Bir insan düşünün vasiyetinde bile “Mezarımı ziyaret edenler, bizi gönüllerinden geçirerek gülsünler.
Doğrusu, yalancı dünyada somurtanlara acırım.” diyecek kadar hayat dolu,
sevgi doludur. Kendisi hayat dolu olduğu kadar bütün insanları da gülmeye,
eğlenmeye davet etmiştir. Bunu kim yapar? Tabi ki gülen yüzümüz Nasreddin
Hoca’mız. Nasreddin Hoca Türk - İslam dünyasının yetiştirdiği tarihe mal olmuş,
ünü asırları aşan toplumsal aksaklıkları mizahi bir üslupla eleştiren bir fikir
adamıdır. Toplumsal aksaklıkları mizahi bir üslupla eleştirmesinden dolayı
çoğumuz için o mizahi bir karakterdir. Oysa o sadece mizahi bir karakter değil
bir fikir adamı, sosyolog, din âlimidir. Nasreddin Hoca, insanlara doğru yolu
gösteren, iyilikleri bildiren, doğruya sevk eden ve kötülüklerden sakındıran
bir veli idi. Ama kullandığı yöntem,
üslup ona bildiğimiz anlamda klasik bir bilim adamı özelliğinden uzak
tutmuştur. Ama unutulmasın ki bu özelliği onun bilginliğine, âlimliğine helal getirmez.
O kendisini hep halka yakın
tutmuş, onlardan kopmamıştır. Hep halkla iç içe olmuştur. Günlük hayatta halkı
ilgilendiren ve halkın olduğu her yerde kendisini gösterir Hoca. Bundan dolayı da halk kendisini çok sevmiş ve
kendilerine yakın bulmuşlardır. Onu sadece kendi devrinde ki değil, her
devirdeki Anadolu insanı kendisine yakın bulmuştur. Hatta ünü Türk dünyasının
dışına taşmıştır. Öyle ki 1996-1997 yılı UNESCO tarafından Uluslararası Nasreddin
Hoca yılı ilan edilmiştir.
Halkın bu kadar beğenisini kazanmış,
Türk-İslam kültürünün gülen yüzü, mizah ustası Nasreddin Hoca kimdir ve
gerçekten yaşamış mıdır? Evet, o sadece bir fıkra kahramanı değildir, bu fani dünyada yaşamış bir İslam bilginidir.
Nasreddin Hoca Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde 1208 yılında
doğdu. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka
Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine
Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud
Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili
çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık
görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı
verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. 1284 yılında
Akşehir'de öldü.
Evliya Çelebi Seyahatname adlı
eserinde Nasreddin Hoca ile ilgili olarak şunları söylemiştir:
(Akşehir'de), büyük din adamı ve
değerli zat "El-Mevla Hazret's şeyh Hoca Nasreddin"'in kabri vardır.
Kendisi Akşehirlidir. Gazi Hüdavendigar’a
yetişip, Yıldırım Han zamanında şöhret bulmuştur.
Fazilet sahibi olup, hazırcevap, keramet sahibi, filozof, din ve dünya işlerini
birlikte ve eksiksiz yürüten büyük bir zat idi. Timurlenk ile bir toplantıda
bulunmuştur. Timur Han, O'nun şerefli sohbetlerinden hoşlanırdı.
Bu sebeple, o büyük bilginin hatırı için Akşehir'i yağma ettirmemiştir. Büyük
hocanın sözleri ve latifeleri, bütün lisanlarda atasözü olarak
söylenir.(...)Yıldırım Han'ın vefatından sonra, Çelebi Sultan Mehmed zamanında dünyadan göç
etmiştir. Akşehir dışındaki kubbeli türbesine defnolunmuştur. Dört tarafı
parmaklıkla çevrilidir. Allah rahmet eylesin”
Dikkat edilecek olursa Evliya Çelebi eserinde
onun Timurlek ile karşılaştığından bahsetmiştir. Nasreddin Hoca’nın yaşadığı
tarihle Timurlek’in yaşadığı tarih arasında 70 yıllık bir zaman dilimi vardır.
Yani karşılaşmaları mümkün değildir. Bu da şunu gösteriyor, Hoca halkın
zihninde ve gönlünde derin bir iz bırakmıştır. Hoca yaşamasa da halk, sorunlara,
günlük hayatta ki karmaşık durumlara, idarecilerin zulümlerine onun üslubu ile
yaklaşmaya devam etmiştir. O artık Anadolu insanına mal olmuştur. Nasreddin Hoca artık gerçek kişiliği ile
çıkmaz karşımıza. Gerçek hayatta yaşamış olan Nasreddin Hoca değildir
karşımızda duran kişi. Aslında Nasreddin Hoca şahsına münhasır bir kişidir. O
bu coğrafya da yaşayan milyonlarca insandan sadece biridir. Gerçekte yaşamış
biridir. Ama zamanla bu karakter kendi olmaktan çıkmış bir sembol haline
gelmiştir. O artık bir semboldür. O bizim gülen yüzümüzdür. İnsani yönümüzdür.
