Evet bir önceki yazımızın hitamında: ‘…Tecrübî ilme güvenen ve onu aklî ilmin üstünde tutanların ddialarının batıl olduğuna tembihte bulunduk. Öyle ki bu düşünce inkârcı asrın esasıdır’ demiş, bunun öncesinde de bir takım nakiller yapmıştık.
Hume gibi mülhit filozoflardan, inandığı halde mucizeyi muhal görenlere karşı, böyle düşünenlerin düşüncelerini ret sadedinde nakiller yaptığımdan dolayı ayıplanamam. ki, onlar çağdaş ilmin dayanağı olan tecrübî ilimlere güvendiklerini, aklî ilme güvenmezler, berikiler ise (nakil yapılanlar) Allah’a (cc) Nebiye ve mucizelere asla ve kata inanmazlar. Zira ben sözü söyleyene değil, söze bakıyor o söz ve düşüncelerden hangisi daha güçlü ise onu takip ediyorum. O düşünceyi ser dedenin akidesi benim akidemdenmiş veya karşıtı imiş orası beni alakadar etmiyor; bilakis beni, hasmın cümleleri arasında teyit eden cümleler ilgilendiriyor.
Evet tabiat kanunlarına aykırılık iddiasıyla onu delil göstererek mucizeyi inkar edenlere karşı, malum felsefecilerden tabii kanunların kıymeti ile alakalı düşünceler serdedip konuşuyorsa hem de bu söz ondan mucizeyi benim söylediğim gibi ispat için söylenmiyorsa? Ki Hume’nin tabii kanunlara karşı itirazı bir haktır; hem de Hume, peygamberlere, onların mucizelerine, müminlere iltifattan da çok uzaktır. Böyle bir itham ona yapılamaz.
Hume diyor ki: ‘İnsanlar, ağır cisimlerin yere düşüşü, nebatatın gelişimi, türlerin gelişimi, gıdaların bünyeyi geliştirmesi gibi tabii hadiselerde bir müşkül görmezler. Bu neticeyi doğran kuvvetin (ilahi güç) olduğuna kanaat ederler, onlara göre bu neticelerde bir hata payı da yoktur. Hakikat de ise onlar, hadiseler öyle cereyan ettiği için tecrübî açıdan gördükleri illete muvafık malulün varlığına hükmediyorlar. Artık onları o illetin malulünün varlığından başka bir malule inandırmak çok zordur. Lakin yine onlar, bir zelzele vukuunda veya olağanüstü bir hadisede, bir musibet karşısında, görülmeyen bir kuvvete inanırlar, bununla beraber akıl ve irade sahibidirler ve onlar yani insanların çoğunluğu, izahı mümkün olmayan bu hadiseleri o üstün kuvvetin yaptığına hükmederler.
Bu arada şunu da belirtiyim ki, derin düşünce sahibi kişiler ve filozoflar, her gün meydana gelen bu mutat hadiselerin, mutat olmayan hadiselerde olduğu gibi izahı gayri kabil olduğunu bilirler, bundan dolayı da bütün hadiseleri, mutat olmayan hadiseleri yapan kuvvete atfederler. Bunlara göre her malulün gerçek illeti fıtrî kuvvettir; bundan da öte bu, en yüksek varlığın iradesidir.’
İşte bu sözler, onların (mucizeyi inkar edenler), bütün güçlerin teke indirgenmesini ve her şeyin en yüce varlığın iradesine reddi gerektiğine hükmettiklerini ve bunu tasvip ettiklerini içerir. Ki, felsefecilerin mülhitlerinden ve mucizenin inkarcılarından olamasın rağmen Hume’ den sadır olması calibi dikkattir.
Hume ve yine mülhit filozof (Costaf Lobun) dan naklettiğin sözler kadar, diğer filozoflardan naklettiğim ve bu kitapta şahit olduğum düşünceler beni mesrur etmedi.
Zira ben, Lobun’un sözlerinde, birinci babın 4. faslının sonunda geçtiği gibi Cenabı Hakkın varlığına en beliğ ve sarih şahadeti buldum.
Hume’nin sözlerinde ise mucizelerin muhal olduğunu iddia eden ve o mucizeleri inkar edenlere karşı en güçlü reddi müşahede ettim. Bu Hume’ki Allah’ın varlığını inkar ettiği için mucizeyi açıkça ret ve inkar eder. Çünkü Allah’ın varlığını kabul ettikten sonra mucizeyi inkar etmenin bir anlamı yoktur.
Hasılı mucizeyi, Allah’ın varlığını inkar edenden başkası inkar etmez. Gariptir filozof ve düşünce erbabının cumhuru, alemin nizamının kendinden olduğuna tutunuyor ve inanıyorlar da diyorlar ki: ‘Alemin nizamı eşyanın tabiatındandır, yani kendindendir, mucize ile onun yırtılması mümkün değildir.’ Aslında bunlar Allah’ın varlığını inkar ettiklerinde alemin nizamlayıcı olduğunu da inkar etmiş oluyorlar.
Halbuki bu kitapta geçtiği üzere okuyucu biliyor ki; İnkarcıların önderi, hamisi avukatı Bohner: Alemin nizamının karmaşa ve tesadüften ibaret olduğunu söylüyor, öyle ise o, nasıl mucize konusunda mucizenin alemin nizamına muhalif olduğunu iddia edebilir? Zira o mucizenin inkarından önce alemin nizamını inkar ediyor!
Amma bir takın insanların nezdinde Allah varlığına inanılıyorsa, buna böyle inandıkları halde sonra semavat ve arzı yaratmaya güç yetiren ve nizamlayan Allah’ın, o nizamın parçalarından en küçüğünü değiştirerek mucize yaratmasını inkar etmeleri, inkarcıların ahmaklığından daha farklı bir ahmaklıktır; ondan daha büyük değilse de daha açık bir ahmaklıktır. Eb-el-‘alai-nin sözü ne de güzel:
İnsan, Allah’a inandığında zeki ve itaatkar olsun
İmanına küfrü karıştırmasın
















