Yeryüzünde Allah’ın
veli kulları her zaman olmuş ve olmaya devam edecektir. Maneviyattan boş bir
dünya şeytanın arenası haline gelmiş bir yer demektir ki, böyle bir dünyada
yaşamayı Allah bizlerden uzak eylesin. Peygamberlerden sonra yeryüzünde
insanlığa rehberlik yapan Alim ve Salih olanlardır. “…Ve O bütün Salih kullarını (Velisi) görüp gözetmektedir.” (A’raf, 7/196). Allah Salihlerin velisidir.
Tasavvufta velilik ve velayet, hakkın kulunu,
kulun da Mevlasını dost edinmesidir. Allah ile kulu arasındaki karşılıklı sevgi
ve dostluk; Allah’ın kulun, kulun da Allah’ın velisi olması demektir. “Allah, inananların dostudur, onları
karanlıklardan aydınlığa çıkarır…” (Bakara, 2/257). Allah’ın velisi olan
insanlarda elbette bulunması gereken bazı özelliklerin olması kaçınılmazdır. Bu
özelliklerin Kur’an da zikredilen en bariz iki vasfı iman ve takva sahibi
olmaktır. “Biliniz ki, Allah’ın
dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. Onlar, iman edip de takvaya
ermiş olanlardır.” (Yunus, 10/62,63).
Bu ayette temel iki haslet görünmektedir;
1- Velilerde
nazari kuvvenin kemalat derecesi mevcuttur. Yani imanları ayne’l-yakin
mertebesindedir. İman hususunda asla şek ve şüphe içinde olmazlar. Müşahede durumunda
olanlar gibidir ve basiretleri açıktır.
2- Amel-i kuvvede kemalatı yakalamışlardır.
İşledikleri amellerinde şekil ve mana ilişkisi kurarak birini diğerinden zayıf
düşürecek bir zafiyet göstermezler.
Bazı
hadisi şeriflerde Efendimiz (s.a.v.) veli kulların bazı vasıflardan bahisle
onlar; Allah için sever Allah için buğz ederler. Onları gören kişi yüzlerindeki
manevi halden dolayı Allah’ı hatırlar. Konuşmaları muhatabın ilmini ve ahirete olan ilgisini artırır. Mal ve
evlatları olsa da bunlar zihinlerini meşgul etmez ve değer yargılarını
değiştirmez. Namazları onlar için en sevimli ibadettir. Allah’a gizli ve aşikâr
her yerde itaat ederler. Meşhur olmaktan çekinirler. Azla yetinirler. Şeriata
sımsıkı bağlıdırlar.
Bazı
hadisi şeriflerden özetlemeye çalıştığım bir kısım özellikler bunlardır.
Elbetteki tamamı bunlardır denilemez.
Vefatının
yıl dönümü münasebetiyle Allah dostlarından Bayburtlu Hacı Şaban Efendiden bu
münasebetle kısaca bahsetmeye çalışacağım.
-
Hacı Şaban
Efendi namazlarını sürekli camide cemaatle kılan bir zattı. 92 yaşında vefat
eden mübarek zat sağlık problemi hariç bu alışkanlığını hiç terk etmezdi. Hatta
cemaati kübranın olduğu Ulu camiini tercih ederdi. Zira bir cemaat ne kadar
kalabalık olursa rahmet oraya okadar fazla iner. Bazı sözüm ona tasavvuf
ehlinin belli bir noktadan sonra namazlarından muaf oldukları düşüncesi bu
zatta makes bulmamıştır. Allah Resulü (s.a.v)
son günlerinde ki şiddetli hastalığı bile sahabenin kollarında mescide
gitmesine engel olmamış ve oturarak Hz.
Ebu Bekir (r.a.)ın arkasında namaz kılmıştır.
Hacı Şaban Efendi de Resulüllah (s.a.v.)in tüm sünnetlerine bağlı olduğu
gibi bu sünnetine de sımsıkı uyar ve etrafındakileri de teşvik ederdi.
-
Bu mübarek zat
zakirdi. İlerlemiş yaşına rağmen halka-i zikirden geri durmazdı. Zikir
esnasında bidat olacak hususlara müsaade etmezdi. Bazı mutasavvıflarda bulunan
şatahatlardan kendisinde şahit olunmamıştır.
-
Onu görenler bir
heybete kapılır ve sürekli yüzüne bakamazlardı. Zira her veli kulda bir
peygamber meşrebi bulunur. Hacı Şaban Efendi de çok heybetli olup onun yanında
olanlar Allah’ı hatırlarlardı. Bir defasında şehir dışından gelen bir
arkadaşımla ziyaretine gitmiştik. Yanından çıktığımızda şaşkınlıkla şu ifadeyi
kullanmıştı “Yahu sanki Hz. Musa(a.s)a benziyor”. Bu arkadaş ilim ehli olup Hz.
