Ömer bin Eyyûp (r.a)’ın rivayet ettiğine göre Resullulah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdular:
“Kim ki Ramazan orucunu tutar, peşinden Şevval’den altı gün oruç da eklerse, bütün yılını oruçla geçirmiş gibi olur”.
Bu hadis-i şerifin sırrı, kulun farz ibadetleri eda ederken iştiyak duyması ve sünnet-i seniyye kendini teslim etmesidir. Vakit, onunla (sünnetle) bereketlenir. Ârif için, farz veya sünnetle ya da ikisini cem etmek suretiyle vakti bereketlendirmekten daha önemli bir şey yoktur. Bu bütün gayretlerin gayesidir.
Muhakkak ki, sünnet-i seniyye ârifin ruhudur. Onunla oturur onunla kalkar. Ruh, âriflerin özlerinin ışığıdır ve Sünnetin temellerini ve binasını yükselten Efendimiz (s.a.v), hevâsından konuşmaz. Bilâkis, onun konuşması, “Gözü kaymadı, kalbi şaşmadı” ayetinin yankısıdır. Resullah’a uyarak onun varisleri olan ârifler bu bereketten hissedâr olurlar. Ruhumuz ve âlemlerin ruhu, ona (s.a.v) feda olsun.
Allah’ın yeryüzündeki hazineleri
Ey oğul!
Bil ki, Allah’ın yeryüzündeki hazineleri âriflerin kalpleridir. Allah sırrının emanetlerini, hikmetinin inceliklerini, muhabbetinin hakikatlerini, ilminin nurlarını ve kendisinin izni olmadan ne bir meleğin, ne bir nebinin, ne de bir insanın haberdar olamayacağı ilahî marifetin delillerini oraya koymuştur.
Ârifin, (kalbi) için neyin uygun olduğunu ve neyin onu bozduğunu bilmesi gerekir. İşlerinde ve davranışlarında dürüst olması, kendisi için neyin kazanç ve zarar olduğunu anlaması ve kendini düşmanın tuzağından koruması gerekir. Bütün hepsinden de Allah’a sığınması gerekir.
Kalp, Hakk’ın mekânı olduğundan, oraya masivaya ait şeyler koymamak gerekir. Çünkü Allah Teâlâ, kalbe bakar ve orada kendinden başkasını görürse bu durumdan hiç hoşlanmaz ve memnun olmaz. Düşmanları ona musallat eder.
Kalbin özellikle Allah’la ilgili tasarrufu zahiri ibadetlerle ilgili tasarrufu ile birliktedir. Kalbin işleri, zâhiri ibadetler olmadan da kabul olunur. Zâhiri ibadetler ise, kalp olmadan kabul olunmaz ve sevabı hak etmez. Kul, kalbinin işlerinde yetersiz, zâhiri ibadetlerinde yetkin olursa, onun kalbinin yetersiz olduğuna hükmedilir. Bunun tam aksine, kalbinin işleri yetkin, zâhiri ibadetleri yetersiz olduğunda ise kalbinin yetkinliğine ve zâhirinin zayıf olduğuna hükmedilir.
Kalp dünya ile beraber olursa
Rivayet edildiğine göre Hz. Musa (as) İsrailoğulları’ndan bir kavme rastladı. Yünden elbiseler giymişler ve başlarına toprak saçıyorlardı. Gözleri dolu dolu olmuş, gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.
Hz. Musa (as) onlara acıyarak, onlarla beraber ağladı ve Allah’a şöyle yalvarmaya başladı:
“Ya İlahî! Kullarına acımaz mısın? Onların hâllerini görmüyor musun?” Bunun üzerine Allah Teâlâ, ona şöyle vahyetti:
“Ya Musa! Benim rahmet hazinelerim mi tükendi, bir bak? Yoksa en çok acıyan ben değil miyim? Hayır! Ancak ben onların kalplerindekileri bilirim. Onlar, kalpleri benden uzaklaşmıs ve dünyaya meyletmiş bir halde bana dua ediyorlar”.
