Gınâ ve Fakr

e-Posta Yazdır PDF

Müminlerin emîri Hz. Ali el-Mürtezâ’nın rivayet ettiğine göre
Resûllerin efendisi, mahlûkâtın en şereflisi, peygamberimiz Muhammed
Mustafa (s.a.v) şöyle buyurdular:
“Cebrail (as)’ın bana bildirdiğine göre, şanı mübarek ve
yüce olan Allah şöyle buyurdu: “Lâ ilâhe illallah, benim kalemdir.
Kim ki, onu dil ile söyler ve kalbi ile de tasdik ederse,
benim kaleme girmiş olur. Kim de benim kaleme girerse azabımdan
emin olur”.
Hz. Peygambere dayanan isnat zinciri ile bize ulaşan bu
kûtsi hadis, kelime-i tevhidin yüce şanı hakkındadır. Kulun imanı
onunla artar, kalbi irfânla dolar. Tevhidin ruhu olan bu kelimeyi zikretmeye
devam etmek gerekir. Bu sözü tebliğ eden resule imanından
sonra Kelime-i tevhidi söyleyen kişiye, hiçbir kötülük
gelmez. Kelime-i tevhidin ruhu, kulu Allah’a muhtaç ve Hakk’ın
ferdâniyeti karşısında perişan olduğunun şuuruna varmaya götürür.
Bu yüzdendir ki, kelime-i tevhid Allah’ın izniyle kul için bir
kale olur.
GINÂ (ALLAH’IN TAM VE KÂMİL MÜLKİYETİ) VE FAKR
Ey oğul!
Gınâ ve fakrın; biri Allah’a diğeri, kula ait iki sıfat olduğunu
bil! Kulun fakr sıfatı, Allah’ın övülen gınâ sıfatı gibi övülür. Hakiki
fakr, kulun sıfatıdır. Hakiki gınâ ise, Rabb’in sıfatıdır.
Kulun en şerefli vasfı, her hâlukârda Hakk’a muhtaç olduğunu
bilmesidir. Allah’ın en şerefli vasfı ise, kuldan gelecek hiçbir
şeye muhtaç olmamasıdır.
Allah Teâlâ, bu iki sıfata Kur’an’da şöyle işaret buyurur:
“…Allah zengindir; siz ise fakirsiniz…”
“Hepiniz, Allah’a muhtaçsınız. Hâlbuki zengin olup,
övülmeye lâyık olan O’dur”
Bilmen gerekir ki Allah’a muhtaç olmanın kısımları vardır:
Nefs, ruh, kalp ve sırrın Allah’a muhtaç olması.
Nefs, yakınlık ve rıza yolunu bulma konusunda Allah’a muhtaçtır.
Sır, müşâhede ve vuslat yoluna kavuşma konusunda Allah’a
muhtaçtır.

Kul, nefsinin Hakk’ın ahd-ü vefa kapısı önünde hayran olduğunu
görürse, Hakk’ın mağfiret kapısına, O’na muhtaç olma
hâliyle geri döner .
Kul, ruhunun Hakk ‘ın muhabbet ve sevgi kapısı önünde
hayran olduğunu görürse, Hakk’ın lütuf kapısına, O’na muhtaç
oma hâliyle geri döner
Allah’a muhtaç olmanın (iftikârın ) hakikati, kâfi olan (her
şeye yeten) Alah’la yetinmektir, hastalıklı nefsi, âfiyet veren Allah’ın
huzuruna salıvermektir.
Allah’a muhtaç olmanın hakikatlerinden biri, sebepleri görerek
onu, yalnızca müsebbip olan Hak’tan beklemek ve sebepten
geçerek sebepleri yaratan Hak’la meşgul olmaktır.
Allah’a muhtaç olmanın hakikatlerinden biri de son derece
gönlü kırık olarak gerçek fakr lisanıyla özür beyan edip af dilemeye
devam etmektir.
Allah’a muhtaç olmanın hakikatlerinden bir diğeri kendi iyi
haline güvenmeyi terk ederek, amellerin şeklinde kalmaktan gönülleri
arındırmaktır.
Allah’a muhtaç olmanın hakikatlerinden bir diğeri de Hakk’ın
mülkü ya da mahlûkâtı yüzünden, kulun Hak’tan yüz çevirmemesidir.
Abdullah b. Mukatil (ra)’a “Kul ne zaman övgüye lâyık bir fakirliğe
ve zenginliğe erişir? diye soruldu da şöyle cevap verdi:
“Mevlâsı ile zengin olup bütün ihtiyacını O’na arz ettiğinde”.
Ebû Bekir Vasıtî (ra), “Bir kul ancak en büyük yoksunluğu
bildiği zaman Allah’ı tam manası ile tanır” deyince, büyük yoksunluğun
ne olduğu soruldu. Şöyle cevap verdi: “Rabbine ancak
O’nun sayesinde yol bulacağını bilmek ve O’nun sayesinde
şikayet etmekten kurtulmaktır”.
Büyükler, “Allah’a muhtaç olmak, velâyet ehlinin sancağıdır”,
“Allah’a muhtaç olmak, nefsi, annesinin kucağında
oturan süt çocuğu gibi, Allah Teâlâ’nın kucağına salıvermektir”
demişlerdir.

