Kâinatın efendisi (s.a.v.)e Hırada ilk vahiy gelmişti. Biricik eşi Hz. Hatice (r.a)ın yanına gelmişti. Vahyin etkisi ile sarsılmış ve titriyordu. Kendisini örtmesini istedi. Olay üzerinden fazla bir zaman geçmemişti ki vahiy emini geldi. Efendimiz (s.a.v) Mekke’nin yukarı tarafında bulunuyordu. Cebrail (a.s) vadinin bir köşesinde ökçesini yere vurdu ve oradan su kaynadı.
Cibrili Emin tüm peygamberlerin ve Efendimiz (s.a.v)in abdesti olan abdesti o sudan aldı. Peygamberimiz (s.a.v.) Cebrail (a.s)a bakıyordu. Abdesti bitirdikten sonra ön tarafına su serpiştirdi ve Efendimiz (s.a.v)e aldığı abdestin aynısını almasını istedi. Peygamberimiz (s.a.v.) Cebrail (a.s)dan nasıl gördü ise aynı şekilde abdest aldı. Bundan sonra Cebrail (a.s.) namazın nasıl kılınacağını Efendimiz (s.a.v.)e göstermek için namaz kıldı ve Efendimizin de kılmasını istedi. Peygamberimiz de O’nun kıldığı gibi namaz kıldı ve Cebrail (a.s.) oradan ayrıldı. Efendimiz (s.a.v.) gönlü aydınlanmış olarak evine geldi ve müminlerin annesi Hz. Hatice annemize abdesti ve namazı öğretti. Böylece ilk temizlik ve ibadet başlamış oldu.1 Bu olay neticesinde nazil olan ayette Rabbimiz: “Ey bürünüp sarınan (Resulüm)! Kalk ve (insanları) uyar. Sadece Rabbini yücelt. Elbiseni temiz tut. Bütün pisliklerden uzak dur.”2
Temizlik bir medeniyetin ürünüdür. Bu medeniyeti oluşturanlar ise peygamberler (a.s.)dır. İnsanlık İslam’dan önce gelmiş vahiyden uzaklaştıklarında Allah Azze ve Celle Efendimiz (s.a.v.)i yeni dinin inşası için gönderdi. Bu dinin imandan sonra en önemli emri olan namaz ibadetini yapabilmek için en önemli ve ilk hazırlığıolank temizlik emredilmiştir.
İbadet için maddi temizlik olarak “Elbiseni temiz tut” ayeti bunun delilidir. Temizliğin temel aracı sudur. Suyun bulunmadığı yerde başka nesneler devreye girmektedir. Bu temizlik bedenin temizliği, elbisenin temiz tutulması ve mekânın temiz halde bulundurulmasıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadislerinde: “Temizlik imanın yarısıdır.” Buyurarak insanlığın bugün bile erişemediği bir medeniyetin kapısını açmıştır. Bir Müslüman günde en az beş kez namaz kılmalıdır. Kılacağı bu namazları, bahsettiğimiz üç unsuru (beden, elbise, mekân) temiz tutmadan yerine getiremez.
Buda taharetle başlar. Helaya giren bir Müslüman ayakta ihtiyaç gidermez. Zira ayakta ihtiyaç giderilirse elbiseye sıçrayarak kirlenmiş olur. Bundan dolayı oturarak ihtiyaç gideren bir mümin temizlik yapar. Bu temizlik su ile ve herhangi bir mazeret yoksa sol elle yapılmalıdır. Tam temizlik yapılmadan tuvaletten çıkılmaz. Tuvalete girmeden Efendimiz (s.a.v.)in bize öğütlediği duayı okur. *3 Mecbur kalmadıkça çoraplarla da tuvalete girmemek gerekir. Zira tuvalette sıçramalar olur. Taharet alan bir kişinin iç elbisesi de dış elbisesi gibi temiz olur. Medeni görünen Avrupalılar su ile temizlik yapmamaktadırlar. Bir necaset kâğıtla ne kadar giderilebilir. Mutlaka kalıntı olacak ve oda bedende kokuya sebep olacaktır. Taharet aldıktan sonra tuvalet kâğıdı ile kurulanmakta güzeldir. Kâğıt çıkmadan önce bez kullananlar olurdu. Zira taharet suyu ma-i müstamel(kullanılmış su) olması sebebiyle elbiseye değmesi mekruhtur. Ayrıca ıslak kalan makatta mikrop kapma ve hastalık oluşma durumu söz konusudur. Helaya sol ayakla girilir ve sağ ayakla çıkılır.Bu Efendimiz (s.a.v.)den bize öğretilen sünnet yoludur.