Hz. Peygamber (s.a.v)’den rivayet edildiğine göre Hz. Musa üç yüz seneden beri bir kayanın üzerinde secde eden bir adama rastladı. Adamın gözyaşları sel olmuş akıyordu. Musa (a.s), ağlayarak onun yanında durdu, Allah’a şöyle niyâz etti: “Ya İlahî! Bu kuluna acımaz mısın?” Allah Teâlâ, “Ona merhamet etmem” buyurdu. Hz. Musa, bunun sebebini sorunca Allah şöyle cevap verdi: “Çünkü onun kalbi benden başkasıyla müsterih olur. Onun, kendini sıcaktan ve soğuktan koruyan bir cübbesi var! (kendisini sıcaktan ve soğuktan koruyanın cübbesi olduğunu zannediyor.)”
Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: “Kulun kalbi dosdoğru olmadıkça ameli de dosdoğru olmaz. Dili dosdoğru olmadıkça da kalbi dosdoğru olmaz.”
Kalbin iyiliği ve kötülüğü
Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdular:
“Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o iyi olduğu takdirde, bütün vücut iyi olur. O bozulduğu zaman ise bütün vücut fesat olur. İşte o et parçası kalptir”.
Allah Musa (as)’a; “Ya Musa! İsrailoğulları’na söyle; bana ibadet edilen yerlerden birine girerken kalplerinde korku ile başlarını öne eğmiş mütevazı bir şekilde, bedenleri temiz olarak ve halis niyetle girsinler!” diye buyurdu.
Yahya bin Muaz (r.a) der ki: “Müminin kalbi, içi (bâtını) olan bir et parçasıdır. Bu et parçasının içi, Rabbanî cevherle doldurulmuştur. Etrafı ferdaniyet bahçesi ile çevrili, altı nûrânî bir alandır. Allah, ona her an şefkat ve rahmeti ile nazar eder. Kalp, Allah’ın merhamet ve şefkati ile kendini meşgul eden şeyler arasında döner durur.”
Allah Teâlâ “Kim Allah kadar ahdini yerine getirebilir?” buyurmuştur.
Büyükler “Kalbin işleri, sebat etmesi çok güç ve zor olan işlerdir” demişlerdir. İrfân sahiplerinden birine “Kulun kalbi bozulursa ne zaman eski haline döner?” diye sorulunca, ‘Hak oraya (kalbe) indiği zaman’ cevabını verdi. Bu sefer Hakk’ın kalbe ne zaman ineceği soruldu. Ârif şöyle cevap verdi: “Hak’tan gayrı ne varsa oradan çıkıp gittiği zaman!”
Kalbe ait işler, on basamağı olan bir yol takip eder:
Hatırlat: (kalbe gelen manevî hitaplar,içe doğan şeyler)
Nefsin sözleri: (öze ait sözler)
İlham: (feyiz yoluyla kalbe gelen özel bir anlam ve bilgi)
Fikir: (Allah’ın ayet ve nimetleri hakkında düşünmek)
İrade: (hakikatin çağrısına olumlu cevap vermeyi gerektiren kalpteki sevgi ateşi ve koru)
Rıza: (kaderin acı tecellileri karşısında ızlanmama, yakınmama, hoşnut ve memnun olma hâli)
İhtiyar: (sâlikin, Hakk’ın kendisi hakkındaki tercihini tercih etmesi)
Niyet: (amelin evveli ve başlangıcı)
Azimet: (nefsin arzusuna bakmadan, emir ve yasaklara uygun bir şekilde hareket etmek)
Kasd: (amelini yapabilecek seviyeye ulaşmak)
Kim Allah için kıyam ederse; kalbinemanevî hitabın gelişi esnasında, Allah onun kalbini korur. Böylece o özü sözü doğru sıdık kulların yolu üzere olur.Kim Allah için kıyam ederse nefsinin hitabı esnasında, Allah onun kalbini korur. Böylece o, Hakk’ın yakınlığına ermişlerin yolu üzere olur.
