Allah’ın hükmü ve kazasının dereceleri
Allah’ın hükmü ve kazasının dört şekli vardır:
• Nimet: Kulun buna razı olması ve şükretmesi gerekir.
• Belâ: Kulun buna razı olması ve sabretmesi gerekir.
• Tâat: Kulun buna razı olması, Rabbinin nimetini hatırlatması
ve ölene kadar yerine getirmesi gerekir.
• Günah: Kulun buna razı olması, tövbe etmesi gerekir.
Hz. Ali (k.v) kazâ ve kadere (rıza) hakkında sorulunca
şöyle buyurdu:
“Kapkaranlık bir gece… derin bir umman… ve Yüce
Allah’ın sırrı! İşte böyle bir durumda Hak’tan razı olan, rıza
sahibidir. O’ndan hoşnut olmayan, rıza sahibi değildir!”
Rivayet edilir ki Hz. Zekeriya (a.s)’ın başına testereyi koydukları
zaman, Allah’a sığınmayı arzu etti. O anda şu ferman
geldi:
“Ey Zekeriya! Ya emrime, ya hükmüme razı olursun,
ya da yeryüzünü harap eder, üzerindeki her şeyi yok ederim”.
Bunun üzerine Zekeriya (a.s) hiç sesini çıkarmadı ve vücudu
ikiye bölünürken dahi sabretti.
Anlatıldığına göre Rabia Hatun (r.a) bir gün hastalanır.
Dostları tabip isteyip istemediğini sorunca, onlara “Bu hastalığı
bana kim takdir etti?” diye sorar. Onlar, “Allah Teâla”
cevabını verirler. Bunun üzerine Rabia Hatun şöyle der: “Sahibimin
takdirini kabul etmemek bana yakışır mı?”
Bir gün Hz. Ebû Bekir (r.a) hastalanmıştı. Ashaptan bazıları
ona tabip getirmek istediler. Bunun üzerine onlara “O, beni
gördü” dedi.
Ümmetinin yaptığı ezaya dayanamayan peygamberlerden
biri, onları Cenâb-ı Hakk’a şikâyet etti. Bunun üzerine
Allah ona şöyle vahyetti:
“Daha ne kadar şikâyet edeceksin! Sen şikâyet ve
beddua edenlerden değilsin unutma! Hâlin ezelî ilmimizde
böyledir, neden darılırsın? Dünyayı senin uğruna yeniden
kurmamı, hatırın için levh-i mahfuzu değiştirmemi mi istiyorsun?
İstediğin ya da istemediğin bir şeyi sana kolaylık
versin diye emredeyim mi? Senin sevdiğin şeyi, ben sevmesem
bile emredeyim mi? Kalbinde olan bu düşünceyi
bir daha tekrar edersen, nübüvvet tacını alır, seni cehennemimde
yakar da umursamam”.
Hikmet sahibi bir zat der ki “Hoş olan, insanın belâya
sabretmesi değil, belâya rıza göstermesidir”.
Abdülvahid bin Zeyd (r.a)’a “Allah’a ibadet etmek için bu
dünyada kalmak isteyen kimse mi, yoksa O’na kavuşabilmek
arzusuyla bu dünyadan göçmek isteyen kimse mi daha üstündür?’
diye sorulunca şöyle cevap verdi:
“Her ikisi de değildir. Lâkin bütün işlerini Allah’a havale
edip dimdik ayakta duran kimse daha üstündür. O
kimsenin; dünyada kalması da hoş, ahirete göçmesi de
hoştur. İşte bu hâller, O’ndan razı olma hâlidir. Ârifin ahlâkı
rıza üzeredir”.
Ömer bin Abdülaziz (r.a)’a neyi arzu ettiği sorulunca “Allah’ın
hükmünü” cevabını verdi.
Ebû Abdullah Nessâc (r.a) der ki:
“Allah’ın, sabretmekten hayâ edip rıza yoluna koşan
kulları vardır. Ayrıca Allah’ın öyle kulları vardır ki ilahî kaderin
nereden geleceğini bilselerdi, onu sevgi ve rıza ile
karşılarlardı”.
















