Unuttuğumuz kavramlardan biri vefa… Sözlerimizde vefa, dostlukta vefa… Modernizm ile birlikte köklerimizden hızlı bir savruluş yaşıyoruz. Temellerimiz sarsılıyor. Vefa artık masal ve hikâyelerde mi kaldı bilinmez ama bilinen o ki vefasızlaşan bir dünyaya doğru süratlice gidiyoruz. Sözlerdeki vefasızlık özlere yansıyınca milyonlarca kişinin yaşadığı şehirlerde “yalnız” başımıza kaldık. Dünya köyleştikçe biz gönüllerimize devasa aşılmaz surları olan şehirler inşa ettik. Yalnız yaşıyoruz. Ne kapımızı çalacak dostlarımız var ne de o dostlara açacak yüreğimiz. Bundan daha büyük bir uçurum olabilir mi? Söz bir insanın kendisidir. İnsan sözünden ibarettir. Biz bir söz ile “Müslüman” oluruz. Yine bir söz veya sözler ile de Müslümanlıktan olabiliriz. Sözümüz kimliğimiz, kişiliğimizdir. Sözü yere düşenin yüzü de yere düşer. Yüzü yere düşenin nesi kalır?
Mevlana’dan bir hikâye… Genç adamın biri, dermiş babasına her gün; "Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi..." Baba itiraz eder, olmaz öyle çok dost. Hakikisi belki bir, belki iki, fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki dostun... Devam eder durur konuşma... Aralarında başlar bir tartışma, karar verirler bir sınava, dostun hakikisini anlamaya... Bir akşam bir koyun keserler ve koyalar çuvala... Baba der ki oğluna:
— Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dost bildiklerine" Çuvaldan kanlar damlamakta...
Delikanlı sırtlar çuvalı, gider en iyi bildiği dostuna, çalar kapıyı... O dost bakar ki çuvala hem de kanlı bir çuval, kapar hızla kapıyı delikanlının suratına. Almaz içeri arkadaşını... Böylece tek tek dolaşır delikanlı, kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını. Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır. Evlat geriye döner, ama içten yıkılır...
Babasına dönerek:
— Haklıymışsın baba" der. Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana... Baba:
— Hayır evlat, der. Benim bir dostum var bildiğim. Hadi çuvalı sırtla ve bir kere de ona git, selamımı söyle.
Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar. Alnından terler, çuvaldan kanlar damlar... Gider, baba dostuna, selam verir. Kabul görür sevinir. O dost, delikanlıyı alır hemen içeri. Geçerler arka bahçeye, bir çukur kazarlar birlikte, koyunu gömerler adam diye, üzerine de serpiştirirler toprak belli olmasın diye dikerler üzerine sarımsak...
Genç adam gelir babasına;
— Baba işte dost buymuş" diye konuşunca, babası:
— Daha erken, o belli olmaz daha, sen hemen git O'na, çıkart bir kavga, atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona... İşte o zaman anlaşılacak dostun hakikisi... Sonra gel olanları anlat bana...Genç adam aynen yapar babasının dediğini, maksadı anlamaktır dostun hakikisini, babasının dostuna istemeden basar iki tokat! Der ki tokatı yiyen dost; "Git de söyle babana, biz satmayız sarımsak tarlasını böyle iki tokada!.."
Allah’a emanet olunuz.
