Kim Allah için kıyam ederse, ilhamın kalbine gelişi esnasında, Allah onun kalbini korur. Böylece o evvâbinlerin (Allah’a yönelenlerin) yolu üzere olur.
Kim Allah için kıyam ederse tefekkürü esnasında, Allah onun kalbini korur. Böylece o, muhlislerin (ihlas sahiplerinin) yolu üzere olur.
Kim Allah için kıyam ederse bir şey dilemesi esnasında, Allah onun kalbini korur. Böylece o, müritlerin (Hakk’ı arzu edenlerin) yolu üzere olur.
Kim Allah için kıyam ederse bir şeyi tercih etmesi esnasında, Allah onun kalbini korur. Böylece o; muttakîlerin (Allah’tan korkanların) yolu üzere olur.
Kim Allah için kıyam ederse; bir şeye niyetlenmesi esnasında, Allah, onun kalbini korur. Böylece o, zâhitlerin yolu üzere olur.
Kim Allah için kıyam ederse bir şeyi yapmaya kesin karar vermesi esnasında, Allah onun kalbini korur. Böylece o, tövbekârların yolu üzere olur.
Kim Allah için kıyam ederse ir ameli yapmaya başlaması esnasında, Allah onun kalbini korur. Böylece o, Allah yolunda mücahedeedenlerin yolu üzere olur.
Kim Allah için kıyam ederse zâhir amellerini yerine getirmesi esnasında, Allah onun kalbini korur. Böylece o, tevhit ehli içerisindeki âbidlerin yolu üzere olur.
İshak b.İbrahim (r.a) der ki: “Kalbin bir an olsun Allah için çarparsa, bu hâl senin için, güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha hayırlıdır. Bir kimse, kalbini dünyevî arzuların kirlerinden arındırır, gaflet tozlarından ve islerinden pak ederse, Allah onu gayelerin gayesine eriştirir.” Ebû Bekir b.Abdullah (r.a), “O, bize yönelen kalple geldi.” âyetini “İnsan, bedeniyle yeryüzünde dolaşırken, kalbi Allah’a bağlıdır” şeklinde açıklamıştır. Ebû Abdullah (r.a)’a, “Kalb-i selim nedir” diye sorulunca şöyle cevap verdi: “Mevlâ’nın sevgisiyle dolarak, kalbin dünyevî alâkalardan kopmasıdır. Böylece kişi, dünya sıkıntılarından ve musibetlerinden şikayet etmez, takvâ ve hayâ perdelerini yırtmaz.” Büyükler, “Bir kimsenin Allah’la arasında sır dolu bir ilişki yoksa o kişi iyi kabul edilse bile kötüdür” demişlerdir. Bir kimse maddi ve manevi varlığın, Hakk’ın kudretiyle yürüdüğünü ve O’nun bakışı ile hareket ettiğini göremezse kalbin tasarruflarına nail olamaz. Ebû Said Harraz (r.a), “Özün, yegâne (biricik) olan Allah’la yenilenmesi, dosdoğru bir şekilde vakitleri değerlendirmeye devam ederek kalbin gözetlenmesi, kalp aleminin işlerindendir. O’nun olmadığı hiçbir âna ve O’ndan olmayan hiçbir hâle kıymet vermemektir”. Ebû’d-derdâ (r.a) der ki: “Allah Teâlâ’nın, kalpleri iştiyâkla kendisine doğru kanatlanan kulları vardır. Onların kalpleri şimşek kadar hızlı olup idrak edilemez”. Allah elçisi (s.a.v) Efendimiz’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Ebû Bekir, sizi namazının ve orucunun çokluğu ile geçmemiştir. Lakin o, kalbini Hakk’a yakîn eylemiştir.” Allah Teâlâ, azı az olduğu için reddetmez, çoğu çok olduğundan dolayı kabul etmez. O, ancak