Heladan çıktıktan sonra* sabunla eller temiz bir şekilde yıkanır. Yapılan tespitlere göre heladan çıkan Avrupa toplumunun yüzde yetmişe yakını ellerini yıkamıyor. Eller yıkandıktan sonra istibra yapılır. İstibra; bir şeyden uzak olmak kurtulmak anlamına gelen bir kelime olup terminolojik anlamı; abdest almadan önce bir müddet beklemektir. Zira hemen abdest alınırsa idrar yollarında kalan damlacıklar abdest sonrası yürürken elbiseye düşer ve böylece abdest bozulmuş olur. Kişi abdestsiz namaz kılar ve kıyamet gününde kitapta namaz kılmamış yazılıdır. Yarabbi ben kılmıştım. Ey kulum sen namazın şartlarından olan temizlik şartını yerine getirmedin denilirse halimiz nice olur. İstibra yapan kişi damlanın gelip gelmediğini kontrolde edebilir. Şayet varsa bir parça tuvalet kâğıdına alabilir ve sonra abdestini alır.
Abdest farsça bir kelime olup el suyu anlamınadır. Bunun Arapçası ise “vuzu” dur. Vuzu’nun kelime anlamı; parıltı, pırıl pırıl ve parlak anlamına kullanılan bir kelimedir. Abdest alan kişi bedeninde çokça kirlenen uzuvlarını temizlerken asıl temizlediği ise ruh ve kalbidir. Bir hadiste Efendimiz (s.a.v): “Bir Müslüman abdest aldığı zaman, yüzünü yıkarken gözleri ile işlediği günahlar abdest suyu (veya suyun son damlası) ile dökülür gider. Ellerini yıkarken elleri ile işlediği günahlar abdest suyu ile dökülür (öyle ki kişi bütün günahlardan arınır ve tertemiz olur). Ayaklarını yıkadığında da, ayakları ile işlediği günahları abdest suyu ile akıp gider. Nihayet o Müslüman günahlarından arınmış olur.”4 Buyurarak abdestin bir kulu günahlardan nasıl arındırdığını ve ruhu ne şekilde aydınlattığını bize haber vermektedir.
İnsanın gün içerisinde ençok kirlenen yüz, el ve ayaklarıdır. Namaz kılan bir kimse abdest alarak yüzünü parlatmış ve ayak kokusundan korunmuş olur. Ahirette ise bu abdest Muhammed (s.a.v.) ümmetinin en belirgin vasfı olacaktır. Bir hadiste Efendimiz (s.a.v.): “Müminin nuru ve beyazlığı, abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır.”5 Buyurmuştur. Bu hadisi şerif abdest uzuvlarından farz olan kısmın dışında fazla yıkamanın faziletine de işaret etmektedir. Efendimiz (s.a.v.) biz ümmetini abdest azalarında tanıyacaktır. Ebu Hureyre (r.a)ın rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz (s.a.v.) kabristana geldi ve:
“Selam sizlere ey müminler diyarı! İnşaallah biz de size katılacağız. Kardeşlerimizi görmemizi çok isterdim” dedi. Ashab-ı kiram:
-Biz senin kardeşlerin değil miyiz, ya Resulallah? Dediler. Resul-i Ekrem:
-“Sizler benim ashabımsınız, kardeşlerimiz henüz gelmemiş olanlardır” buyurdular. Bunun üzerine ashab:
-Ümmetinden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksın, ey Allah’ın Resulü? Dediler. Peygamber Efendimiz:
- “Ne dersiniz? Bir adamın alnı ak ve ayakları sekili bir atı olsa, yağız ve doru at sürüsü içinde kendi atını tanımaz mı?” diye sordu.
