Bir hayat düşünün dostlar. Doğuyor, büyüyor, evleniyor, çor çocuk sahibi
oluyorsun. Seviyor, seviliyorsun. Çok çalışıyor malın mülkün oluyor, etrafında
sana saygı duyan onlarca yüzlerce insan oluyor. Evlatların üzerine titriyor.
Tırnağımıza diken batsa yürekleri yanıyor. Ya da tam tersi evlatlarımızın
başına bir şey gelse sanki dünya başımıza yıkılıyor. Ve gün oluyor ilahi kanun
gerçekleşiyor. Hakikat olarak hep karşımızda duran ama görmediğimiz ya da
görmek istemediğimiz ilahi hakikat: ölüm. Ve o gün geldiğinde ne oluyor biliyor
musun dostlar? Hani o bizi çok seven
evlatlarımız, kardeşlerimiz, eşimiz, dostumuz yok mu? Hani bir ömür boy
ayrılmadığımız sevenlerimiz. Bizi mezara kendi elleriyle koyuyorlar ve inanın
çok değil beş dakikada üzerimizi toprakla örtüyorlar. Yani tabiri caizse beş
dakikada dümdüz oluyoruz. Hem de en sevdiklerimizin eliyle. Üzerimize toprağı
yarışırcasına atarlar. Başka zaman, başka bir iş için o küreği istemeye
istemeye eline alanlar, üzerimize toprak atmak için adeta yarışırlar. Sanki
bizden biran önce kurtulmak ister gibi.
Toprağın üzerinde olanlar için
toprağın altında kalan kişi bir varmış bir yokmuş artık. Toprağın üzerinde
olanlar için bu hayat aynen devam ediyor. Ama altındaki için yepyeni bir
başlangıç. Her nefsin eninde sonunda yaşayacağı yepyeni bir başlangıç
başlamıştır. Ve aslında değil midir ki bu dünyada bunca yıldır yaşadığımız bu hengâme,
cefa, sıkıntı, neşe ve hüzün o ilk başlangıç için. Ve bizler o ilk başlangıca
ne kadar hazırlıklıyız. Korkarım bunun cevabını hiçbirimiz vermeyiz. Tıpkı
zengin tüccarın yaptığı gibi iş işten geçtikten sonra bu sorunun cevabını
aramaya çalışırız.
Hani zengin bir tüccarın 4 eşi varmış, her nedense tüccar dördüncü eşini çok severmiş ve ona ihtimam gösterirmiş. Bundan dolayı ona en güzel elbiseleri ve en güzel şeyleri alıp vermeye çalışırmış. Üçüncü eşini de en az dördüncü kadar severmiş, o kadar güzelmiş ki onunla gurur duyar ve onun herkesin görmesini istermiş, ancak başka bir adamla kaçar diye de her an endişe duyar ve korkarmış. İkinci eşini de severmiş, o kendisinin hep sırdaşıymış, ne zaman ihtiyacı olsa o hep yanında olurmuş. Bir problemi olsa, bir sıkıntıya düşse hemen ona danışırmış. Eşlerinin içinde en güvendiği oymuş. Birinci eşinin durumu farklıymış. Servetini, işini ve ailesini kurmakta onun önemli katkıları olmuş. Ancak zengin tüccar ona âşık değilmiş. Her ne kadar tüccar onu sevmiyorsa da birinci eşi tüccarı çok derinden seviyormuş ama adam bunun hiçbir zaman farkında olmamış, en az ilgilendiği oymuş, hatta zaman zaman tamamen unuttuğu bile oluyormuş.
Bir
gün tüccar amansız bir hastalığa yakalanmış, çok geçmeden kendisinin yakında
öleceğini anlamış. Sahip olduğu lüks yaşamı ve 4 eşini düşünerek; "4 tane
eşim ve lüks bir yaşamım var yakında öleceğim ve yapayalnız kalacağım"
diye söylenmiş.
Dördüncü
eşini yanına çağırmış ve "Sana hep en güzel şeyleri aldım hep senin en
güzel olmanı sağlamaya çalıştım ama şimdi ölüyorum ve öbür dünyada yalnız
kalmak istemiyorum, benimle birlikte gelir misin? " diye sormuş.
"Kesinlikle olmaz" diye cevap
vermiş karısı başka hiçbir şey söylemeden odayı terk etmiş.
Bu cevap tüccarın kalbini keskin bir
bıçak gibi kesmiş.
"Üçüncü
eşimi de en az onun kadar seviyorum" diye düşünmüş ve aynı soruyu üçüncü eşine
sormaya karar vermiş. "Hayatım boyunca seni çok sevdim ve hep seninle
gurur duydum artık ölüyorum, öbür dünyaya giderken bana eşlik eder misin?"
