HZ.PEYGAMBER (S.A.V.) EFENDİMİZİ ZİYARET ETMENİN LÜZUM VE ÖNEMİ

e-Posta Yazdır PDF

Muhterem okuyucularım!
Bu yazımı Medine-i Münevvere'den Ravza-i Mutahhara'dan gönderiyor ve hepinizi kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum.

Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizi ve Mescid-i Nebevî’yi ziyaret, sıradan bir ziyaret değildir. Çünkü Medine-i Münevverede Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin medfun bulunduğu “Hücre-i Saâdet”, Kâbe dahil yer yüzünün her noktasından, göklerden ve arş’tan daha üstün ve şerefli sayılmıştır.1

Hücre-i Saadet

   Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Mescid-i Nebevî’yi inşa ederken kendisi için doğu duvarının güney kısmına bitişik iki hücre yaptırdı. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz ve ailesine tahsis edilen bu hücrelerin sayısı O’nun sağlığında dokuza ulaştı. Hicretin 11. yılı Safer ayının sonlarında rahatsızlanan ve son günlerini Hz.Âişe (R. Anha) validemize ait odada geçiren Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz vefat etmeden önce:
   “Lâ ilahe illALLAH! Ölümün de şiddetleri, sarsmaları varmış!” buyurdu ve Hz.Âişe (R. Anha) validemizin kolları arasında:

   “ALLAHümme fir-refîkıl-a’lâ = Ey ALLAH’ım! Beni er-Refîkul-a’la camiasında kıl, en yüksek refikı isterim!”2 sözüyle ruhunu teslim etti. 13 Rebîülevvel 11/8 Haziran 632 Pazartesi.

   Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin naaşı, Hz.Ebû Bekir (R.A.) nun naklettiği bir hadis-i şerife3 dayanılarak vefat ettiği yerde defnedildi. Hz.Âişe (R. Anha) validemizin odası bundan sonra Hücre-i Saadet diye anılmaya başlandı. Hz.Ebû Bekir (R.A.) vefat etmeden önce Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin yanına defnedilmesini vasiyet etmiş ve bu isteği yerine getirilmişti. Hz.Ömer (R.A.) ise yaralandığı zaman Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimizin yanına defnedilmek için Hz.Âişe (R. Anha) validemizden izin istemiş, O da: “Kendime düşündüğüm yeri sana veriyorum.” diyerek bu talebi uygun görmüştü.

   Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin minberinin bulunduğu yerle bütünleşerek Mescid-i Nebevînin en önemli bölümü haline gelen Hücre-i Saâdet’i ziyaret etmek bütün Müslümanların en büyük özlemidir ve her yıl milyonlarca Mü’min bu bahtiyarlığa erişmek için yollara düşer.

   Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin kabr-i şeriflerini ziyaret etmek, menduptur. ALLAH Teâlâ’ya yakınlaşmanın ve Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin sevgisini kalplere nakşetmenin en güzel vesilesidir. Hac yolculuğunda bulunan kimselerin Medine-i Münevvere’ye giderek Resûlü Ekrem (S.A.V.) Efendimizin mescid-i şeriflerini, kabr-i saadetlerini ziyaret etmeleri pek büyük bir vazifedir. Bu itibarla, malî durumları elverişli olan kimseler için bu ziyaret vacip derecesinde önemli olup; bir zaruret olmadıkça terk edilmesi, büyük bir gaflet ve katı yürekliliktir.4

   Çünkü Medine-i Münevvere, İslam nurunun yeryüzüne yayıldığı Peygamber şehridir. Her karışı, İslam’ın aydınlığını insanlığa ulaştıran Resûlullah (S.A.V.) efendimizin ve Sahabenin hatıralarıyla doludur. Sinesinde İslam’ın en büyük önderlerini barındırmaktadır.

   İslam’ın güzelliğini insanlara ulaştırabilmek için Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz buraya hicret etmiş, İslâm devleti burada kurulmuş, İslâm’ın mesajı insanlığa buradan ulaşmıştır.

   Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz İslâm’ı tebliğ görevini tamamladıktan sonra burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Böylece Medine-i Münevvere, ALLAH Teâlâ’nın en sevgili kulunu ve insanlığın gelmiş geçmiş en büyük önderini bağrında taşıma şerefini elde etmiştir.

   Asr-ı Saadet, en parlak şekilde bu şehirde yaşanmıştır. İnsanlık tarihinin en güzel, en mutlu, en adil, en hakkaniyetli örnek ve model toplumu, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin terbiyesinde bu şehirde oluşturulmuştur.

