Hz. Peygamber'in Âilesi

e-Posta Yazdır PDF

Hz. Peygamber efendimiz, Kureyş kabîlesinin Hâşim oğulları koluna mensuptur. Babası Abdullah, Hâşim oğullarından; annesi Âmine de Zühre oğullarındandır. Abdullah ve Âmine çiftinin, evliliklerinden sonra el-Bereke adında Habeşistanlı bir de hizmetçileri vardı. Bilindiği gibi babası Abdullah,  kendisi doğmadan önce vefat etmişti.  Hz. Peygamber doğmadan önce annesi Âmine, evin hizmetçisi el-Bereke ile aynı evde birlikte yaşıyordu. Bu iki hanımefendi, dede Abdülmüttalib’in himâyesinde hayatlarını devam ettiriyorlardı. Abdülmüttalib’in çok kalabalık bir âilesi vardı; çocukları çoktu.  Hz. Muhammed (s.a.v.), işte böyle geniş bir âile ortamında ve iki kişinin yaşadığı bir evde dünyaya geldi.


Mekke’de yeni doğan bütün çocuklar, yüksek yerlerde yaşayan âilelere süt emmek için verilirdi. Mekke’nin rakımı çok düşük ve etrafı dağlarla çevrili olduğu için havası çok sıcak ve boğucudur. Yeni doğan bebekler bu sıcaktan çok rahatsız olurlardı. Âileleri onların sağlıklarını düşündükleri için yüksek yerlerde ve serin bölgelerde oturan âilelerden bir sütanne bulur; çocuklarını oraya gönderirlerdi. Sütanneye verilen Mekkeli çocuklar iki yıl sütannelerinin yanında kalır, sonra öz annelerinin yanına dönerlerdi. Hz. Muhammed de, Hevâzin kabîlesinin Sa’d oğulları kolundan Halîme adında bir hanımefendiye verildi. Halîme, Hz. Muhammed’i kendi oğlu Abdullah ile birlikte emzirdi.


Hz. Muhammed’in sütannesi Halîme’nin Şeymâ, Enîse ve Abdullah adında üç çocuğu vardı. Eşi ve çocuklarının babası Hâris’le birlikte evin nüfusu beş kişiydi. Hz. Muhammed ile birlikte bu nüfus altı oldu. Süt emzirme müddeti olan iki yılın sonunda Hâris ve Halîme, Hz. Muhammed’i getirip öz annesi Âmine’ye teslim ettiler. Ücretlerini alıp evlerine dönecekleri zaman Âmine, Halîme’ye “Ey Halîme! Şu anda Mekke’de salgın bir çocuk hastalığı var. Götürüp yavruma biraz daha bakar mısın?” dedi. Halîme, Âmine’nin bu teklifinden çok memnun oldu. Zaten, bu çocuktan bir türlü ayrılmak istemiyordu. Çünkü bu çocuk, evlerine ve bölgelerine bereket getirmişti. Çocuğu alıp yaylalarına geri döndüler.