SEYYİD AHMED ER RUFAİ
HAZRETLERİNİN ESERLERİ
VE KENDİSİYLE İLGİLİ ESERLER

SEYYİD AHMED ER RUFAİ
HAZRETLERİNİN ESERLERİ
ŞUNLARDIR
el-Hikemü’r-Rifâ‘iyye, müridi Şerefüddîn
Muhammed b. Abdüssemî‘ el-Hâşimî el-Vâsıtî’ye
ithafen yazılmış ufak bir risale mahiyetindedir.
Metni yayınlanmış olan eserin Farsça, Türkçe, Urduca
çevirileri vardır ve Ebu’l-Hüdâ es-Sayyâdî tarafından
yapılan Kalâidü’z-Zeberced adlı şerhi
basılmıştır.
el-Burhânu’l-Müeyyed, onun dini, tasavvufi
vaaz ve sohbetlerinin talebesi Şerefüddîn b. Abdüssemî‘
tarafından toplanmış halidir birçok kez
basılmış ve dilimize çevrilmiştir. Şihâbüddîn Ahmed
er-Râvî el-Bağdâdî Tibyânü Ahmed fî Şerhi’l-Burhâni’l-
Müeyyed adıyla şerh etmiştir.
en-Nizâmu’l-Hâs l-Ehli’l-İhtisâs, tasavvuf
ve ahlâkla ilgili bu eser de onun sohbetlerinin derlenmesinden
ibarettir, baskılarının yanı sıra dilimize
de çevrilmiştir.
Yine onun sohbetlerinden derlenen
el-Mecâlis adlı eser dilimize çevrilmiş, Muhammed
b. Sâlih el-Hüseynî tarafından (9./15. yy.) el-İksîr fî
Şerhi Mecâlis’l-Ğavsi’r-Rifâ‘iyyi’l-Kebîr adıyla şerh
edilmiştir.
Hâletü Ehli’l-Hakîka ma‘allâh, 40 hadis
şerhi bağlamında tasavvufî açıklamalarını içerir birçok
kez basılmış ve dilimize çevrilmiştir. Şâfiî fıkhına
ait altı ciltten müteşekkil Şerhu’t-Tenbîh kitabı
ile es-Sırâtı’l-Müstakîm fî Maâniyi Bismillâhi’r-
Rahmâni’r-Rahîm, Tefsîru Sûrati’l-Kadr, İlmü’t-
Tefsîr, et-Tarîk ilallâh ve er-Rivâye fi’l-Hadis
eserleri günümüze ulaşmamıştır. Ona izafe edilen
çok sayıda hizb ve virdler, ayrıca bazı şiirleri sonradan
bir araya getirilmiş ve yayınlanmıştır. el-
Akâidü’r-Rifâ‘iyye adıyla Bağdat’ta (Matbaatü
Dâri’l-Basrî, ts.) basılmış olan ufak eseri mevcuttur.