   Böylece bu şehir dünyada adeta cennet misali bir hayatın yaşanabileceğine tanıklık etmiştir.
Tarih, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin sohbetine nail olan bu Sahabe neslinin oluşturduğu toplum kadar güzel bir topluma bir başka yerde ve bir başka zamanda şahit olmamıştır.

   İşte Medine-i Münevvere bu güzel insanların gelip geçtiği ve pek çoğunun bağrında yattığı kutsal şehirdir.

   Bu sebeple büyük bir engel olmadığı sürece hacıların, Medine-i Münevvere’ye giderek Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin kabrini ziyaret etmeleri ve mescidinde namaz kılmaları büyük önem taşır. Bu ziyaret İslâmî duyarlılığın bir göstergesidir.

   Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin kabrini ziyaret etmenin, O’na yaklaşmanın en büyüğü olduğunda şüphe yoktur. O peygamber ki Resullerin en hayırlısıdır. ALLAH Teâlâ katında husûsî bir şânı vardır. Meziyetlerini tavsif etmekten kalemler âcizdir. İşte böyle bir peygamberin kabrini ziyaretten esas gaye O’nu hatırlamak, gösterdiği yolda yürüyüş hissini kuvvetlendirmek ve ahireti düşünmektir.
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin kabrini ziyaret, akıllı ve düşünen kimselere diğer ibadetlerin verdiğinden daha çok şeyler verir, hissettirir. Kabrin önünde duran kimse Resûlullah (S.A.V.) Efendimizle karşı karşıya olduğunu ve O’nun kendisini ALLAH Teâlâ’nın yoluna çağırdığını hisseder. Sanki O, karşısında dikilip insanları şirkin karanlığından hidayet nuruna çıkarmakta, örnek ahlâkı bütün âlemde yayılmaktadır. İnsanlık âlemine getirdiği apaçık din ile onların umûmî menfaatlerini sağlamış ve fesadı ortadan kaldırmıştır. İşte ziyaretçinin kalbi, ALLAH Teâlâ uğrunda cihad etmiş olan bu peygambere karşı sonsuz sevgi ile dolar. Böylece O’nun getirdiği her şeyle amel etmenin zevki yerleşir. ALLAH Teâlâ ve Resûlüne isyan etmenin utancı çöker. İşte en büyük ruhî kurtuluş budur, aydınlığa çıkış budur.

   Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin kabrini ziyaret; vahyin indiği o mübarek yerleri görüş; dünya hayatının, mal ve ziynetlerinin tesirinde kalmaksızın, nefislerini şehvet ve mal tadı istilâ etmeksizin, mallarını, canlarını ve ruhlarını ALLAH Teâlâ yolunda kurban edenlerin, o apaçık din İslâm ile halisane amel edenlerin yerlerini ziyaret, onlara yakınlığın en büyük ifade vesilesidir. Bu esnada ziyaretçilerin kalplerinde bir ürperme doğar; emsalsiz bir ibadet ortaya çıkar.

   Müslümanlar; maddî kuvvetleriyle beraber ondan daha ziyade manevî kuvvetleriyle şark ve garbı saran küfrü mahvetmiş olan bu kabir sakinlerinin yollarında aynı ruhla yürürseler, bugün de yine aynı şiddet ve kuvvetle düşmanlarına karşı galip geleceklerdir.

   Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin ve O’nun ashabının kabirlerini ziyaret, halisane ibadet edenlerin kalplerine tesir edecek en büyük ve şiddetli öğüttür.

   Kabr-i saâdeti ziyaretin faziletiyle ilgili bir çok hadis-i şerif nakledilmiştir. Bunlardan bir kısmı şöyledir: Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu:

   “Kim kabrimi ziyaret ederse, ona şefaatim vacip, sabit bir hak olur.”5

   Abdullah b. Abbas (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu:

   “Bir kimse hac yapar, sonra beni ziyaret etmeği kasdederek Mescidime gelirse, ona iki makbul hac sevabı yazılır.”6

   Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu:

   “Kim sevabını ALLAH Teâlâ’dan bekleyerek beni Medine-i Münevvere’de ziyaret ederse, kıyamet günü ona şahit olur ve şefaat ederim.”7

   Hatıb (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu:
   “Kim beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, hayatımda ziyaret etmiş gibidir. Mekke-i Mükerreme ve Medine’nin harem sınırlarından birinin içinde ölen kişi kıyamet gününde güvenlik içine alınmış kişilerden biri olarak diriltilir.”8

