HARUN REŞİT İLE BEHLÜL DÂNA

e-Posta Yazdır PDF

 

Her dinin ve inancın kendine has milli ve manevi değerler vardır. Bu milli ve manevi değerler çeşitlilik arz eder. Bu değerlerden bir tanesi de şahıslardır. Her din ve inanç sistemi varlığını devam ettirebilmek için bu şahsiyetlere ihtiyaç duyar. Bu şahsiyetlerde bulundukları din ve inanç sistemleri içerinde bir kişilik olarak yer almazlar. Evet, onlar birer insandır, beşerdir, yerler, içerler ama onlar artık bu yönleri ile hatırlanmazlar. Onlar artık manevi bir değerdir halkın nazarında. Bir Hz. Ebubekir, bir Hz. Ömer, bir Hz. Osman, bir Hz. Ali, bir Fatih Sultan Mehmet, bir Akşemsettin, bir Selahattin-i Eyyübi, bir Mevlana, bir Yunus Emre, bir Rufai hazretleri ne bileyim daha bir çırpıda aklımıza gelen ya da gelmeyen binlerce önemli şahsiyet artık bizim için önemli birer manevi değerdir.

           

Bu değerlerden bir tanesi de Harun Reşit ile Behlül Dâna’dir. Tarihte bazı şahsiyetler vardır. Birbirleri ile özdeşleşmiştir. Biri olmadan diğeri bir şey ifade etmez ya da yarım kalır. Aslında onları büyük yapanda her ikisinin varlığıdır. Harun Reşit ve Behlül Dâna ikilisi de bu yönleri ile tarihe mal olmuşlardır. Peki bizim tarihimizde önemli bir yer tutan Harun Reşit ile Behlül Dâna hazretleri   kimdir? Öncelikle bir yanlışı düzeltmek istiyorum. Bu iki önemli şahsiyetin kardeş oldukları rivayet edilse de bu doğru değildir. Ama şu bir gerçektir ki kardeş olmasalar da birbirlerini çok severler.

           

Harun Reşit ( d.17 Mart 763- ö. 24 Mart 809)  beşinci ve en tanınmış Abbasi halifelerindendir. İran’ın Rey şehrinde dünyaya gelmiştir. Horasan’ın Tus şehrinde ölmüş ve orada toprağa verilmiştir. Harun Reşit 786- 809 yılları arasında hüküm sürmüştür. Harun Reşit’in halifeliği döneminde Abbasi devleti, ekonomik, ticari ve kültürel yönden en parlak dönemini yaşamıştır. Harun Reşit zamanında saray tam bir bilim ve sanat merkezi haline gelmiştir. Harun Reşit sanat ve sanatçının hamisi olmuştur adeta. Öyle ki tarihe “Bin bir Gece Masalları” olarak geçen dönem Harun Reşit’in halifelik yaptığı dönemdir. Yer ise Harun Reşit’in sarayıdır.

           

Hiç şüphe yok ki Harun Reşit’in bu kadar önemli bir şahsiyet olmasında Behlül Dâna hazretlerinin çok önemli bir payı olmuştur. Harun Reşit Behlül Dâna hazretlerinden oldukça etkilenmiş ve onun sözlerini önemsemiştir. Bu ikisinin arasındaki ilişki tarihe mal olmuş, âlimlere ve edebiyatçılara ilham kaynağı olmuştur.

           

