Allah'a Güvenmek

e-Posta Yazdır PDF

İbn-i Ömer (r.a), Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

 

“Sizden biri Cuma gününe yetişirse, (namaza gitmeden önce) gusül abdesti alsın.”

 

Bu hadis-i şerif, ilahî münacatın büyüklüğünden bahsetmektedir. Kul, namaz kılarken – bilhassa Cuma gününde ve Cuma namazında Rabbiyle gizlice konuşur. İnsan o günde, Hakk’ın huzurunu ziyadesiyle müşahede eder.

 

Hadiste bahsi geçen guslün manası, kalbi maddi ve manevi bütün kirlerden yıkamaktır. Fıkhî yönden böyle bir temizlik şart olmamakla birlikte bu sır, guslün sırlarından bir tanesidir. Gusülde, ancak ehli olanın anlayabileceği akıllara durgunluk veren batini sırlar mevcuttur.

 

 

Ey oğul!

Allah’ın nizamının güzelliğine, işlerinin inceliğine ve her şeyin üzerindeki hâkimiyetinin büyüklüğüne bakan kimse, Allah’ın, yaptıklarından ötürü hesaba çekeceğini bilmesi gerekir. Kulların perçemleri, O’nun elindedir ve kullarını istediği gibi evirir çevirir. Onların mutluluğu ve mutsuzluğu, O’nun hikmetinin içine gizlenmiştir. Hiç kimse O’nun kararına karşı çıkamaz ve hükmünü eleştiremez.

 

Kul, zikredilen bu manaları kendi zatında gerçekleştirdiğinde Allah’a sarılır, O’na teslim olur ve her şeyini O’na havale eder. O’nun manevi huzurunda muzdarip bir hâlde durur. Artık O’nda ne güç, ne kuvvet, ne tercih, ne bağ, ne tedbir ne de soru kalır.

 

İki cihanın huzuru ve neşesi, Allah’a sımsıkı sarılmakla elde edilir. İki cihanın kederi ve sıkıntısı da, Allah’tan başkasına bel bağlamakta, kendinde bir güç, bir kuvvet olduğunu zannetmektedir. Allah Teâlâ’nın, Rasûlullah (s.a.v) Efendimize hitaben buyurduğu “De ki: Ben Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim…” ayetine ve

 

Allah ile Musa (a.s)’ın çöldeki buluşmalarında Musa (a.s), “Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hâkim olamıyorum…” sözüne karşılık gösterdiği muameleye bakmaz mısın?

 

Ârifler, “Hemen pabuçlarını çıkar!” ayetinin manasını, ‘kalbinden eşini, çocuğunu ve Allah’tan gayrı ne varsa her şeyi çıkar’ şeklinde yorumlamışlardır.

 

Sonra Allah Teâlâ Musa (as)’a sordu: “Şu sağ elindeki nedir ya Musa?” o da şu cevabı verdi: “O benim asamdır.” Bu sözü ile asaya güvendiğini ima etti. Allah Teâlâ’nın, onunla ne yaparsın sorusuna “Ona dayanırım.” cevabını verdi. Bunun üzerine şu emri aldı: “Yere at onu ey Musa. Onu hemen yere attı. Bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan değil mi!”

 

Allah Teâlâ ona şöyle dedi: “Ey Musa! Kalbinin benden başkasına güvenmesinden dolayı, kendisine dayandığını söylediğin bu şey, sana düşman kesildi.” Allah Teâlâ, Musa (as)’ın, hatasını anlayarak kalbine yöneldiğini görünce: “Onu al! Korkma! Dedi.”

 

Rasûllulah (s.a.v) Efendimize de şu emir geldi:

“De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası, bize asla erişemez…”

 

Bir kutsî hadiste şöyle buyruldu:

“Başına bir belâ gelen kul, beni bir kenara atıp yarattıklarıma bel bağlarsa, ona katımdan gönderdiğim yardımı keser, onu kendi kendisiyle baş başa bırakırım!

 

Başına bir belâ gelip yarattıklarım yerine bana sarılan kuluma daha istemeden muradını verir ve dua etmeden önce duasını kabul ederim”.

 

Rivayet edildiğine göre Cenâb-ı Hak, Dâvud (a.s)’a şöyle vahyetti:

“İzzetim, celâlim, azametim ve yarattıklarıma olan üstünlüğüm hakkı için, kullarımdan biri insanları bırakıp bana güvenirse, bu hâli sebebi ile  yedi kat gökte ve yedi kat yerde bulunanlar, kendisine düşman olsalar dahi onun için bir kurtuluş yolu açarım.

 

İzzetim, celâlim, azametim ve yarattıklarıma olan üstünlüğüm hakkı için kullarımdan birinin kalbinde, beni bırakıp insanlara güvendiğine dair bir his olduğunu sezersem, kurtuluş yollarını keser, ne yanda helâk olduğunu umursamam. Kalbini oyalayıcı işler, hırs ve asla ulaşamayacağı arzularla doldururum!”

 

Bir başka rivayet ise, şöyledir:

“Bir kimse Allah’a sığınır, ondan yardım dilerse Allah, bütün insanları bu kuluna muhtaç eder. Onu, hikmetiyle konuşturur ve iki cihanın şahı yapar. Bir kimse de Allah’ı bırakıp mahlûkata dayanırsa Allah onu kendi haline bırakır, ona sıkıntı verir, dünya ve ahretin hayır yollarını kapar!”

 

Büyükler bu hususta şunları söylemişlerdir:

“Elinizden geldiği kadar, dünyalık işlerden uzak durun. Kalbinizle Allah’a dönün. Cümle işlerinizde, O’na güvenin ve O’na sarılın. Çünkü bir kul, kalbini Allah’a bağlarsa, Allah Teâlâ da kulların kalplerini ona bağlar. Bir kimse, Allah’a dayanırsa, her ihtiyacı için Allah ona yeter.”