Büyük Şahsiyet Sahibi Olmak Ve Hacı Şaban Efendi Hazretleri

e-Posta Yazdır PDF

Yeryüzünde Allah’ın veli kulları her zaman olmuş ve olmaya devam edecektir. Maneviyattan boş bir dünya şeytanın arenası haline gelmiş bir yer demektir ki, böyle bir dünyada yaşamayı Allah bizlerden uzak eylesin. Peygamberlerden sonra yeryüzünde insanlığa rehberlik yapan Alim ve Salih olanlardır. “…Ve O bütün Salih kullarını (Velisi) görüp gözetmektedir.” (A’raf, 7/196). Allah Salihlerin velisidir.

Tasavvufta velilik ve velayet, hakkın kulunu, kulun da Mevlasını dost edinmesidir. Allah ile kulu arasındaki karşılıklı sevgi ve dostluk; Allah’ın kulun, kulun da Allah’ın velisi olması demektir. “Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır…” (Bakara, 2/257). Allah’ın velisi olan insanlarda elbette bulunması gereken bazı özelliklerin olması kaçınılmazdır. Bu özelliklerin Kur’an da zikredilen en bariz iki vasfı iman ve takva sahibi olmaktır. “Biliniz ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. Onlar, iman edip de takvaya ermiş olanlardır.” (Yunus, 10/62,63).

Bu ayette  temel iki haslet görünmektedir;

1-     Velilerde nazari kuvvenin kemalat derecesi mevcuttur. Yani imanları ayne’l-yakin mertebesindedir. İman hususunda asla şek ve şüphe içinde olmazlar. Müşahede durumunda olanlar gibidir ve basiretleri açıktır.

2-        Amel-i kuvvede kemalatı yakalamışlardır. İşledikleri amellerinde şekil ve mana ilişkisi kurarak birini diğerinden zayıf düşürecek bir zafiyet göstermezler.

Bazı hadisi şeriflerde Efendimiz (s.a.v.) veli kulların bazı vasıflardan bahisle onlar; Allah için sever Allah için buğz ederler. Onları gören kişi yüzlerindeki manevi halden dolayı Allah’ı hatırlar. Konuşmaları muhatabın ilmini  ve ahirete olan ilgisini artırır. Mal ve evlatları olsa da bunlar zihinlerini meşgul etmez ve değer yargılarını değiştirmez. Namazları onlar için en sevimli ibadettir. Allah’a gizli ve aşikâr her yerde itaat ederler. Meşhur olmaktan çekinirler. Azla yetinirler. Şeriata sımsıkı bağlıdırlar.

Bazı hadisi şeriflerden özetlemeye çalıştığım bir kısım özellikler bunlardır. Elbetteki tamamı bunlardır denilemez.

Vefatının yıl dönümü münasebetiyle Allah dostlarından Bayburtlu Hacı Şaban Efendiden bu münasebetle kısaca bahsetmeye çalışacağım.

-         Hacı Şaban Efendi namazlarını sürekli camide cemaatle kılan bir zattı. 92 yaşında vefat eden mübarek zat sağlık problemi hariç bu alışkanlığını hiç terk etmezdi. Hatta cemaati kübranın olduğu Ulu camiini tercih ederdi. Zira bir cemaat ne kadar kalabalık olursa rahmet oraya okadar fazla iner. Bazı sözüm ona tasavvuf ehlinin belli bir noktadan sonra namazlarından muaf oldukları düşüncesi bu zatta makes bulmamıştır. Allah Resulü (s.a.v)  son günlerinde ki şiddetli hastalığı bile sahabenin kollarında mescide gitmesine engel olmamış ve oturarak  Hz. Ebu Bekir (r.a.)ın arkasında namaz kılmıştır.  Hacı Şaban Efendi de Resulüllah (s.a.v.)in tüm sünnetlerine bağlı olduğu gibi bu sünnetine de sımsıkı uyar ve etrafındakileri de teşvik ederdi.

-         Bu mübarek zat zakirdi. İlerlemiş yaşına rağmen halka-i zikirden geri durmazdı. Zikir esnasında bidat olacak hususlara müsaade etmezdi. Bazı mutasavvıflarda bulunan şatahatlardan kendisinde şahit olunmamıştır.

