Seyyid Ahmed er-Rufai Hazretleri'nden

e-Posta Yazdır PDF

            İbn-i Hâkim’in babasından onunda ceddinden rivâyet ettiğine göre, Allah Resulü (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdular:

            “Yapılan iyi işler ve iyi ameller, kişiyi kötü mahallerden korur. Hiç şüphe yok ki gizlice verilen sadaka, Rabbin öfkesini yatıştırır. Sıla-i rahim ömrü bereketlendirir

ve fakirliği giderir.”

            Bu hadis-i şerifte ahlaki yüceliklerden bahsedilmektedir. Arifi, Rabbinin huzuruna yükselten şey, onun manevi gücüdür. Marifetullah’ın esası yüce ahlaktır. Kötü ahlak, - Allah korusun – iç âlemin özün Allah’tan uzaklaşmasından ileri gelir.

            Ey oğul!

            İç âlemin en çetin musibetinin, iç âlem ile Allah arasında perde bulunması olduğunu bil. Bu musibetin üstesinden gelen her kulun başındaki bütün musibetler dağılır gider. Seven kişi sarhoştur ve bu sarhoşluk haliyle musibetin acısını duymaz. Ancak ayıldığında elemi hisseder.

            Kul iç âlemin masivadan arındırmadıkça, Allah karsısında perdeli olma musibetini def edemez. Kur’an-ı Kerim’de şu ayet-i kerimeden daha şiddetli bir emir yoktur:

            “Hayır! Onlar kalplerini kirletmiştir.”1

            Öyle ibadetler vardır ki, kulu mabudundan perdeler. Öyle nimetler de vardır ki, o nimetlerden dolayı kul nimet sahibini göremez.

            Nice uyuyanlar vardır ki, gaflet uykusunun ardından kalp uyanıklığıyla rızıklandırılır. Nice agâh (kalbi uyanık) olan kimseler, zamanla gaflet uykusuna dalarlar.

            Nice günahkârlar vardır ki, Hakk’ın dostluğu ile rızıklandırılarak ebrarın mertebesine ulaşır. Nice zahitler de vardır ki, Hakk’ın dostu iken zamanla günahkârların yolunu tutarlar. Nice ameli çok olan kimsenin, amellerini beğenip çok görmesi, Rabbinin ihsanını görmekten mahrum eder. Kendini beğenmişliği gözünü öylesine kör eder ki Hakk’a vasıl olduğunu zannederken Hakk’ın huzurundan sürülür!

            İrfan sahibi için Hak ile arasında –velev ki göz açıp kapayacak kadar kısa bir an- perde olması, en şiddetli felakettir. Kula Allah tarafından gelen en büyük ceza, uzaklık ve perdedir.

            Geçmiş ümmetlerden bir kulun şöyle dediği hikâye edilir:

            “İlahi! Sana ne kadar isyan etsem de beni cezalandırmıyor musun?” Bunun üzerine Allah Teâlâ zamanın peygamberine : “Git ona söyle; onu nicedir cezalandırıyorum da bilmiyor mu? Onu dostluğumun lütuflarından mahrum etmedim mi? Onun kalbinden bana yalvarmanın zevkini çıkarmadın mı? ( Bunlardan daha büyük musibet ve ceza olur mu?)

            Bâyezîd-i Bistami (r.a)’nın hizmetçisi Ebu Musa (r.a) şöyle anlatır:

            Şeyhin şehre indiği bir gün kalabalık bir insan topluluğu onun peşine takılır. Hz. Bâyezîd etrafına toplanan kalabalığın haline bakıp şöyle dua eder:

            “Allah’ım onlarla senin arana perde olmaktan sana sığınırım. Seninle benim arama da onların perde olmasından sana sığınırım.” Allah ona rahmet eylesin. Ne kadar da insaflı! Rabbine karşı ne kadar sadık, müslüman kardeşlerine karşı da ne kadar şefkatli! Kendisi için istediği hayrı ve sağlam idraki onlar içinde istiyor.

            Ey insanların arasına karışmak isteyen kişi, onların itikadına bulaşmaktan kendini sakındır! Onların arasına karışanlardan nicelerinin başında takunyalar uçuştu! Ve nicelerinin dini imanı gitti! Allah’ım sen koru…”

İnsanlar dört sınıftır:

            * Allah’ın kalbine basiret verdiği insan; Yakinin nuruyla Hakk’ın sanatının inceliklerini ve kudretinin yüceliğini seyreder.

