Seyyid Ahmed er Rufai Hazretleri'nden

e-Posta Yazdır PDF
Enes b.Malik (r.a) , Resulullah (s.a.v) Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Birbirinize haset etmeyiniz, birbirinizi kıskanmayınız. Birbirinize buğz etmeyiniz. Birbirinizin kusurlarını araştırmayınız. Şanı yüce olan Allah’ın emrettiği şekilde kardeşler olunuz.” Bu hadis-i şerifin derununda, insanı hayretler içerisinde bırakan ilahi marifetin sırları saklıdır. Allah elçisi (s.a.v), bu hadisinde şeytani bir sıfat olan hasedi terk etmeyi emretmiştir. Sonrasında nefsanî bir sıfat olan buğz etmeyi ( Allah için buğz etmek müstesna) terk etmeyi adi ve insanların kusurlarını araştırmaktan sıyrılmayı emretmiştir. Son olarak ise nefsi arındırma safhalarının en üstünü olan müslüman kardeşleri arasında hiçbir fark gözetmemeyi emretmiştir. Bu aynı zamanda Allah’ın emridir. Zikredilen bütün bu hasletler, bir kul üzerinde toplanınca o kula ilahi marifetin tecellisi ulaşır. Bu sırdan dolayı Hz. Ali (k.v) Efendimiz bu şöyle ifade etmiştir: “Nefsini tanıyan, Rabbini tanır!” Ey oğul! Kulun, Allah ile O’nun yarattıkları arasında olduğunu bil. Kul Hakk’ı bırakıp halka yönelirse Hak’tan uzak kalır. Terk edilmiş, mahrum kalmış ve harap olmuş bir insan haline gelir. Halkı bırakıp Hakk’a yöneldiğinde ise, Allah onu kendine çeker ve onu kendine yaklaştırdıkça yaklaştırır. Nihayet onu, ilahi yakınlık derecesine ulaştırır. Allah Teâlâ bir kulunu sevdiği zaman, kulun kendine olan yakınlığı ve sevgisi derecesinde onu kıskanır. Kulun kendinden başka bir şeye iltifat etmesine tahammül edemez. Kul Allah’tan başka bir şeye nazar edecek olursa, Allah onu nazar ettiği o şeyle cezalandırır ve başına türlü türlü belaları yağdırır. İblis, nefsine bakıp da Âdem hakkında, “Ben ondan daha üstünüm!” dediğinde lanetlenerek huzurdan kovuldu. Firavun saltanatına bakıp da; “Mısır’ın sultanı ben değil miyim?” dediğinde boğuldu. Karun da zenginliğine bakıp “Bu zenginliği ben bilgimle kazandım” dediğinde Allah onu yerin dibine geçirdi. Meleklerde Allah için yaptıkları tesbih ve takdis hallerine bakıp; “Bizler hamdınla seni tesbih ve takdis edip duruyoruz.” dediklerinde Allah onları Âdem’e secde etmekle imtihan etti. İşte bu yüzdendir ki her “Ben” diyene, Allah “Hayır, Ben!” diye cevap vererek onu aşağıların aşağısına gönderir. “Allah’ım sen” diyeni de Allah, yücelerin yücesine çıkarır. Gözün meyli ve kalbin meyli olmak üzere, iki türlü meyil vardır. Gözün meyli, Allah Teâlâ’nın habibi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’e vahyettiği şu ayetteki gibidir: “Sakın kendilerini denemek için faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerine dikme!” Sonra bir başka ayette Allah Teâlâ onu korumayı vaat ettiğini şöyle beyan etmiştir: “Seni esirgemeseydik az kalsın onlara birazcık meyledecektin.” Sonra Allah Teâlâ, Efendimiz (s.a.v)’in masivaya yönelmeyi terk etmesini şu ayetinde övmüştür: “Onun gözü kaymadı, kalbi şaşmadı.” Bundan sonra Allah, Efendimiz (s.a.v)’e her şeyi terk etmesini emir buyurdu. Efendimiz (s.a.v) tüm buyrukları yerine getirince bütün perdeler aralandı ve göreceğini gördü. Nitekim şu ayette bu sır şöylece ifade edilmektedir: “And olsun! Onu, önceden bir defa da görmüştü.” Musa (a.s) bir münacatında: “Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim.”6 deyince Allah Teâlâ ona şöyle cevap verdi: “Şu dağa bak!” Bu emrin ardından Musa (a.s) dağa bakar ve Yüce Allah’ın “Benden başkalarına baktığın sürece beni göremezsin” hitabına maruz kalır. Ariflerden bir Kâbe’yi tavaf ederken biri ona seslenir. Ne olduğunu anlamak için dönüp bakmak ister. Bunun üzerine gaipten bir ses gelir: “Bizden gayriye bakan bizden değildir”. Zennun-u Mısri (r.a) der ki: “Tevhide inanan bir kimse nefsini görmeye devan ederse, onun tevhidi kendisini ateşten kurtaramaz. Namaz kılan kimse namazından gayrı bir şeye önem verirse, hakiki namaz kılanlar derecesinden düşer. Bir kimse bir halden başka bir hale yönelirse, o hal o kimseden gider ve hiçbir şey hissetmez olur.” Bir kudsi hadiste şöyle buyruldu: Kul namazda iken her hangi bir şeye bakarsa, Allah söyle buyurur: “Kulum, baktığın benden daha mı hayırlı? Yüzünü benden çevirme yoksa sonra ben de yüzümü senden çeviririm.” Resulullah (s.a.v), “Cibril dünya hazinelerinin anahtarlarını bana getirdi. Ben onlara, ne