SEYYİD AHMED ER RUFAİ
HAZRETLERİYLE İLGİLİ ESERLER
Ahmed er-Rifâ‘î hakkında bilgi veren Tabakât,
terâcim, tarih türü eserlerin dışında, ağırlıklı
olarak onun biyografisine değinen müstakil çalışmaların
bir kısmı basılmış, bir kısmı ise yazma
halde veya henüz yazması tespit edilememiştir. Yazarlarıyla
birlikte şu eserler sıralanabilir:
Abdülkerîm b. Muhammed er-Râfiî el-Kazvînî
(ö.623/1226), Sevâdü’l-‘Ayneyn fi Menâkıbi
Ebi’l-‘Alemeyn;
Takıyyüddîn Ali İbnü’l-Mübârek el-Bercûnî
(ö.632/1235), Kurrâtü’l‘Ayn fî Menâkıbi Ebi’l-
‘Alemeyn;
Ebu’l-Feth el-Vâsıtî (ö.635/ 1238 civarı), İrşâdü’s-
Sâlikîn;
Zekiyyüddîn Abdülazîm b. Abdülkavî el-Münzirî
(ö.656/1258), el-Mecâlisü’l-Ahmediyye ve el-
Behcetü’r-Rifâ‘iyye;
İzzüddîn Ahmed b. Abdurrahîm es-Sayyâd
(ö.670/1271), el-Ma‘ârifu’l-Muhammediyye fî’l-
Vazâifi’l-Ahmediyye (el-Envâru’l-Muhammediy -
ye veya el-Vazâifi’l-Ahmediyye diye de anılır);
İbnü’l-Hâc Kasım b. Muhammed el-Vâsıtî,
Ümmü’l-Berâhîn bi-Tashîhi’l-Yakîn fî İşârâti’s-
Sâlihîn (telif tarihi 678/1279, Behcetü’r-Rifâ‘î, el-
Behcetü’l-Kübrâ veya kısaca el-Berâhîn diye de
anılır);
Takıyyüddîn Yakub b. Bedrân ed-Dımaşkî el-
Cerâidî (ö.688/1289), el-Behce;
Cemâlüddîn Ali b. Mıkdâm el-Haddâdî (7./13.
yy.), Rabî‘u’l-‘Âşıkîn fî Menâkıbi’l-İmâmi’r-Rifâ‘î
Sultâni’l-‘Ârifîn (el-Behcetü’s-Suğrâ diye de anılır);