-         Onu görenler bir heybete kapılır ve sürekli yüzüne bakamazlardı. Zira her veli kulda bir peygamber meşrebi bulunur. Hacı Şaban Efendi de çok heybetli olup onun yanında olanlar Allah’ı hatırlarlardı. Bir defasında şehir dışından gelen bir arkadaşımla ziyaretine gitmiştik. Yanından çıktığımızda şaşkınlıkla şu ifadeyi kullanmıştı “Yahu sanki Hz. Musa(a.s)a benziyor”. Bu arkadaş ilim ehli olup Hz. Musa (a.s.)ın şemailini iyi bilirdi.

-         Boş söz konuştuğuna dair rastlayan olmamıştır. Daima haktan bahseder ve dini nasihatlerde bulunurdu.

-         Cömertliğini bilmeyen yoktur. Maddi imkânı iyiydi. Cami dönüşü sürekli yol üzerinde bulunan fakirlere fark edilmeyecek gizlilikte yardım ederdi. Büyük torunlarından birisi şöyle demişti; “Dedeme (tasadduku kast ederek) para yetiştiremiyoruz”. Her hafta Perşembe iftar yemeği verirdi. Otuz kırk kişiden aşağı düşmeyen bu iftarlarda kendisi de oruçlu olduğu halde çok az yer ve orada olanlara, evinizde yediğiniz gibi yiyin, yemeninde riyası olduğunu söylerdi.

-         Siyasi olarak dine ters düşen hiç kimseyi desteklememiş ve tabilerini de bu hususta yönlendirmenin bir sorumluluk olduğunu ifade etmiştir. O hep böyle düşünmüş, şahıs ve kurumları değerlendirirken hep din perspektifinden değerlendirmiştir. Bu tutumunu da gizlemeden ortaya koymuştur.

-          Şeriata çok bağlı idi. Bu hususta hiç tavizi yoktu. Kendisi şer-i şerife uygun yaşar ve başkalarını da sürekli uyarır ve teşvik ederdi. Herkese ilmihalin gerekliliğini telkin ederdi. İlimsiz amelin olmayacağını her bir tasavvuf ehlinin mutlaka ilimle meşgul olması gerektiğini öğütlerdi. Sürekli “Şeriattır cümle işlerin başı Şeriatsız tarikat şeytan işi. Bir tarikat ehlinde yoksa şeriat, onun şeyhi şeytandır mutlak” sözünü söyler ve “zamanımızda keramet istiyorlar en büyük keramet istikamet üzere olmaktır” derdi. İlim adamlarına çok değer verirdi. Bir defasında Lütfi Doğan Hoca efendi ziyaretlerine gelmişlerdi. Herkes iftarı bekliyordu. Lütfi Doğan hocamıza, hocam ben bu ihvanlara şu hadisleri okuyorum. Sana okuyayım da bir baksan hatamız varmı? dedi. Hoca efendi de edep timsali bir insan. Yüzü kızararak aman efendim ne haddimize diye mahcubiyetini bildirdi. Yine bir defasında Ülkemizin önde gelen siyasilerinden birisi için, kardaş onlar din uğrunda başlarını oyola koydular da biz reylerimizi veremedik derken, başka yerden gelen misafirlere ders vermek istemişti diye algıladık. Bayburt ve çevresinde kendini tanımayan ve saygı duymayan kimse hemen hemen yoktu. Sarhoşlar bile kendilerine saygı gösterirlerdi. Kim Yaratanına itaat ederse Allah ta diğer insan ve varlıkları ona itaat ettirir.

 

Allah’ın yeryüzünde bulunan böyle güzel kullarını tanımak ve onların manevi hallerinden istifade etmek bir nasiptir. Bu nasibi kaçırmamak gerekir. 

 Yazımızı bir hadisi şerifle bitirelim; Ebu Musa el-Eşariden rivayetle Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kuşkusuz ki Allah’ın bazı kulları vardır ki onlar peygamber değillerdir, Şehid de değillerdir. Ancak peygamberler de, şehidler de onların meclislerinden ve Allah’a yakın olmalarından dolayı onlara gıpta ederler.” Bir bedevi “Ey Allah’ın Rasulü! Onların özelliklerini bize tanıt” deyince Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “Onlar insanların, dünya mertebesi yönünden düşük kabilelerinden ayrılmış, aralarında yakın bir kan bağı olmayan, sadece Allah için seven, Allah için dost olan kimselerdir. Onlar için kıyamet gününde nurdan tahtlar konulacak ve onlar da o tahtlar üzerine oturacaklardır. O gün insanlar korku içindeyken, onlar korkmazlar. İşte onlar Allah’ın veli kullarıdır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzunda olmazlar.” (ahmed, Müsned, 5/343)

             Allah Teala bizleri böyle Salihlerden eylesin. Amin.