   Hz.Ömer (R.A.) nun aşiretinden olan bir adamdan rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu:

   “Bir kimse niyet edip, beni ziyaret ederse, kıyamet günü bana yakın mesafede olacaktır. Kim de Medine-i Münevvere’de yerleşir ve oranın darlık ve sıkıntısına sabrederse, kıyamet günü onun şahidi ve şefaatçisi olurum. Kim Haremeynin birinde yani Mekke-i Mükerre-me veya Medine-i Münevvere’de vefat ederse, o kıyamet günü emin insanlar arasında haşrolunur.”9

   İşte bunun içindir ki; Beytullâh’ı hac ve ziyaret eden her Müslümanın hacdan veya umreden önce veya sonra Medine-i Münevvere’ye de giderek Resûlullah (S.A.V.) efendimizin kabr-i saâdetini ziyaret etmesi ve Mescid-i Nebî’de namaz kılması, Müslümanlar arasında terkedilmeyen bir sünnet olarak devam edegelmiştir. Özellikle Medine-i Münevvere’ye uzak ülke ve beldelerde oturanlar açısından, hac veya umre yolculuğu, Resûlullah (S.A.V.) efendimizin mescidini ve kabrini ziyaret için iyi bir fırsattır. Bu sebeple Medine-i Münevvere’ye gelip Mescid-i Nebi’yi ziyaret etme imkânı bulanlar, bunu en iyi şekilde değerlendirmelidirler. O’nu ziyaret etmenin şeref ve fazileti çok yüksek, O’nun mescidinde namaz kılmanın sevabı ve manevi kazancı çok büyüktür.

   Bu itibarla, hacca veya umreye gelenlerin Medine-i Münevvere’ye giderek Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin kabrini ziyaret etmeleri, mescidinde namaz kılmaları, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin sevgisini yenilemenin ve O’nun sünnetine bağlılığı kuvvetlendirmenin önemli bir vasıtasıdır. Bunun içindir ki, Hac veya umre ibadetini yerine getirmek maksadıyla kutsal topraklara gidenlerin ister hac veya umreden önce, ister sonra Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin Kabr-i Saadetini ziyaret etmesi ve Mescid-i Nebi’de namaz kılması her Müslümanın en samimi arzusudur.

   Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin kabrini ziyaret etmek, mescidinde namaz kılmak, O’nun ve Ashabının yaşadığı yerleri görmek üzere Medine-i Münevvere’ye doğru yola çıkan bir hacı, bu ziyaretiyle yalnızca ALLAH Teâlâ’ya yakınlaşma amacı gütmelidir. Çünkü hacının İslami duyarlılığını daha da artıracak olan bir kutlu yolculuk, gerçekten Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmanın önemli bir vesilesidir. Zira Cenab-ı Hak, Peygamberini ziyarete gelenleri sever ve onların O’nun huzurunda yapacakları duaları geri çevirmez. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de kendisini ziyarete gelenlere şefaat edeceğini bir çok hadis-i şeriflerinde bildirmiştir.

   Gerçekten, Resûlullah (S.A.V.) efendimizin yaşadığı, mübarek ellerinin sürüldüğü, ayaklarının çiğnediği yerleri görmek, ashabının ve en yakın arkadaşlarının kabirlerini ziyaret etmek, vahyin indiği ve İslâmın tebliğ edildiği bu kutsal beldenin havasını solumak, her Mü’min gönlünün en tatlı özlemidir. İşte bu sebeple, daha ilk dönemlerden itibaren Müslümanlar, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin mescidinin, kabrinin, Uhud şehitliğinin ve Bakî mezarlığının bulunduğu ve İslâm tarihinin bir çok önemli olayının gerçekleştiği Medine-i Münevvere’yi ziyaret edegelmişler, bu ziyareti gerçekleştirmek için adeta fırsat kollamışlardır. Özellikle Medine-i Münevvere’ye uzak ülke ve beldelerde oturanlar açısından, hac veya umre yolculuğu, Resûlullah (S.A.V.) efendimizin mescidini ve kabrini ziyaret için iyi bir fırsattır.