Sütannesi Halîme’nin evine geri dönen Hz. Muhammed, dört yaşına kadar burada kaldı. Sütkardeşi Abdullah, süt ablaları Enîse ve Şeymâ ile çok güzel günler geçirdi. Açık havada, kırda, bayırda birlikte oynadılar. Şeymâ kardeşlerine hem ablalık hem de annelik yaptı; onlarla çok yakından ilgilendi.
Hz. Muhammed (s.a.v.), dört yaşında öz annesi Âmine’nin yanına geldi. O gelinceye kadar evde iki hanım birlikte yaşadılar. Hz. Muhammed, iki yıl, evin üçüncü kişisi olarak onlarla birlikte yaşadı. Belki de hayatının en güzel günlerini işte bu iki yıl içerisinde annesi Âmine ve dadısı el- Bereke ile birlikte geçirdi. Hz. Muhammed, altı yaşına gelince bu üç kişi birlikte Medine’ye gittiler. Bir ticaret yolculuğundan dönerken Medine’de vefat eden ve dayıları tarafından oraya defnedilen Abdullah’ın kabrini ziyaret edip Mekke’ye döneceklerdi; öylede yaptılar. Abdullah’ın kabrini ziyaret ettiler; biraz da akrabaları olan Neccar oğullarında misafir kaldılar. Sonra da Mekke’ye dönmeye karar verdiler. Dönüş yolunda Ebvâ denilen köyde Âmine Hâtun rahatsızlandı ve orada vefat etti. Yetim olarak dünyaya gelen Hz. Muhammed, şimdi de annesini kaybetmiş ve öksüz kalmıştı. Yetim ve öksüz Hz. Muhammed’i Ebvâ’dan Mekke’ye getiren el-Bereke, onu dedesi Abdülmüttâlib’e teslim etti ve ona iki yıl da dedesinin evinde baktı.


Hz. Muhammed, altı yaşında dedesinin evine geldiğinde amcası Abbas sekiz (veya dokuz) yaşlarında, diğer amcası Hamza da dokuz (veya on) yaşlarındaydı. Hz. Muhammed, dedesinin evinde kaldığı iki yılını bu amcaları ile birlikte aynı çatı altında geçirdi. Kendisi sekiz yaşına geldiğinde dedesi Abdülmüttâlib vefat etti. Bu sefer de öz amcası Ebû Tâlib onu himâyesine aldı. Haşim oğulları, Habeşistanlı esmer hizmetçi kızcağız el-Bereke’ye evlenme izni verdiler. O da Ubeyd ile evlendi. Ondan Eymen adında bir oğlu olduğu için kendisine Eymen’in annesi mânâsında “Ümmü Eymen” künyesi verildi.


Sekiz yaşında, amcası Ebû Tâlib’in evine gelen Hz. Muhammed, Hz. Hatîce ile evlendiği yaş olan yirmi beş yaşına kadar amcasının evinde kaldı. Amcası Ebû Tâlib ve amcasının hanımı Fâtıma bint Esed, evlerinin devamlı misafiri Hz. Muhammed’i kendi çocuklarından ayırmadılar, on yedi yıl bu yetim ve öksüze kendi çocukları gibi baktılar. O sırada, Ebû Talib ve Fâtıma çiftinin kendi çocukları da vardı. Hz. Peygamber’in bu evdeki çocukluk ve gençlik yılları amcasının çocukları Tâlib, Ümmü Hânî, Akîl ve Câfer ile birlikte geçti. Hz. Muhammed amcasının evinde kendi evindeymiş gibi yaşadı. Amcasının çocukları ile birlikte büyüdü. Yaşı biraz ilerledikten sonra amcasına yardımcı oldu, onun hayvanlarını güttü. On iki yaşında, amcası Ebû Tâlib ile Şam’a; on yedi yaşında da diğer amcası Zübeyir ile Yemen’e seyahat etti. Amcaları, yeğenleri Hz. Muhammed’i çok severlerdi.


Amcası Ebû Tâlib, yirmi beş yaşına gelen Hz. Muhammed’i, Hz. Hatîce ile evlendirdi. Artık onun da bir evi ve huzurlu bir yuvası vardı. Hz. Hatîce, onun için kıymetli bir eş, doğacak çocukları için de tecrübeli bir anneydi. Kâsım, Abdullah, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma bu yuvanın öten bülbülleri ve kokan gülleri oldular. Kâsım ve Abdullah küçük yaşlarda vefat ettiler. Zeyneb, teyzesinin oğlu Ebu’l-Âs ile, Rukiyye ise Hz. Osman ile evlendiler. Hatîce annemiz, diğer iki kızının evliliğini göremeden Mekke döneminde, peygamberliğin onuncu yılında vefat etti. Hz. Hatîce, peygamber evinin direğiydi. Kendisi ilk Müslüman’dı. Hz. Peygamber’in en büyük destekçisiydi. Vefalı, sâdık bir eş; cefakâr bir anneydi. Mümin ve Müslüman hanımların onu çok iyi tanımalarını ve kendisini örnek almalarını tavsiye ederim. Günümüz hanımlarının, Hz. Peygamber’i ve onun dâvâsını çok iyi anlayan ve ona yardımcı olan bu hanımefendiden öğrenecekleri çok şey var.