Peki, Harun Reşit gibi bir halifeliyi etkileyen ve nasihatleri ile ona yol gösterme makamına erişen Behlül Dâna kimdir? Behlül Dâna İran, Irak ve Türk edebiyatında çok önemli bir yere sahiptir. Alaycı ve hicivli nükteleri ile insanların ibret almasını sağlamaya çalışmıştır. Halk aşığıdır. Çok sevilen evliyalardan, Allah dostlarından biridir. Asıl ismi Vüyeyb bin Ömer Sayrafi’dir. Behlül Dâna adıyla şöhret bulmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kufeli olduğu halde ömrünün çoğunu Bağdat’ta geçirmiştir. 805 senesinde Bağdat’ta vefat etti. Dicle kenarında Suruziyye kabristanlığına defnedildi.  Behlül Dâna “bilge, bilgin” anlamına gelir. Zamanına göre garip davranışları olduğu için deli olarak nitelendirenlerde olmuştur. Ama ne olursa olsun o tarihe büyük halife Harun Reşit’e çekinmeden doğruyu söyleyen, ona yol gösteren, doğruyu bulmasını sağlayan bir şahsiyet olarak geçmiştir. Harun Reşit’te ben halifeyim diyerek büyüklenmemiş ve bu Allah dostunun tavsiyelerine kulak vermiştir. Ne mutlu ki Harun Reşit’e yanında Behlül Dâna gibi yol gösteren bir evliyaya sahipti. Ya o değil de dalkavuklar olsaydı ne olurdu acep hali.

           

Behlül Dâna hazretlerinin Harun Reşit’e verdiği nasihatlerden bazıları şunlardır:

NE NASİHAT İSTİYORSUN?

           

Bir gün devrin halifesi Harun Reşîd ile karşılaştı.

           

Halîfe;

-          "Seni gördüğüme çok sevindim. Çünkü uzun zamandır seninle konuşmayı arzu ediyordum." dedi.

           

Hazret-i Behlül güldü ve;

-          "Benim böyle bir arzum yoktu." cevâbını verdi. Buna rağmen Hârûn Reşîd kendisinden nasîhat istedi. "Ne nasihati istiyorsun? Şu sarayına bak, bir de kabirlere bak! Bunlardan ibret almayan, nasihat almayan nelerden alır! Hâlin ne olacak, ey müminlerin emîri! Yarın Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna çıkacaksın. Büyük küçük yaptığın her şeyden suâl olunacaksın. Bunlara nasıl cevap vereceksin iyi düşün! Bu hesap zamanında aç ve susuz olacaksın, çıplak bulunacaksın. Orada bulunanlar sana bakıp gülecekler. Perişan hâlin orada meydana çıkacak, başka nasihati ne yapacaksın?" dedi. Adaleti ile meşhur olan Harun Reşîd onun nasîhatlerinden çok istifâde ettiğini bildirdi.

RÜYADAKİ PADİŞAHLIK

           

Bir gün Hârûn Reşîd, Behlül ile görüşmek, hikmetli sözlerini duymak istedi. Bu şekilde adamlarını gönderip Behlül'ü getirmelerini söyledi. Gidenler Behlül'ü boş bir mezar içinde uyur buldular. Uyandırdıklarında;

-          "Siz ne yaptınız. Beni pâdişâhlık makâmından indirdiniz. Şimdi ben ne yapacağım." dedi.

           

Görevliler gidip bu sözleri halîfeye bildirdiler. Hârûn Reşîd onun bu hâline bir mânâ veremedi, huzûruna geldiğinde;

-          "Ey Behlül! Bu ne iş. Sen hangi padişahlıktan indirildin?" dedi.

            O, bu soru üzerine;

-          "Ey Halîfe! Rüyâmda kendimi hükümdâr olmuş gördüm. Tahtımda oturuyordum. Hizmetçilerim vardı. Saltanat ve ihtişam içinde idim. Lâkin senin adamların beni uyandırdı ve tahtımdan oldum."

           

Bu sözlere Hârûn Reşîd güldü ve;

-          "Ey Behlül! Rüyâdaki pâdişâhlığa îtibâr olur mu?" dedi.

Bunun üzerine Behlül hazretleri;

-          "Ey müminlerin emîri! Benim hükümdarlığım ile seninki arasında ne fark var. Ben gözlerimi açınca hayat buldum. Sen gözlerini kapayacak olsan ebediyyen emirlikten düşecek, saltanatından olacaksın ve nedamet, pişmanlık günün başlayacak. O halde hangimizin hükümdarlığına îtibâr yoktur siz söyleyin." dedi. Bunun üzerine Harun Reşîd söyleyecek söz bulamadı.