   Sırf ALLAH Teâlâ için, İslam’ın aydınlığının insanlığa ulaştırılması yolunda çalışmanın, fedakarlığın ve gayretin en güzel örneğini vermiş insanların gelip geçtiği bu mübarek şehri ziyaret etmekle hacı, bu aydınlığın, yeniden muhtaç olanlara ulaştırılması yolunda bir şuur ve azim kazanabilirse, ziyaretindeki amaç gerçekleşmiş sayılır. Bu duygu ile kendisini ziyarete gelenler hakkında, Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu:

   “Beni ziyaretten başka, gönlünde hiçbir emel ve arzu olmayarak kim beni ziyarete gelirse, kıyamet gününde ona şefaatçi olmam benim üzerimde bir hak olur.”10

   O kutsal beldelere aşk dolu bir gönülle gitmek, edeple ziyarette bulunmak, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin huzurunda dururken Kainatın iftihar tablosu karşısında duruyor şuuruyla durmak, edeple, erkânla durmak, aşkla, şevkle vazifeyi yapmak ve öyle geriye dönmek gerekir. Gönüller, ALLAH Teâlâ’nın elindedir, ölü gönüllere hayat veren O’dur. Gönüllerin kıblesi, âşıkların kıblegahı Fahrikainat Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin huzurunda dururken olabildiğine saygı ve hürmet hisleriyle durmak gerekir.

   Her Müslüman ve bilhassa hacca giden her ehli iman, büyük bir engel karşısında kalmadıkça, mutlaka gidip Fahr-i âlem (S.A.V.) Efendimizi ziyaret etmelidir.

   Bütün peygamberlerin sonuncusu olan o büyük Peygamber’in yüce gayretleri sayesinde hak ve hakikatten haberdar olup hidayet ve saadete eren bir Müslüman, nasıl olur da mübarek Hicaz bölgesine kadar gitmiş iken, o mukaddes Peygamber’in, o eşsiz-benzersiz veliyi nimetlerimizin latif kabrini, şeref-yücelik dolu mescidini, mübarek beldesini ziyaret etmeksizin yurduna dönebilir. Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu:

   “Beytullah’ı ziyaret edip de beni ziyaret etmeyen bana cefa etmiş olur.”11 Diğer bir hadîs-i şerif de şöyle buyrulmuştur:

   “Hali müsait iken beni ziyaret etmeyen bana cefada bulunmuş olur.”12

   Bu hadis-i şerifler ne kadar ağır bir azarlamadır. Hakikaten nasıl olur da hacca veya umreye gidebilen, kabri ziyaret etmeğe gücü yetebilen kimsenin bu ziyarete koşmadan kalbi rahat eder. Mekke-i Mükerreme’de bulunup da O’nun yakınındaki Medine-i Münevvere’de vahyin indiği bu yerleri görmeyen Mü’minin kalbi nasıl razı olur? Orayı şevkle ziyaret için nasıl ruhu titremez?

   Mekke-i Mükerreme’ye ulaşan kimse Medine-i Münevvere’yi ziyaret etmekden, vahyin yerleştiği o toprakları görmekten, İslâm’ın menbaını ziyaret etmekten beri kalamaz.
...............................................................................................
1 Reddul-Muhtar, 2/257; Tecrid Tercemesi, 4/258, , 2 Buhari, Meğazi: 78, No: 4184, 4/1616 , 3 Tirmizî, Cenâiz:33; İbn-i Mâce, Cenâiz:65 , 4 İbn-i Hümam, Fethu'l-kadîr, 2/336; Mevsîlî, el-İhtiyâr, 1/175, ekutnî, Hac, No:194; 2/278, Beyhekî, es-Sünenül-Kübra, Hac, No:10407, 8/44, A.b.Hanbel, 4/108, 6 Zehebî Mizan; No:6560, 5/374., 7 Beyhekî, Şüabül-İman, No:4157, 3/490, Kadı İyaz, Şifa, 2/87. , 8 Beyhaki Şuabü'l-İman; No: 4151; 3/488, Darekutnî, Hac, No:193, 2/278, Taberani, el-Mucemul-Kebir, No:13496, 12/309, Beyhekî, es-Sünenül-Kübra, No:10409, 8/44, 9 Beyhekî, Şuabu’l-İman, 3/488, No:4152, 10 Taberani, el-Mucemul-Kebir, No:13149, 12/225
11 Cem’ul-Cevami’, Mim harfi, No:4728; Zehebi, Mizanül-İtidal, No:9102, 7/39, İbn-i Hibban, Zuafa, 3/73, No:1128, İbnul-Adiy, el-Mevzûât, 2/217
12 el-Kâmil fid-Duafâ, 8/248, No:1956