- Evet, tanır, ey Allah’ın Resulü, dediler. Resul-i Kibriya:
“İşte onlar da abdestten dolayı yüzleri nurlu, el ve ayakları parlak olarak gelecekler. Ben havzın başına onlardan önce varacağım”6 buyurdu.
Abdest alan bir müminin hem bedenen hem de ruhen arındığını, Kainatın efendisi bizlere öğretiyor. Bir mümin abdest alırken farz ve sünnetlerine özen göstererek abdestini alır. Bu sünnetlerden biri de misvak kullanmaktır. Misvak kullanmak ağız ve diş temizliğine verilen önemi arz eder ve aynı zamanda insanları rahatsız edecek olan ağız kokusunu giderir. Bundan 1400 sene önce böyle bir medeniyeti bize sunan Efendimiz (s.a.v.)e ne kadar teşekkür etsek azdır. O eşlerinin yanına gitmeden, insanlarla karşılaşmadan önce misvak kullanarak ağız ve diş temizliğini yerine getirirdi. Ayrıca her abdestten önce de misvak kullanmayı ihmal etmezdi.
Bugün kullanılan fırçalar da aynı vazifeyi ifa etmektedir. Ancak bazı fırçaların domuz kılından yapıldığı bilinmektedir. Buna dikkat etmek gerekmektedir. Ayrıca çokça kullanılan diş macunu dişleri sarartmaktadır. Plastikten yapılan fırçalardan kopan parçalar vücuda gittiğinde mide onu eritemiyor. Takıldığı yerde kansere varacak kadar hastalığa sebep olduğu uzmanlarca ifade edilmektedir.
Misvak ise dişleri en güzel şekilde zarar vermeden parlattığı tecrübelerle sabittir. Ayrıca misvaktan kopan parçaların vücuda gitmesi bedene herhangi bir zarar vermemektedir. Bu medeniyetin banisi Efendiler efendisi Efendimiz (s.a.v.) konuyla alakalı birkaç hadisini nakledelim.
“Ümmetime zor geleceğinden endişe etmeseydim, onlara her abdest alırken misvak kullanmalarını emrederdim.”7
“Misvak kullanmak ağzın temiz kalmasına ve Rabbin razı olmasına sebeptir.”8
Hz. Aişe annemiz (r.a) şöyle dedi:
Biz Resulüllah (s.a.v.)in misvakını ve abdest suyunu akşamdan hazırlardık. Allah onu, gecenin dilediği saatte uyandırırdı. Hz. Peygamber uyanınca hemen misvakla dişlerini temizler, abdest alır ve namaz kılardı.9
Yine Aişe annemize; Peygamberimiz (s.a.v.) evine girdiğinde ilk önce ne yapardı sorulduğunda: “Dişlerini misvaklardı” dedi.10
Mümin bir insan beden temizliğini de ihmal etmez. En az haftada bir kez banyo yapmak bedenin üzerimizdeki hakkıdır. Beden temizliği hususunda koltuk altı edep yerlerinin temizliği de önem arz etmektedir. Bir hadiste Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Peygamberlerin sünneti (fıtratı) beştir –yahut beş şey fıtrat gereğidir- : Sünnet olmak, kasıkları tıraş etmek, tırnakları kesmek, koltuk altını temizlemek, bıyıkları kırpmak.”11
Medeniyet adına tırnaklarını uzatan ve bıyıklarını ağzına dolarcasına uzatanlara ithaf olunur.
Allah Azze ve Celle bizleri Efendimiz (s.a.v.) yolunda yürüyenlerden eylesin. Amin.
.......................................................
1)- Köksal M. Asım, İslam Tarihi, 2/18,20 2)- Müdessir, 74/1,5 3)- *Bu dua: “Allahumme inni euzu bike mine’l-Hubsi ve’l-Habais” 4)- Müslim, Taharet 32 5)- Müslim, Taharet 40, Nesai, Taharet 109
* heladan çıkan şu duayı okur: “Elhamdulillahillezi ezhebe anni’l-eza ve afani 6)- Müslim, Taharet 39, İbni Mace, Zühd 36 7)- Müslim, Taharet 42 8)- Nesai, taharet 4 9)- Müslim, Müsafirin 139 10)- Müslim, Taharet 43,4411)- Buhari, Libas 51
