Muhyiddîn Ahmed b. Süleyman el-Hemmâmi
(ö.691/1292), Menâkıbü’s-Seyyid Ahmed er-
Rifâ‘î;
Abdülazîz b. Ahmed ed-Demîrî ed-Dîrînî
(ö.694/1295) Ğâyetü’t-Tahrîr fî Nesebi’s-Seyyid
Ahmed er-Rifâ‘iyyi’l-Kebîr;
İzzüddîn Ahmed b. İbrahim el-Fârûsî el-Kâzerûnî
el-Vâsıtî (ö.694/1294), İrşâdü’l-Müslimîn
li-Tarîkati Şeyhi’l-Müttakîn ve en-Nefhatü’l-
Miskiyye fi’s-Sülâleti’r-Rifâ‘iyye;
Ebu’l-Hasan Ali b. Hasan b. Ahmed el-Vâsıtî
(ö.733/1333), Hulâsatü’l-İksîr fî Nesebi Seyyidinâ
el-Ğavsi’r-Rifâ‘iyyi’l-Kebîr ve Rûhu’lİksîr;
Ahmed b. Ahmed ez-Zebercedî (ö.737/1337)
ed-Dürrü’s-Sâkıt fî Menâkıbi Sâdâti Vâsıt;
Takıyyüddîn Ebu’l-Ferec Abdurrahman b. Abdülmuhsin
el-Vâsıtî (ö.744/1343), Tiryâku’l-Muhibbîn
fî Tabakâti (Hırkati) (el-)Meşâyihi’l-‘Ârifîn
ve Tiryâku’l-Muhibbîn fî Sîreti Sultâni’l‘Ârifîn;
İbn Hammâd Muhammed b. Ebu Bekr el-
Mavsılî (ö.750/1349), Ravdatü’l-A‘yân fî Ahbâri
Meşâhîri’z-Zemân;
Safiyyüddîn Abdurrahman İbnü’l-Huseyn ed-
Dımeşkî el-Bekrî (ö..776/1374), er-Ravdu’n-Nadîr
fî Menâkıbi’s-Seyyid Ahmed er-Rifâ‘iyyi’l-Kebîr;
Sirâcüddîn Muhammed b. Abdullah el-Mahzumî
es-Sayyâdî (ö.885/1480), Sıhâhu’l-Ahbâr fî
Nesebi’s-Sâdeti’l-Fâtımiyyeti’l-Ahyâr, Cilâü’l-
Kalbi’l-Hazîn, Kurratü’l-‘Ayn ve en-Nüshatü’l-
Kübrâ;
İbrahim b. Muhammed el-Kâzerûnî (9./15.
yy), Şifâü’l-Eskâm fî Sîreti Ğavsi’l-Enâm;
Muhammed b. Kasım el-Vâsıtî (9./15. yy),
Buğyetu’r-Râğıb;
Ahmed b. Celâl el-Lârî el-Mısrî (ö.9./15. yy.)
Celâü’s-Sadâ fî Sîreti İmâmi’l-Hüdâ;
Ebu Bekr b. Abdullah el-‘Ayderûsî el-‘Adenî
(ö.914/1508), en-Necmü’s-Sâ‘î fî Menâkıbi’l-Kutbi’l-
Kebîr er-Rifâ‘î;
Muhammed El-‘Âkûlî el-Bağdâdî (ö.930/1524
civarı), el-Huccetü’l-Bâliğa fî Terâcimi’r-
Rifâ‘iyye;
Zıyâüddîn Ahmed b. Muhammed el-Veterî
el-Mevsılî (ö.975/1567), Menâkıbu’s-Sâlihîn ve
Mahaccetü Ehli’l-Yakîn ve Ravdatü’n-Nâzırîn ve
Hulâsati Menâkıbi’s-Sâlihîn;
Tacüddîn Ebu Bekr b. Muhammed el-Ensârî
(1090/1679’da sağ), ‘Ukûdü’l-Leâl fî Menâkıbi
Ehli’l-Kemâl (el-‘Ukûdü’l-Leâliyye fî Terâcimi’s-Sâdeti’l-
Ahmediyye diye de anılır);
Abdülazîz El-‘Ânî (11./17. yy), el-Mevâhibü’l-
‘Aliyye;
Muhammed b. Ahmed el-‘Abdelî el-Bahreynî
(11./17. yy), Lübâbü’l-Maânî fî Ahbâri’l-Kutbeyni’l-‘
Azîmeyn er-Rifâ‘î ve’l-Ceylânî;
Sıddîk b. Muhammed el-Hubâb (12./18. yy.),
Matlabü’s-Sâ‘î fî Menâkıbi’r-Rifâ‘î;
Ebu’l-Kasım Cafer b. Hasan el-Berzencî
(ö.1179/1766), İcâbetü’d-Dâ‘î fî Menâkıbi’r-Rifâ‘î;
Sinan Abdussamed el-Hüseynî, Vesîletü’d-
Dâ‘î fî Nesebi’l-Ğavsi’r-Rifâ‘î;
Ebu’l-Hüdâ Muhammed es-Sayyâdî
(ö.1328/1909), Kılâdetü’l-Cevâhir fî Zikri’l-Ğavsi’r-
Rifâ‘î ve Etbâ‘ihi’l-Ekâbir; et-Târîhu’l-Evhad
li’lĞavsi’r-Rifâ‘iyyi’l-Emced ve ilgili diğer eserleri;
Muhammed b. Ömer b. Hasan el-Harîrî
(ö.1330/1912), Netîcetü’l-Mefâhir fî Ahbâri Benî
Rifâ‘ati’s-Sâdeti’l-Ekâbir;
İsmail Halîfe Hüseyn, elİmâm er-Rifâ‘î;
Kenan Rifai (ö.1950), Ahmed er-Rifâ‘î;
Yunus es-Semârrâî, es-Seyyid Ahmed er-
Rifâ‘î;
Muhammed el-Kalbakcî, Nuru Behceti’s-
Sıdk fî Zikri Sülâseti’l-Ğavsi’r-Rifâ‘î bi-Dımaşk;
Muhammed Ahmed Dernîte, eş-Şeyh
Ahmed er-Rifâ‘î ve A‘lâmü’r-Rifâ‘iyye;
Yusuf Hâşim er-Rifâ‘î ve Mustafa er-Rifâ‘î en-
Nedvî, el-İmâm es-Seyyid Ahmed er-Rifâ‘î ;
Cemal el-Ğîsânî, er-Rifâ‘î ve özellikle Mustafa
Tahralı hocamızın doktora tezi Ahmad al-
Rifâ‘î.