Musa (a.s.)ın şemailini iyi bilirdi.
-
Boş söz
konuştuğuna dair rastlayan olmamıştır. Daima haktan bahseder ve dini
nasihatlerde bulunurdu.
-
Cömertliğini
bilmeyen yoktur. Maddi imkânı iyiydi. Cami dönüşü sürekli yol üzerinde bulunan
fakirlere fark edilmeyecek gizlilikte yardım ederdi. Büyük torunlarından birisi
şöyle demişti; “Dedeme (tasadduku kast ederek) para yetiştiremiyoruz”. Her hafta
Perşembe iftar yemeği verirdi. Otuz kırk kişiden aşağı düşmeyen bu iftarlarda
kendisi de oruçlu olduğu halde çok az yer ve orada olanlara, evinizde yediğiniz
gibi yiyin, yemeninde riyası olduğunu söylerdi.
-
Siyasi olarak
dine ters düşen hiç kimseyi desteklememiş ve tabilerini de bu hususta
yönlendirmenin bir sorumluluk olduğunu ifade etmiştir. O hep böyle düşünmüş,
şahıs ve kurumları değerlendirirken hep din perspektifinden değerlendirmiştir.
Bu tutumunu da gizlemeden ortaya koymuştur.
-
Şeriata çok bağlı idi. Bu hususta hiç tavizi
yoktu. Kendisi şer-i şerife uygun yaşar ve başkalarını da sürekli uyarır ve
teşvik ederdi. Herkese ilmihalin gerekliliğini telkin ederdi. İlimsiz amelin
olmayacağını her bir tasavvuf ehlinin mutlaka ilimle meşgul olması gerektiğini
öğütlerdi. Sürekli “Şeriattır cümle işlerin başı Şeriatsız tarikat şeytan işi.
Bir tarikat ehlinde yoksa şeriat, onun şeyhi şeytandır mutlak” sözünü söyler ve
“zamanımızda keramet istiyorlar en büyük keramet istikamet üzere olmaktır”
derdi. İlim adamlarına çok değer verirdi. Bir defasında Lütfi Doğan Hoca efendi
ziyaretlerine gelmişlerdi. Herkes iftarı bekliyordu. Lütfi Doğan hocamıza,
hocam ben bu ihvanlara şu hadisleri okuyorum. Sana okuyayım da bir baksan
hatamız varmı? dedi. Hoca efendi de edep timsali bir insan. Yüzü kızararak aman
efendim ne haddimize diye mahcubiyetini bildirdi. Yine bir defasında Ülkemizin
önde gelen siyasilerinden birisi için, kardaş onlar din uğrunda başlarını oyola
koydular da biz reylerimizi veremedik derken, başka yerden gelen misafirlere
ders vermek istemişti diye algıladık. Bayburt ve çevresinde kendini tanımayan
ve saygı duymayan kimse hemen hemen yoktu. Sarhoşlar bile kendilerine saygı
gösterirlerdi. Kim Yaratanına itaat ederse Allah ta diğer insan ve varlıkları
ona itaat ettirir.
Allah’ın
yeryüzünde bulunan böyle güzel kullarını tanımak ve onların manevi hallerinden
istifade etmek bir nasiptir. Bu nasibi kaçırmamak gerekir.
Yazımızı bir hadisi şerifle bitirelim; Ebu
Musa el-Eşariden rivayetle Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kuşkusuz ki Allah’ın bazı kulları vardır
ki onlar peygamber değillerdir, Şehid de değillerdir. Ancak peygamberler de,
şehidler de onların meclislerinden ve Allah’a yakın olmalarından dolayı onlara
gıpta ederler.” Bir bedevi “Ey Allah’ın Rasulü! Onların özelliklerini bize
tanıt” deyince Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “Onlar insanların, dünya mertebesi yönünden düşük kabilelerinden
ayrılmış, aralarında yakın bir kan bağı olmayan, sadece Allah için seven, Allah
için dost olan kimselerdir. Onlar için kıyamet gününde nurdan tahtlar konulacak
ve onlar da o tahtlar üzerine oturacaklardır. O gün insanlar korku içindeyken,
onlar korkmazlar. İşte onlar Allah’ın veli kullarıdır. Onlara korku yoktur ve
onlar mahzunda olmazlar.” (ahmed, Müsned, 5/343)
Allah Teala bizleri böyle Salihlerden eylesin. Amin.
