Üçüncü eşi "Hayır"
demiş ve devam etmiş " Hayat çok güzel ve devam ediyor, artık başka
biriyle olmak istiyorum, sen ölür ölmez evlenip başka birisinin olacağım."
Tüccar da hep bundan korkmuştu, aldığı
cevap kalbini buz gibi yaptı.
Çaresiz ayni soruyu ikinci eşine
sormaya karar vermiş, o hep kendisine yârdim etmiş idi en güvendiği oydu.
"Her zaman bana yardım ettin yine
yardımına ihtiyacım var, ölüyorum ve yalnız kalmak istemiyorum, benimle
birlikte gelir misin?" diye sormuş.
İkinci eşi "Benden bunu isteme,
yaşadığın sürece sana her türlü yardımı yaparım, hatta mezarına kadar sana
eşlik de ederim ama bundan fazlasını benden isteme" diye cevap vermiş.
Bu cevap tüccarı kalbinden vurulmuş
gibi perişan etmiş. Tüccar çaresiz bir şekilde düşünürken.
"Ben seninle geleceğim, nereye
gidersen git seni hiç bırakmayacağım" diye bir ses duymuş. Kafasını
kaldırmış ve sesin geldiği yöne doğru bakmış.
Birinci eşiymiş bu. Bakımsızlıktan ve
iyi beslenememekten dolayı zayıf düşmüş birinci eşiymiş.Tüccar içini çekmiş ve birinci eşine
"Sana zamanında çok iyi bakmam gerekirdi, çok özür diliyorum" demiş
sessizce.
Zengin tüccarın durumu ortada, aslında hepimiz bu tüccar gibi değil miyiz
dostlar? Bizlerde aslında dört tane eşe sahibiz.
Dördüncü eş: Bedenimizi temsil etmektedir,
onu severiz ve o güzel görünsün diye ona ihtimam gösteririz ama ölürken onu
öbür dünyaya götüremeyiz.
Üçüncü eş: Dünyada sahip olduğumuz
şeylere, servetimize ve statümüzü temsil ediyor. Öldüğümüzde onlar hemen
başkalarının oluverir.
İkinci eş: Ailemizi ve dostlarımızı
temsil ediyor, bize ne kadar yakin olurlarsa olsunlar sadece mezara kadar bize
yardım edebilirler ondan sonrasına güçleri yetmez.
Binci eşimiz yani
ihmal ettiğimiz birinci eşimiz ruhumuzdur sevgili dostlar. Bizi hiçbir zaman
yalnız bırakmayacak olan ruhumuz.
Yazımın başında söylediğim
gibi aslında hayat bir varmış bir yokmuş. Sevdiklerimiz üzerimize toprağı atıp
gidince inanın her şey bitecek. Ve yanımızda hep ihmal ettiğimiz ruhumuzdan
başkası olmayacak. İşte o gün geldiğinde malın, mülkün, şöhretin, unvanın
hiçbir işe yaramayacak. Sadece ve sadece yaptığımız hayırlı ameller kalacak. O
amellerden bir tanesi de insanlar için, insanlık için yaptığımız onların
menfaatine olan güzel eserlerdir. İnsanları sevmeden güzel olan hiçbir şey
yapılmaz. Eğer bir yerde insanların menfaatine hizmet eden güzel eserler yani
vakıflar varsa, vakıf kültürü gelişmişse bilelim ki o medeniyetin temelinde
sevgi tohumları vardır.
Her şey sevgiyle başlar. Eğer
hayatımıza, ruhumuza sevgi hâkimse ters giden bir şeyleri değiştirme, düzeltme
gereği duyarız. Seversek fedakârlıkta bulunuruz. Vakıf kültürünün temelinde de fedakârlık
vardır. Bu sevgi olmasa kimse ama hiç kimse işinden, zamanından, malından
başkasının iyiliği için fedakârlıkta bulunmaz. Her şey sevgiyle başlar.
Seveceksin insanları, çevreyi, doğayı seveceksin. Yunus misali yaratılanı
seveceksin Yaratan’dan dolayı. İçinde sevgi taşımayan merhameti, acıması
olmayan insanlardan yardım bekleyemezsin. İnsan içinde bu dünya için, insanlık
için, gelecek için bir kaygı duymalı. Başkasının sıkıntısını, derdini kendisine
dert edinmeli. Sadece kendini düşünmemeli. Şöyle bir düşünün Allah aşkına.
Dünyada hangi ev, araba hangi mal mülk bir insana yardım etmenin hassını
verebilir. Bir insanın sıkıntısını giderdiğinizde yaşadığı o mutluluğu,
yüzündeki o gülümsemeyi inanın dünyanın hiçbir malı, mülkü, serveti size
veremez. Ama o mutluluğu görmek için sevmek lazım. İnsanı sevmek lazım.
