            * Allah’ın aklına basiret verdiği insan; İdrak nuruyla Hakk’ın mükâfat ve cezasını seyreder.
            * Allah’ın iç âlemine basiret verdiği insan; Her an marifet nuruyla Allah’ı seyreder.

            Allah’ın gözlerini kör edip hiçbir şey göremeyen insan. Böyle bir insan; Allah Teâlâ’nın şu emrinin tehdidi altında ezilir: “Bu dünyada kör olan kimse ahirette de kördür; üstelik iyice yolunu şaşırmıştır.”2

            Kâfirlerin, delalet karanlığıyla, hidayet nurundan perdeli olduğunu bil! Günahkârların, gafletin karanlığıyla takva nurlarından perdeli olduğunu bil! İbadet edenlerin, ibadetlerini beğenmelerinin verdiği karanlıkla Hakk’ın tevfikinin ve inayetinin göstereceği nurlardan perdeli olduğunu bil! Allah Teâlâ onların üzerinden bütün bu perdeleri kaldırdığında nurla nuru seyrederler. İşte o an, O’ndan gayriye perdeli olurlar.

            Allah’a kulluğunda davranışlarına ve fiillerine dikkat kesilen kimse, ibadetin hakikatinden perdelenmiş bir müflis olur. İbadetin hakikatine önem veren kimse ise, onun suretinde kalmaktan perdelenmiş olur. Çünkü o, Hakk’a kulluğu hakiki manada gerçekleştirmekten aciz olduğunu görünce, Hakk’ın cömertliğine gark olur.

            Kimi, ibadetin suretinde kalarak onun tadına varmaktan perdelenir. Kimi, tadına varmanın suretinde kalarak sağlam iradeden perdelenir. Kimi ise, nimetin suretinde kalarak nimeti veren Sübhan’dan perdelenir.

            Nessac (r.a) şöyle buyurur:

            “İbadet ettiği zaman nefsini gören kişi, ucubden (kendini beğenmişlikten) kurtulamaz. Halkı gören, riyadan kurtulamaz. İbadetini gören, gururdan kurtulmaz. Sevabı gören, hicaptan kurtulamaz. Rabbi gören ise, her şeye gücü yeten Sultan’ın katındaki sıdk makamındadır”.

            Bekir bin Abdullah der ki:

            “Bir kimse hikmetin kabuğu ve teferruatıyla ilgilenirse, onun hakikatinden perdelenir. Allah’ı unutmaktan ve kalbin O’ndan gayrisiyle ilgilenmesinden daha ziyade kula zarar veren bir günah var mıdır bilmiyorum. Allah’tan gayrisini anmak ve gaye edinmek Allah’la senin arana perdedir.”

            Şöyle rivayet edilmiş:

            “Bazı iyilikler vardır ki, bu iyiliği yapan kişiye kötülüklerden daha fazla zarar verir. Bazı kötülükler de vardır ki, bu kötülüğü yapan kişiye iyilikten daha çok fayda verir.”
            Bu sözlerin manası hakkında şöyle bir yorum getirilmiştir: Çünkü iyilik övülen, sevilen bir şey; kötülük ise tam aksine yerilen, istenilmeyen bir şeydir. Kul, iyiliğin suretinde kalarak iyilik yapmaya devam ederse, övünme ve kendini beğenme hali üzere kalır. Kul, istemeyerek kötülük yapmayı sürdürse, pişmanlık ve acziyet hali üzere kalır. Acziyet anında kulun perişanlığı hallerin en güzelidir.

            Halife Hz. Ebu Bekir Sıdık (r.a) : “Allah’ım gizli şirkten sana sığınırım” diyerek niyaz ederdi.

            Rabia Hatun (r.a) der ki:

            “Dünya, kendisinin peşinde koşanların kalplerini Allah’tan perdeler. Eğer onlar dünyayı terk edecek olsalar, dünya melekût âleminde dolaşır da sonra hoş kazançlarla döner.”

