Bir vakıf
medeniyetinin adıdır İslam. Hiç kuşkusuz bu medeniyetin temel taşı vakfetmek ve
vakfolmaktır.
Kur'ân-ı
Kerim'de; "Siz sevdiğiniz mallardan infâk etmedikçe iyilik ve taate nail
olamazsınız" (Âlu İmrân, 3192) buyurulur. Bu âyet inince Ebû Talha (r.a),
Rasûlüllah (s.a.s)'e gelerek şöyle dedi: "Benim en çok sevdiğim malım
Beyrahâ adındaki bahçemdir. Bu malım Allah için sadakadır. Onun Allah nezdinde
sevabını ve âhiret azığı olmasını dilerim. Ey Allah'ın elçisi; onu istediğin
yere sarfet! ". Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu kararının çok kârlı bir
yatırım olduğunu belirttikten sonra, bahçesini hısımlarına vakfetmesini
bildirdi. Bunun üzerine Ebû Talha (r.a) onu hısımları ve amcasının oğulları
arasında taksim etti. Başka bir rivayette, bahçenin verildiği kimselerin Hassân
b. Sâbit ile Übey b. Ka'b (r.anhumâ) olduğu belirtilir (Müslim, Zekât, 42, 43).
Hz. Ömer Hayber'den
hissesine düşen değerli ganimet toprağını vakfetmiştir (İbn Kesîr, Muhtasaru
Tefsir, Beyrut 1981, I, 299).
Zeyd b.
Hârise (r.a) "Seyl" adındaki ünlü atını tasadduk etmesini Hz.
Peygamber'den istemiş, O da atı Usâme b. Zeyd (r.a)'e vermiştir. Hasan el-Basrî
şöyle der: "Bir kimse sevdiği bir tek hurmayı bile Allah rızası için
sadaka olarak verirse bu ayetteki "birr"e mazhar olmuş olur".
Ömer b.
Abdülaziz, yoksullara bol miktarda şeker dağıtır ve sebebini soranlara da şu
cevabı verirdi: Çünkü ben en çok şekeri severim.
"Kim
iyi bir çığır açarsa, bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan
alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel edenlerin günahı kadar günahı
yüklenir" (Müslim, İlim, 15; Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64; İbn Mâce,
Mukaddime,14; Dârimî, Mukaddime, 44; Ahmed b. Hanbel, IV, 357, 359-361, 362).
Dine ve topluma yararlı bir çocuk yetiştirmek de, toplum bu çocuktan yararlandıkça,
onun yetişmesinde katkısı bulunan anne, baba, hoca gibi kimselerin sürekli ecir
almalarına bir sebeptir.
Vakfedilen gayri menkuller de sadaka-i cariye niteliğindedir. Vakıfnâmedeki
esaslara göre, hayır yönü işletildiği sürece, vakfedene ecir gelmeye devam
eder. Önceki asırlarda büyük han, hamam, medrese, dükkân ve çarşıların vakıf
olarak topluma kazandırılması, mâliklerinin sürekli bir ecre nail olma istekleri
yüzündendir.
"İnsan
öldüğü zaman amel işlemesi kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i
cariye, kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden salih
çocuk" (Dârimi, Mukaddime, 46).
Bu hadiste
zikredilen sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş evi,
hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır. İnsanlar bu gibi
yerlerden yararlandığı sürece, bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar,
yol gösterenler ve destek olanlar, gerek sağlıklarında ve gerekse vefatlarından
sonra ecir ve sevap almaya devam ederler.
İşte ilim
öğretme ve kitap yazma, ya da yazılan kitapları muhtaçlarına hediye etme,
kütüphane kurma ve içine kitap koyma gibi işlemler de birer sakaka-i
cariyedirler.: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kişinin (öldükten sonra) geride bıraktıklarının en hayırlısı şu üç
şeydir: "Kendisine dua eden salih bir evlad, ecri kendisine ulaşan bir
sadaka-i cariye, kendinden sonra amel edilen bir ilim."
