kendisinden korkanların amellerini kabul eder. Derler ki: “Kalbi bir makamla ilişkili olan kişi, sıdk makâmı üzere değildir. Lâkin ‘Sâdık’, kalbi makamın Rabbine bağlı olan kimsedir. Hatta Allah’tan başka kimseyi görmez”. Ârifler, kalp âleminin işleri hakkında şöyle söylemişlerdir: “Bütün işler kalbe havale edildiği zaman, vücut istirahat eder. Kalbi saf olan kimsenin kalp alemi canlıdır; kalbi kirli olan kimsenin değil. Kalbi doğru olan kimsenin kalp alemi canlıdır; kalp gözü kör olanın değil. Kalp gözü gören kimsenin kalp alemi canlıdır; kalp gözü kör olanın değil. Kalbi yalnız olan kimsenin kalp alemi canlıdır; kalbi kovulmuş olanın değil. Kalbi, (Hakk’ı) arayan kimsenin kalp alemi canlıdır; (Hakk’tan) kaçanın değil. Kalbi yakın olan kimsenin kalp alemi canlıdır; kalbi gurbette olanın değil. Kalbi akleden kimsenin kalp alemi canlıdır; kalbi gaflette olanın değil. Kalbi semâvî olanın kalp alemi canlıdır; arzî olanın değil. Kalbi candan olanın kalp alemi canlıdır; yabani olanın değil.
Sabit bin Nessâc anlatır:
“Ben, korkuyla Kur’an okudum; fakat
hiçbir şey elde edemedim. Sonra Kur’an’ı
ümitle okudum, kalbim yine bir şey elde
edemedi. En sonunda kalbimi, Allah’tan
gayrı her şeyden soyutlayarak Kur’an okuduğumda,
işte o zaman O’nu buldum. Ve
O’nun varlığının yanında en büyük velâyetin,
en büyük izzetin ve en yüce mertebelerin
bulunduğunu gördüm.
Allah Teâlâ bit kutsal kitabında şöyle buyurmuştur:
“Kalpler kudret elimde, sevgi hazinelerimin
içerisindedir. Şayet bir kulumu sevmezsem,
onun beni sevmeye gücü yetmez.
Eğer ezelde birini anmamışsam, beni anmaya
onun gücü yetmez. Ben şayet bir kulumu
ezelde dilemezsem, beni dileyemeye
onun gücü yetmez”.
Rivayete göre âriflerden biri, mescidin
etrafında dolanan bir adam gördü, ona ne istediği
sorulunca, adam namaz kılmak için boş
bir yer aradığını söyledi. Bunun üzerine ârif,
adama “Kalbinde Allah’tan başka ne varsa onlardan
kurtul ve dilediğin yerde namaz kıl”
dedi.
Kişi, Allah’a yöneldiği kadarıyla, kalbi
Hakk’a yakın olur. Allah, kulun kalbine baktığında,
orada kendinden başkasına görürse o
kimseye azap eder ve her şeyi ona musallat
eder.
Yahya bin Muaz (r.a) şöyle buyurur:
“Kalp, dünyanin yanına konulduğunda
ziyan olur. Ahretin yanına konulduğunda erir
gider. Mevlâ’nın yanına konulduğunda ise
memnun ve mesrur olur.”
Dünya haraptır. Onu mamur hale getirmek
isteyen kalp, ondan daha çok harap
olmuş demektir. Ahiret, mamur bir yerdir. Ahreti
talep eden kalp, ondan daha çok mamur
olmuştur.
Dünya çölünde adımlarla yol katedilir,
ahret çölünde ise kalplerle yol alınır.
Nefs harap olursa kalp mamur olur.
Nefs mamur olursa, kalp harap olur.
Gönül ehli zatlarından birine neden konuşmadığı
sorulunca “Kalbimle konuşuyorum”
dedi. Kiminle kouştuğu sorulunca da “Kalplerin
sahibi” diye cevap verdi.
Seyyid Ahmed er Rufai Hazretlerinden
| < Önceki | Sonraki > |
|---|















Yorumlar