Hz. Peygamber Efendimizden Hac Hatıraları

e-Posta Yazdır PDF

Çocuğa Hac Yaptırılır mı? Hz. Peygamber, Vedâ haccı için Medîne’den yola çıkmış, Zülhuleyfe’de ihrâma girmiş, Mekke’ye doğru ilerliyordu. Yol boyunca kafileye yeni katılanlar oluyordu. Hz. Peygamber, bu yeni katılanlarla özel olarak ilgileniyor, onların nerelerden geldiklerini
soruyor ve kendileriyle sohbet ediyordu. Ravhâ’da kafileyi karşılayanlara selâm verdi ve onlara kim olduklarını sordu. Onlar da: “Biz, müslümanlardanız; hacca gideceğiz.” diye cevap verdiler. Sonra da kendilerine soru soran zâtın kim olduğunu öğrenmeye çalıştılar. Bu
zâtın Hz. Peygamber olduğunu öğrenince sevindiler ve birlikte yola devam ettiler. Hz. Peygamber’in rastladığı bu topluluğun arasında, deve üzerine yerleştirilmiş kafes içerisinde bir kadın bir de küçük oğlu bulunuyordu. Kadın oğlunun kolunu tutup kafesten dışarı çıkararak:
- “Ey Allah’ın elçisi! Bunun için de hac var mıdır?” diye sordu. Hz. Peygamber de: - “Evet, vardır. Üstelik, bunun haccından sana da sevap vardır.” diye cevap verdi. (Müslim, Hac 409; Ebû Dâvûd, Hac 8)

Hz. Peygamber’in bu hâtırasına ve tavsiyesine dayanarak ben de diyorum ki: “Bizim de imkânımız varsa çocuklarımıza hac veya umre yaptıralım. Hacca veya umreye götüremiyorsak, hiç olmazsa onların ellerinden tutup câmilere götürelim.”

* * *
“Ey Ömer! Sen Güçlü-Kuvvetli Bir Adamsın”

Hz. Peygamber, Vedâ haccı için Mekke’ye girdikten sonra Kâbe’yi tavaf etti. Bu ziyâret tavafından sonra Hacerü’l-esved’i öptü, sonra da Makâm-ı İbrâhim’de iki rekat namaz kıldı. Bu namazdan sonra tekrar Hacerü’l-esved’i istilâm etti. Sonra da hemen yanıbaşında bulunan Hz. Ömer’e şu tavsiyelerde bulundu:

- “Ey Ömer! Sen güçlü-kuvvetli bir adamsın.
Hacerü’l-esved’e ulaşmak için kimseye omuz
vurma! Zayıf ve güçsüz olanları rahatsız etme!
Böyle yaparak kendini de yorma! Eğer kimse
yoksa, kimseyi rahatsız etmiyeceksen onu öp;
öpemiyeceksen istilâm et! Bu sırada da tekbîr
getir ve kelime-i tevhîdi söyle!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned,
I, 28)
Aziz okuyucularım! Bizim hiçbirimiz Hz.
Ömerden daha güçlü ve kuvvetli değiliz. İllâ da Hacerü’l-
esved’i öpeceğim diye zorlamayalım, insanları
rahatsız etmeyelim.
* * *
Yüce Allah’ın, Hacılarla Meleklere Karşı
Övünmesi
Hz. Peygamber efendimiz Arafat’ta şöyle buyurdu:
- “Yüce Allah, Arefe günü, akşama doğru
meleklere şöyle dedi: “Ey melekler! Şu kullarıma
bir bakınız! Toz-toprak içinde, uzak yollardan
bana geldiler. Onlar, benim rahmetimi
umuyor ve azâbımdan korkuyorlar. Halbuki bunlar,
beni görmüş değillerdir. Acaba görmüş olsalar,
ne yaparlardı?” (Abdürrezzak, Musannef, V, 16)
Ey hacı efendiler! Kendinizi tanıyın lütfen! Bakınız!
Allah, size ne kadar değer veriyor.
* * *
Arafat Vakfesinde Devesinden Düşüp Ölen
Bir Müslüman
Hz. Peygamber efendimiz ve berâberindekiler,
Arafat’ta vakfe yaparken, bir adam birden bire
devesinden düştü ve boynu kırıldı; hemen orada
vefat etti. Durumdan Hz. Peygamber’i haberdâr ettiler.
Efendimiz de şöyle buyurdu:
- “Onu yıkayınız ve kefenleyiniz. Kefene,
koku ve benzeri şeyler sürmeyiniz. Başını ve yüzünü
de örtmeyiniz. Çünkü, Yüce Allah onu kı yâmet gününde telbiye eder bir halde diriltecektir.”
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 215)
Değerli hacılar! Bu kutsal ibâdeti yaptıkları sırada
bu güzel mekânlarda ölenler için üzülmeyiniz
ve ağlamayınız. Onların, Yüce Allah’ın seçkin kulları
olduklarını unutmayınız.
* * *
İnsanı Cennete Götürecek Ameller
Hz. Peygamber’in ashâbından Abdullah el-
Yeşkürî (r.a.), Hz. Peygamber’i ilk defa görüşünü
şöyle anlatır:
- “Rasûlullah (s.a.v.)’i hac günlerinde Mekke’de
çok aradım; onu bir türlü bulamadım. Nerede olduğunu
soruşturdum. “Arafat’a gitti.” dediler. Ben de
Arafat’a kadar gittim. Kalabalıktan yol bulup onu bir
türlü göremiyordum. Geçeceği yolu öğrendim ve
orada beklemeye koyuldum. Biraz sonra geldi; ben
onu önceden anlatılan özellikleri ile tanıdım.
Önünde biri yürüyordu; bana: “Rasûlullah (s.a.v)’in
yolundan çekil!” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) de:
- “Bırak adamı! Bakalım ne diyecek, ne ihtiyacı
var?” dedi. Hz. Peygamber’in bu sözünden
sonra, sıkışa sıkışa onun yanına kadar sokuldum.
Binmiş olduğu devenin yularını tuttum ve kendisine:
- “Ey Allah’ın Elçisi! Beni cennete yaklaştıracak,
cehennemden uzaklaştıracak amel nedir? Bunu
bana bildirir misin?” dedim.
Hz. Peygamber, benim bu sorum üzerine
biraz gök yüzüne bakındıktan sonra başını önüne
eğdi; sonra da bana döndü ve şöyle buyurdu:
- “Beni iyi dinle ve söyleyeceklerimi aklında
iyi tut! Allah’a ortak koşmadan ibâdet et. Farz
olan beş vakit namazını kıl. Farz olan zekâtını
ver. Haccını yap ve ramazan orucunu tut. İnsanların
sana yapmasını istemediğin şeyleri sen
de onlara yapma. Hadi artık yolumdan çekil (de
gidelim).” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 383-384)

Değerli okuyucular! Hz. Peygamber efendimiz,
kendisine hac esnasında soru soran müslümana
“Beni iyi dinle!” diyor ve ona çok güzel
nasîhatlarda bulunuyor. Siz, kendinizi bu müslümanın
yerine koyun. Sanki, Hz. Peygamber’e bu soruyu
siz sormuş ve bu cevabı siz almış gibi kabul
edin kendinizi. Hayatınız boyunca bu güzel nasîhatlara
uyun ve yaşadığınız hayatı güzelleştirin.
Zaten dikkat ederseniz, Hz. Peygamber efendimiz,
soruyu soran bu müslümana İslâm’ın şartlarını sayıyor
ve bunları yapmasını istiyor. Bunlar olmadan
müslümanlığın olamamıyacağını ve bunlar olmadan
cennete girilemiyeceğini bilmemiz gerekiyor.
Burada, Yüce Allah’ın haklarının yanında kulların
haklarının da zikredildiğine dikkatinizi çekmek istiyorum.
Yani, Yüce Allah’ı tanıyan ve ona gönülden
ibâdet eden bir müslüman, hayatı boyunca insanları
incitmeyecek ve onları üzecek şeylerden uzak
duracak.