BİZ DE VAKTİYLE GÜZEL YİYECEKLERDİK

           

Halife Harun Reşîd bir gün Behlül-i Dana ile sohbet ederken;

-          "Ey Behlül! Sana sarayımda bir oda ve hizmetçiler vereyim. Yeter ki bu eski elbiselerden kurtul. Yenilerini giy. İnsanlar arasına karış." dedi.

           

Bunun üzerine hazret-i Behlül;

-          "Müsâde ederseniz bir danışayım." dedi.

            Halife;

-          "Kime danışacaksın, kimsen yok ki?" diye cevap verdi.

           

Behlül de; "Ben danışacağım yeri biliyorum." dedi ve oradan ayrıldı. Harun Reşîd arkasından adamlar salıp danışacağı yeri öğrenmek istedi. Behlül gide gide şehir dışında bir mezbeleliğe gitti. Başını eğip bir şeyler dinlermiş gibi yaptı. Bir şeyler söylendi. Daha sonra oradan ayrıldı. Saraya yöneldi. Sultanın adamları ondan önce saraya dönüp hâdiseyi halifeye bildirmişlerdi. Behlül huzura girince, halife Harun Reşîd ona;

-          "Ey Behlül! Söyle bakalım vereceğin cevabı." dedi.

           

Behlül;

-          "Danıştım efendim. Lâkin insanlar arasına karışmam mümkün değil." dedi.

           

Halife heybetle;

-          "Ey Behlül! Sen gidip çöplere danışmışsın, haberim oldu." dedi.

           

Behlül de;

-          "Doğru söylüyorsun ben de onlara danıştım. Onlar bana cevap verdiler ve;

-          "Ey Behlül! Biz de vaktiyle en güzel ve nefis yiyecekler idik. Bütün güzellikler bizde idi. Sevgi ve itibarımız çoktu. Ne zaman ki insanlar arasına karıştık. İşte bu hâle geldik. Çöpe atıldık. Sen de sakın insanların arasına karışma." dediler. Bu sözlerdeki ince manaları anlayan Harun Reşîd: "Haklısın." deyip düşüncelere daldı.

BİZE DE GİTMEK DÜŞER

           

Behlül hazretleri halife Harun Reşit’in arkasında namaz kılmıyormuş. Bir gün yanındakiler bu durumu halifeye açmışlar. Efendim Behlül sizin arkanızda namaz kılmıyor halk arasında dedi kodular çoğalmaya başladı. Siz en iyisi Behlül’le bu durumu bir görüşün derler. Halife bunun üzerine Behlül’ü çağırır ve durumu anlatır: “Hiç olmazsa Cuma namazlarında arkamda namaz kıl.” der. Behlül kabul eder. Halife namazın ikinci rekâtında iken Behlül namazı terk eder. Bu durum halifeyi iyice kızdırır ve Behlül’ü yanına çağırır sebebini sorar. Behlül Dana hazretleri anlatmaya başlar ve halifeye sorar:

-          “Efendim siz tekbir alıp namaza başladığınızda vergileri arttırdınız mı artırmadınız mı?” 

           

Halife:“Evet arttırdım.” der.

            Behlül Dâna: “Peki, Fatihayı okurken orduyu topladın mı toplamadın mı?

            Halife yine :”Evet topladım” der.

            Behlül Dâna :“ Peki, Rukiye gittiğinde komşu ülkeye savaş açtın mı açmadın mı?

            Halife yine: “Evet açtım” der.

            Behlül Dâna : “Peki, secdeye gittiğinde savaşı kazandın ve savaşı kazanmış bir komutan edası ile işgal ettiğin ülkeye girdin mi girmedin mi? Der.

            Halife yine: “Evet girdim.” der.

            Behlül Dâna: “İkinci rekata kalktığında o ülke padişahının kızı yanına geldi ve sen onu cariye olarak aldın mı almadın mı?” diye sorar.

            Harun Reşit: “Aldım” der.

            Behlül Dâna: “Peki der,  sen o kıza nikah kıydın mı kıymadın mı?

            Harun Reşit : “Kıydım” der. Harun Reşit dayanamaz sorar : “İyi de bütün bunların bizim konumuzla ne alakası var?

            Behlül Dâna şöyle der: “Eh bu durumda bize de gitmek düşer.”