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii gibi müçtehit imamlar ve onların arkadaşları fıkhı tedvin ederken hadisleri zaten kitaplarına yazmış ve toplamışlardı ki; bu İslam’a has mucizelerdendir. Sünnet hadisçilerin derleyişinden önce fıkıh gibi bir ameli azîmin zımnında daha önce zaten derlenmiş idi. Hem fıkıh kitaplarında hadislerin yazılışından hem de hadis kitaplarında toplanışından dolayı sünnet, bağrında iki mucizeyi böylece taşımış oldu.
Fıkıh kitaplarında hadislerin derlenişi hadis ilimi, ravi ve rivayet açısından önemli bir mukaddime oldu. Görülmüyor mu? fıkıh imamlarından birinin herhangi bir hadis ile amel edişi, o hadisin sıhhat derecesini teyit de muteber addediliyor.
Bize ve yukarıda düşüncelerini naklettiğimiz Hafız Abd’ü-l-Berr’e, Arap’ın yazımdan ziyade ezbere ehemmiyet verişini iddia edişimizden dolayı Kur’an’ın yazımını göstererek itiraz varit olmaz. Çünkü o hem yazılmış ve hem de ezberlenmiş idi. Hadisler ise Kur’an mertebesinde olmadığından ya yazılması veya ezberlenmesi gerekliydi, yazımı üstün tutanlar onun bekasını kitabetde (yazımda), ezberi faziletli görenlerse hadislere ihtimam göstermeye çağrıda bulunarak onun bekasını ezberde görmüşlerdir. Konuyla alakalı işin özü budur.
Heykel Paşanın Kitabından Nakle dönersek
Sayın Heykel Paşa diyor ki: “Hadis toplayıcıları her ne kadar onu toplarken hırslı ve dikkatli olsalar da onların sahih addedip topladıkları hadislerden birçoğunu cerh etmişlerdir. Nevevî Müslim’in şerhinde diyor ki: ‘ Bir cemaat Buharî ve Müslim de hadisin şartlarını haleldar eden hadisleri derleyip onların iltizam[1] ettiği dereceği düşürmüşlerdir’[2]
Bu da yani iltizam derecesinden düşüşün sebebi ise muhaddislerin hadisi kabul veya redde senede ve raviye güveni esas almalarından kaynaklanmaktadır. Elbette ki senet ve rivayet edene güven önemli bir ölçütdür, kendine has özel bir kıymeti vardır; ancak tek başına yeterli değildir. Bize göre hadis ve sair haberlerin değerlendirilmesinde en önemli ölçüt, Peygamber’in (s.a.v) şu sözüdür: ‘Muhakkak ki benden sonra ihtilafa düşersiniz, (onun için) benden size ne gelirse onu kitabullaha arz edin, ona muhalif olan benden değildir.’[3]
İşte yukarıda arz edilen bu mikyas, Müslüman önderlerin ilk asrından beri dikkate alınan en dakik ölçüttür ki; onu günümüze kadar bütün İslam düşünürleri ön planda tutmuşlardır.”
Heykel Paşa’nın Zannı:
Heykel Paşa zannediyor ki: Ehli Hadis, hadisin kabul veya reddinde bu ölçüye, yani Kur’an’a muvafakat ve muhalefet ölçüsüne riayet etmediler
Ben de diyorum ki: Ehli Hadis ‘Zenadika’’nın uydurduğu hadise muhtaç olmaksızın makul bir ölçü içerisinde söz konusu kurala uygun hareket etmişlerdir. Ve yine bu kurala muvafakatin yanında hadisin, rivayet ve dirayeti ile alakalı şartları da yerine getirmişlerdir.
Heykel Paşa’nın hadisin kabulü için zikrettiği dirayet şartları hadisin kabul ve reddinde tek ölçüt değildir; ehli hadis indinde. Burada dirayet şartları yanında rivayet şartları da vardır.
Rivayet Şartları
Sayın Heykel, hadisçilerin ehemmiyet verdiği rivayet şartlarını, Muhaddislerin verdiği ehemmiyetin onda biri kadar önemsemeyen batılı tarihçiler gibi oda önemsemiyor. Hal bu ki: hadis ilmi, tarih gibi naklî ilimlerdendir. Öyle ki, naklin doğruluğu haberin içeriğinde ilk istenen şeydir.
Dirayet Şartları
Dirayet şartlarına gelince ehemmiyeti ne olursa olsun, rivayet şartları konumunda değildir; aksi takdirde naklî ilimler de aklî ilim olmaya dönüşür. Sonra aklî ilimlere bakış muhaddisten ziyade müçtehidin ihtisasındandır. Onun konumu da tabip açısından bakıldığında eczacı gibidir; insanların düşünceleri ise farklıdır; umulur ki, ravinin emanetine rağmen birinin aklı ile uyuşmayan bir hadis, meseleye daha geniş açıdan bakan idraki yüce bir kişinin veya kişilerin düşüncesiyle örtüşür.
Meşhur bir hadiste şöyle buyruluyor: ‘Allah (c.c) benim sözümü (sonradan) duyan birinin (bakışını) parlatır da onu işittiği gibi korur ve gereğini yerine getirir; nice tebliğ olunan vardır ki, onu işitenden daha ziyade koruma özelliğine sahiptir.’ bu hadis hem mühim bir meseleye işaret ediyor hem de muhaddisin en güvenli yolda olduğuna delalet ediyor.
………………………………………………………………
[1] Lüzumlu sayma, gerektirme
[2] Bilinmektedir ki, iltizam derecesinden düşüş, Heykel Paşanın sözlerinin düşündürdüğü gibi sıhhat derecesinden, sıhhatsizliğe düşüş değildir: Sıhhat derecesinin alâsından iniştir. Hadis ıstılahında, sıhhat derecesinden düşene ‘Hasen’, Hasen derecesinden düşene ise zayıf hadis derler; Mevzu veya münker hadis ise bunların dışındadır.
Sonra Buharî ve Müslim’de tenkit edilen hadis adedi, yaklaşık on bin hadisten sadece 210 hadise yöneliktir; Buharî ve Müslim bu tenkidin 32 sinde müşterektir; bu 210 hadisten Buharî’nin payı 78, Müslim’in ki ise 100 adettir, on bin hadisin içerisinde 210 hadisin esasen sözü bile olmaz; ayriyeten bu 210 hadisin sıhhatsızlığı değil, şartlarını cami olmayışı tenkit edilmiştir.
[3] Bu hadis mevzudur. Abd’ü-r-Rahman Mehdî diyor ki: bahis mevzuu bu hadisi zındıklar ve hariciler uydurmuştur.
Yine Yahya bin Maîn: ‘bu hadis Zenadikenin uydurmasıdır’ diyor. Şaşırtıcı olan şu: Heykel Paşa, sahih hadislere kuşkululuk damgası vuruyor; sonra da hadisleri kuşku deryasına atmada iddiasını isbat için mevzu hadislere sığınıyor. Bu yapılanın manası şudur: Zındıkların kanaati hadis imamlarının inançlarından daha güzeldir.
Buradaki garabet de bundan öte bir şey vardır ki o da şudur: Eğer onun tutunduğu bu hadis Kur’an’a arz edilse, elbette ki Allah’ın (cc) Kur’an’a arzı ifade etmeyen ve Resulün getirdiğine mutlak itaati emreden emre muhalif olurdu. Allah’ü taala şöyle buyuruyor: ‘O size neyi getirdi ise onu alınız; neden de sakındırdı ise ondan da sakındırınız.’
