dönüp baktım ne de onları kabul ettim” buyurmuştur. Büyük bir zata nasıl sabahladığı sorulunca şöyle cevap verdi: “İki cihanın nimetlerinin ve dahi onlara meyletmemin yasaklandığı emriyle sabahladım.” Arif Seriyyu’s-Sakati(r.a) anlatır: Otuz yıllık bir arkadaşımı aramaktaydım; bir türlü bulamadım. Belki dağlarda bulurum düşüncesiyle dağları dolaştım. Nihayet onu büyük bir kayanın üzerinde otururken buldum. Yanına yaklaşarak eteğini çekiştirdim; “Beni bırak git ey Seri, çünkü Hak gayur yani kıskançtır; seni kendisinden başkasıyla dost olduğunu görürse O’nun gözünden düşersin!” Rabia Hatun (r.a) bir gün Mekke’ye giderken aniden karşısına bir adam çıkar. Adam, Rabia (r.a)’a “Ey hatun! Ben, bütün varlığımla sana bağlıyım (seni seviyorum)” deyince Rabia (r.a) şöyle karşılık verir: “Eğer doğru söylüyorsan ben de bütün varlığımla sana gönül veririm! Ancak, şu anda arkanda duran kız kardeşim, benden çok daha güzeldir!” der demez adam arkaya dönüp bakar ve Rabia (r.a)’dan tokadı yer. Rabia Hatun (r.a): “Ey sahte kahraman benden uzak ol! Hem bizi sevdiğini iddia ediyorsun sonra da başkasına bakıyorsun. Senin sevgiden anlamayan biri olduğun ortada!” dedikten sonra sözlerine şöyle devam eder: “Konuşunca seni arif sandım, sana yaklaşınca aşk olduğunu sandım. Seni deneyince yalancı olduğunu anladım. Senin üzerinde ariflerin saflığını ve mürüvvetini göremedim. Sende âşıkların yolunun ve iffetinin olmadığını çok geçmeden anladım”. Adam saçına başına toprak saçarak feryat etmeye başlar ve şunları söyler: “Ben bir kulu sevdiğimi iddia edip bir anlık gaflet sonucu başımı çevirmemle bir tokat yedim! Allah’ı sevdiğimi iddia eder de, kalbim ondan bir an çevrilecek olsa, kalbime inecek tokat nasıl olur? İşte bundan korkarım!” Kalbin meyline gelince bu hususu şöyle bir hikâyeyle anlatmak daha kolay olacaktır: Feth Musuli (r.a)’nın bir çocuğu vardı. Günlerden bir gün çocuğunu kucağına aldı ve sarılıp öptü. O anda gaipten bir ses, “Ey Feth! Kalbinde bizden başkasına ait bir sevgi varken bizi sevdiğini mi iddia ediyorsun?” şeklinde nida edince, Feth Musuli feryat edip baygın düşerek yere yığıldı. Rabia Hatun (r.a) bir gün, Ribah Kaysi’nin çocuklarından birini öptüğünü görür. Ribah’a, çocuğunu sevip sevmediğini sorar ve “Evet” cevabını alınca şöyle der: “Hâlbuki ben kalbinin Allah sevgisiyle dolu olup başka sevgiye yer kalmadığını zannediyordum”. Rabia (r.a)’nın bu sözleri neticesinde, Kaysi şiddetli bir korkuya kapılır ve baygın bir şekilde yere yığılır. Kendine geldiğinde terini silmeye başlar. Bu meyanda Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır: “Eğer Rabbimden gayrı birini dost edinecek olsaydım, İslam sevgisi ve kardeşliğinin gereği olarak, şüphesiz Ebu Bekir’i dost edinirdim.” Davud (a.s), bir yolculuğu esnasında bir adama rastlar ve adam ona “Nereye gitmek niyetindesin?” diye sorar. Davud (a.s) da “İnsanlardan uzaklaşıp Allah’a dost olmaya” diye cevap verir. O şahıs “Bunu sen mi arzuladın, yoksa Hak tarafından bir emir mi aldın?” diye sorunca Davud (a.s) baygın bir halde yere düşer. Kendine geldiği zaman o şahsa: “Allah beni gafletten uyandırdığı gibi seni de uyandırsın!” der.
Büyüklerden birinin anlattığına göre Allah Teâlâ, kendine secde ettikten sonra buzağıya secde ettikleri zaman, Musa (a.s)’in kavmine başlarını kesmelerini emredip şöyle buyurdu: “Önce bana secde edip sonra başkasına secde eden baş, bana yaramaz!”Aynı durum kalp içinde geçerlidir.” Davud (a.s)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “İnsanların verilen ve verilmeyen ne varsa, hepsi bana verildi. İnsanların gaye bilip elde etmeye veya kendilerinden uzaklaştırmaya çalıştıkları her şey bende var. Her şeye aslında Allah’ın olduğunu, bütün olup bitenlerin Allah’ın eliyle olduğunu gördüm. Velhasıl, dünya ve ahirette esas varlık Allah’tır. O’nu sevdiğini iddia eden kimsenin kalbinde, O’ndan gayriye dair bir sevginin bulunmaması lazım gelir.” Rabia Hatun (r.a) bu hakikati bir şiirinde şöyle dile getirmiştir: “Ey kalplerin sevgilisi! Senden gayrı kimim var? O gün sana gelen günahkâra merhamet eyle! Ey benim sevgilim huzurum ve ümidim! Senden başkasını severse bu kalp yalan söylüyor demektir! Ey benim can dostum arzum ve muradım! Sana olan şevkim arttıkça arttı, seninle buluşmaya
daha ne kadar var?”
 




Yazarın Diğer Yazıları