            Seyyid Mansur Rabbani (r.a)’a “Kul, Allah’tan perdelenmiş olmadığını nasıl anlar?” diye soruldu. Bunun üzerine şöyle buyurdular:

            “Kul yalnız O’nu arar ve O’ndan başkasını da istemez. Şayet kul, Allah’ın seçtiğinden başka bir şey istemiyorsa, velev ki onun için cehennemi seçmiş olsun, Allah’tan perdelenmemiş demektir. Kalbinde heybetin iktidarı, muhabbetin ateşi ve sohbetin yakınlığı olmayan kimse Allah’tan perdelenmiştir.”

            Akabinde şöyle devam etti:

            “Allah’ın senin her halinden haberdar olduğunu bilmen marifet olarak sana yeter.

            Allah’ın senin hiçbir şeyine ihtiyacı olmadığını bilmen ibadet olarak yeter.

            Sen Allah’ı sevmezden evvel, O’nun seni sevdiğini bilmen muhabbet olarak sana yeter.

            Sen Allah’ı zikretmezden evvel, O’nun seni zikrettiğini bilmen zikir olarak sana yeter.

            Kalpler heybet yaygısı üzerine oturduğunda, beşeri arzular kalplerden silinir.

            Kalpler marifet yaygısı üzerine oturduğunda ise, gaflet veren her şey kalplerden silinir.

            Kalpler ferdaniyetin hakikati üzerine ferd olan Allah’la, ferd olan Allah için oturduğunda, işte bu, hakiki bir oturuştur.”

 

 

Pîr Ahmed Er-Rufaî Hazretleri'nin Nisf-ul Leyl Adlı Virdi

 

بِسْــــــمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

وَلاَاِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ, لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ – ۳   سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ – ۳   سُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللهِ الْعَظِيمِ – ۳   رَبِّ اغْفِرْ لَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ –۳   اَللّهُمَّ صَلِّ عَلَي مُحَمَّدٍ اَللّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ وَسَلِّمْ–۳   اَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّاتِ كُلِّهَا مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ–۳   بِسْمِ اللهِ الَّذِى لاَ يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَىْءٌ فىِ اْلاَرْضِ وَلاَ فىِ السَّمَۤاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ – ۳   رَضِينَا بِاللهِ رَبًّا وَبِاْلاِسْلاَمِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ نَبِيًّا – ۳  بِسْمِ اللهِ اَلْحَمْدُ ِللهِ اَلْخَيْرُ وَالشَّرُّ بِمَشِيئَتِ اللهِ – ۳   اٰمَنَّا بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلاٰخِرِ تُبْنَا اِلَى اللهِ بَاطِنًا وَظَاهِرًا, رَبَّنَا وَاعْفُ عَنَّا وَامْحُوا الَّذِى كَانَ مِنَّا يَا اَللهُ – ۳   يَا ذَا الْجَلاَلِ وَاْلاِكْرَامِ اَمِتْنَا عَلَى دِينِ اْلاِسْلاَمِ يَا قَوِىُّ يَا مَتِينُ اِكْفِنِى شَرَّ الظَّالِمِينَ – ۳   اَصْلَحَ اللهُ نُورَ الْمُسْلِمِينَ صَرَفَ اللهُ شَرَّ الْمُعْجِزِينَ – ۳   يَا عَلِىُّ يَا كَبِيرُ يَا عَلِيمُ يَا قَدِيرُ يَا سَمِيعُ يَا بَصِيرُ يَا لَطِيفُ يَا خَبِيرُ يَا كَرِيمُ يَا حَلِيمُ يَا فَارِجَ الْهَمِّ يَا كَاشِفَ الْغَمِّ يَا مَنْ لِعَبْدِهِ يَغْفِرُ وَيَرْحَمُ – ۳   اَسْتَغْفِرُ اللهَ رَبَّ الْبَرَايَا اَسْتَغْفِرُ اللهَ مِنَ الْخَطَايَا – ۳   لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ, اَللّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى اَشْرَفِ نُورِ جَمِيعِ اْلاَنْبِيَۤاءِ وَالْمُرْسَلِينَ وَاْلاَوْلِيَۤاءِ وَالشُّهَدَاءِ وَالْفُقَرَۤاءِ وَالصَّالِحِينَ وَعَلَى مَلاۤئِكَتِكَ الْمُقَرَّبِينَ وَعَلَى اٰلِهِمْ وَالْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Yorumlar

Please login to post comments or replies.