Hz. Hatîce vefat ettiği zaman Hz. Peygamber’in evinde kendisi ile birlikte dört kişi vardı. Kendisi, iki kızı, bir de evinin devamlı misafiri Hz. Ali. Bilindiği gibi Hz. Ali, Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib’in oğludur. Peygamberimiz otuzbeş yaşlarındayken amcası Ebû Tâlib’in maddî durumu bozulmuştu. Amcası Abbas ile birlikte Ebû Tâlib’e gittiler, onun oğullarından birer tane alıp evlerine getirdiler. Abbas, Cafer’i aldı yanına; Hz. Peygamber’de Ali’yi aldı. Hâşim oğulları âilesi birbirlerine çok tutkun idiler. Âile içindeki yetim ve öksüzlere sahip oldukları gibi, maddî durumu bozulanlara da yardımcı oluyorlardı. Hz. Peygamber, küçük yaşlarda yanına aldığı Ali’yi besledi, büyüttü ve kızı Fâtıma’yı onunla evlendirdi.


Hz. Peygamber efendimiz, Hz. Hatîce’nin vefatından sonra yaşlı bir hanım olan Hz. Sevde annemizle evlendi. Sevde annemiz, evdeki çocuklara da annelik yaptı. Hicret esnasında müşrikler, Hz. Peygamber’in evini kuşattıkları zaman Sevde annemiz, evde ve çocukların başındaydı. Hz. Peygamber’in o gece evi terk etmesinden sonra Hz. Ali, emânetleri sahiplerine verdikten sonra Mekke’den ayrılmış; evde Sevde annemiz, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma kalmışlardı. Onlar da altı ay sonra Medîne’ye hicret etti ve oraya yerleştiler.


Hz. Peygamber, Mekke’den Medîne’ye hicret edince altı- yedi ay kadar Ebû Eyyûb el- Ensârî’nin evinde misafir kaldı. Bu zaman zarfında da şehir merkezinde bir mescit yaptırdı. Bu mescidin üç ana bölümü vardı. Birinci bölüm namaz kılınan yer, ikinci bölüm suffa, üçüncü bölüm de Hz. Peygamber için yapılan odalar (evler) idi. Bu odalar (el-hucurât), mescidin doğu duvarına bitişik bir şekilde yapıldı. İlk önce Sevde annemiz için bir oda, sonra da nişanlısı Hz. Âişe için bir oda yapıldı. Sonradan evlendiği annelerimiz için de birer oda ilave edildi. Hz. Peygamber efendimizin hanımları için yaptırdığı bu odalar, mescidin doğu duvarına bitişik ve birbirlerine bitişik bir şekilde yapıldı. Hz. Peygamber’i arayanlar O’nu, ya mescidde ya suffada veya odalarından birinde bulabilirlerdi.