Aksaklıklara, kötülüklere, haksızlıklara karşı dahi hoşgörü ile yaklaştığımız
sevecen yönümüzdür. İnsanları kırmadan, bağırmadan, çağırmadan, incitmeden,
inceden inceye gülümseterek düşünmelerini sağlamak, onlara dersler vermek,
hayata ve yaşama dair incelikleri insanlara öğretmek onun en belirgin özelliği
olmuştur.
Halk kendi duygularını, düşüncelerini Nasreddin
Hoca karakteri ile özdeşleştirerek anlatmışlardır. İnsanlarımız toplumsal
aksaklıklara Nasreddin Hoca üslubu ile yaklaşmışlardır. Bu tipin bu kadar çok
sevilmesinin nedeni olumlu karakteristik özelliğidir.
“Batı edebiyatında O,”Hayatın manasını mizahla yorumlayan
bir hikmet eri” olarak tanımlanır. Onun güldürücü fıkralarının amacı insanlığa
ders vermek veya bir düzensizliği göz önüne sermektir. Nasreddin Hoca
becerikli, çalışkan ve hareketlidir. Odun keser, hayvan yükler, buğdayı
değirmene götürür, eşeğiyle pazara taşınır, alışveriş yapar, imamlık yapar,
kadılık yapar, davetlerde hazır bulunur, düğünlerde, üzüntüde, sevinçte o
vardır. Kanunlara saygılıdır, yıkıcı değil yapıcıdır. Sabırlı ve hoşgörülüdür.
Fıkralarında Müslümanlığın tüm özelliklerini yansıtır. Zengin bir kişilik
görüntüsü yoktur. Çapkınlığa, ahlaksızlığa, iffetsizliğe yönelik fıkraları
yoktur. Fıkralarındaki sonuç; ahlak, adet ve terbiyeye zıtlık göstermez.”
Son zamanlarda ortaya çıkan bazı Nasreddin
Hoca fıkraları onun şahsiyetine ve yüklendiği derin misyona aykırıdır. Bize
düşen Nasreddin Hoca’mıza ama asırlardır bu coğrafyanın gönlüne taht kurmuş
gerçek Hoca’ya sahip çıkmak ve gelecek nesillere sevdirmektir. Onun için
duyduğumuz her fıkraya Nasreddin Hoca fıkrası gözü ile bakmayalım. İnce
eleyelim sık dokuyalım. Peki, Nasreddin Hoca fıkralarının özellikleri nasıldır?
Şükrü Kurgan’a göre Nasreddin Hoca fıkralarının özellikleri şunlardır:
1 )Bir fıkrada
sarhoşluk ya da içki varsa, o fıkra Hoca’ya ait olamaz. Çünkü Hoca, içkiyi
günah sayan Müslüman Türklerin gülmece tipidir.
2)Bir fıkrada ahmaklık,
budalalık varsa ve bir sıkıntıdan kurtulmak için aptallık taslamak, zekâyı
gizlemek değilse, bu fıkra Hoca’nın değildir.
3)Hoca’yı mal-mülk, köle-cariye sahibi
gösteren, onun misafirlerine altın tabaklarla yemek ikram ettiğini anlatan
fıkralar O’na ait değildir. Çünkü Hoca, ömür boyu yoksulluk çekmiştir.
4)Bir fıkrada çapkınlık,
iffetsizlik, kadın ihaneti varsa, bu anlatılan Nasreddin Hoca’nın değildir.
5)Bir fıkrada Nasreddin Hoca,
hasis gösteriliyorsa, o anlatılan gerçek değildir; zira Hoca, fıkralarında
hasisliği yerer.
6)Bir fıkrada Nasreddin Hoca,
maddi kuvvetle güçlü bir insan, çevik bir delikanlı canlılığında
gösteriliyorsa, bu fıkra Hoca’nın olamaz. Nasreddin Hoca, güçlükleri Dede
Korkut gibi akılla çözer.
7)Bir fıkrada,
dalkavukluk, iki yüzlülük, çıkarcılık varsa; Nasreddin Hoca, bir paşa veya
büyük bir adamın emrinde gösteriliyorsa bu anlatılan O’na ait olamaz.
8)Bir fıkrada,
Hoca, dik başlı, dilediğini zorla yaptırabilen bir kişilik gösteriliyorsa bu
anlatılan O’na ait değildir.
9)Bir fıkrada
Hoca, nesnel kuvvetle güçlü bir insan, genç, çevik bir delikanlı gibi
gösteriliyorsa Hoca’nın olamaz. Çünkü o sorunları kaba kuvvetle değil akılla
çözümler.
10)Bir fıkrada,
tasavvuf, ezel, ebed meseleleri anlatılıyorsa bu anlatma Hoca’nın olamaz.
(Çünkü bunlar, ulu orta konuşulacak konular değildir.)
11)Son olarak, bir anlatma
uzunsa, anlatılması dakikalar sürüyorsa, bu fıkra da Nasreddin Hoca’ya ait
olamaz. (Şükrü Kurgan, Nasreddin Hoca Fıkralarında Türk Halk Yaşayışının İzleri
s. 494–496)
