Hz. Peygamber, mescidin duvarına bitişik bu odalarda çok mutlu bir âile hayatı yaşadı. Kızları Rukiyye ve Fâtıma’yı buradan gelin etti. Hanımları, hanımlarının önceki eşlerinden olan çocukları ve torunları ile, basit malzemeden yapılmış olan bu yuvada çok mutlu bir hayat yaşadı. O’nun iki hanımından çocukları olmuştu. Hz. Hatîce’den altı çocuğu, Mısırlı Mâriye’den de oğlu İbrâhim olmuştu. Yedi çocuğundan üçü erkek, dördü kızdı. Üç oğlu da küçük yaşlarda vefat etti. Kızlarının üçü de kendisi hayatta iken vefat ettiler. Yani Hz. Peygamber, altı çocuğunun ölüm acısını kalbine gömdü. Torunlarının vefatına şâhid oldu. Hanımlarından Hz. Hatîce ve Hz. Zeyneb bint Huzeyme’yi kaybetmenin üzüntüsünü yaşadı. Bütün bunlar, O’nun âile saâdetini ve mutluluğunu eksiltmedi.
Hz. Peygamber’in, dul olarak evlendiği eşlerinden ikisinin önceki eşlerinden çocukları vardı. Bunlardan Ümmü Seleme annemizin birinci eşi Ebû Seleme’den dört çocuğu; Ümmü Habîbe annemizin de ilk eşi Ubeydulllah b. Cahş’tan bir çocuğu vardı. Hz. Peygamber bunlarla çok yakından ilgilendi; kendilerin besledi, büyüttü ve her birini uygun ve münâsib kişilerle evlendirdi.


Ayrıca Hz. Peygamber, hanımlarının kardeşleri (kayınbiraderleri) ve yakınlarına da ilgi ve alaka gösterdi. Hz. Hafsa’nın bekar kardeşi Abdullah, zaman zaman ablasının evinde misafir olarak kalırdı. Hz. Aişe’nin ablası Esmâ’nın oğlu Abdullah b. Zübeyr ve Hz. Meymûne’nin ablası Lübâbe’nin oğlu Abdullah b. Abbas, sık sık teyzelerinin yanında kalırlardı. Bilindiği gibi Abdullah b. Zübeyr’in annesi Esmâ, Hz. Peygamber’in baldızı; babası Zübeyr de Hz. Peygamber’in Halası Safiyye’nin oğludur. Yani Abdullah, hem annesi hem de babası tarafından Hz. Peygamber’in yakınıdır. Abdullah b. Abbas da böyledir. Onun annesi Lübâbe, Hz. Peygamber’in baldızı; babası Abbas’da Hz. Peygamber’in amcasıdır. Bu üç Abdullah, Hz. Peygamber’in evinin fertlerinden sayılırlar. Her birinin, Hz. Peygamber ile ilgili çok güzel hâtıraları vardır. Hz. Peygamber’in hayatını kameraya alıp bize nakleden bu güzel insanlar, Hz. Peygamber’in evinde yetişmiş delikanlılardır. Bunlardan biri ablasının, diğer ikisi de teyzelerinin yanında yetişmişlerdir. Basit malzemelerden yapılmış bu odaların içinde dünyayı aydınlatacak insanlar yetişti. Onlar, dünyaya tapmadan dünyayı değiştiren insanlardı. Bu evdeki saâdeti bütün dünyaya yaydılar. Mescidin duvarına bitişik bu odalar, hem ev, hem mektep hem medrese hem de mâbed idi. Orada nice güzel insanlar yetişti. Onlar mutluluğu, yemede-içmede ve eşyada değil; iç dünyalarında bulan şanslı insanlardı. Onların evlerin de İslâm adına bir hareketlilik vardı. Hareketin olduğu yerden de bereket zuhur etti.


Mekke’de iki kişinin yaşadığı bir evde ve kalabalık bir âile ortamında dünyaya gelen Hz. Peygamber, Medîne’de kalabalık bir evde ve kalabalık bir âile ortamında vefat etti. O, hiçbir zaman kendisi için yaşamadı; hayatını âile fertlerine ve ümmetine vakfetti. Yakınlarıyla ve âile fertleriyle çok yakından ilgilendi. Gece-gündüz ümmeti için çalıştı. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da bize örnek oldu. Cennet’te Onunla beraber olmak isteyenler, O’nun âile yaşantısını ve âilesine olan bağlılığını örnek almalıdırlar.

 





En Çok Okunanlar