Hz Peygamber, Mekke’de Hasta Yatan Bir
Arkadaşını Ziyâret Ediyor
Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri olan
Ebû İshak Sa’d İbni Ebî Vakkâs (r.a.) şunları anlatır:
- “Vedâ haccı esnasında Mekke’de yakalandığım
bir hastalık dolayısıyla Resûlullah (sav) ziyâretime
geldi. Ona:
- “Ya Rasûlallah! Gördüğün gibi çok rahatsızım.
Ben, zengin bir adamım. Bir kızımdan başka mirasçım
da yok. Malımın üçte ikisini sadaka olarak
dağıtayım mı?” diye sordum.
Hz Peygamber:
- “Hayır”, dedi.
- “Yarısını dağıtayım mı?” dedim. Yine:
- “Hayır”, dedi.

- “Ya üçte birine ne buyurursun ya Rasûlallah?”
diye sordum.
- “Üçte birini dağıt! Hatta o bile çok. Mirasçılarını
zengin bırakman, onları muhtaç bırakıp
da halka avuç açtırmaktan daha hayırlıdır. Allah
rızâsını düşünerek yaptığın harcamalara, hatta
yemek yerken eşinin ağzına koyduğun lokmalara
varıncaya kadar hepsinin mükâfâtını alacaksın.”
buyurdu.
Sa’d übnü Ebî Vakkâs sözüne devamla dedi
ki:
- “Ya Rasûlallah! Arkadaşlarım gidip de ben kalacak
mıyım? (burada ölecek miyim?)” diye sordum.
- “Hayır, sen burada kalmayacaksın. Allah
rızası için güzel işler yaparak yükseleceksin. Allah’tan
öyle umuyorum ki daha nice yıllar yaşayarak
kimi insanlar (mü’minler) senden fayda,
kimileri de (kâfirler) zarar görecektir.” (Buhârî, Cenâiz
36; Müslim, Vasiyyet 5)
Değerli okuyucular! Burada, Hz. Peygamber
efendimizin, arkadaşlarına ve özellikle de Medîne’den
birlikte geldiği arkadaşlarına ne kadar
değer verdiğini görmekteyiz. Onların hasta olanları
ile igileniyor, onlara yakın alaka gösteriyor ve kendilerine
umut veriyor. Dediği gibi de oluyor. Hz. Sa’d
(r.a.), bu hastalıktan iyileşiyor, Medîne’ye dönüyor.
Çok güzel işler yaparak mânen yükseliyor. Bir hayli
mü’min ve müslüman kendisinden yararlanıyor. Kâfirler
de ondan zarar görüyorlar.
Hz. Peygamber efendimizin bu hadîs-i şerîf ile
haber verdiği mûcizeler kısa zamanda gerçekleşti.
Bilindiği gibi nice yerlerin fethi, Hz. Sa’d’ın başkomutanlık
yaptığı orduların eliyle oldu. O, hem İran
fâtihi hem Kâdisiye savaşının başkomutanı hem de
Kûfe şehrinin kurucusuydu. Daha sonra da Kûfe
şehrinde vâlilik yaptı.
Vedâ haccı esnasında bir kızı olan Hz.
Sa’d’ın, sonradan yaptığı evliliklerden birçok çocuğu
daha oldu. Hicretten ellibeş sene sonra Medîne’de
vefat etti. O, Mekke’de hastalandığında
ölümden korkmuyor, yeni kurulmuş olan İslâm devletine
daha fazla hizmet edemiyeceğinden endişe
ediyordu. Yaşayıp cihâd etmenin, Mekke’de vefat
etmekten daha hayırlı olduğunu çok iyi biliyordu.

İslâm dünyasının değişik yerlerinden hacca giden
müslümanlar da bu şuur ve bu aşk ile ülkelerine
döner ve gittikleri yerlerde cihâd bayrağını dalgalandırırlarsa
daha iyi olur, diye düşünüyorum.
* * *
Kulağınıza, Gözünüze Ve Dilinize Sahip
Olunuz!
Hz. Peygamber, Vedâ haccında Arefe günü
güneş battıktan sonra Arafat’tan ayrıldı ve hemen
Müzdelife’ye hareket etti. Akşam ve yatsı namazlarını
Müzdelife’de cemederek kıldı. Geceyi Müzdelife’de
geçirdi. Sabah namazından sonra ve güneş
doğmadan önce Müzdelife’den Mina’ya hareket etti.
Hz. Peygamber, devesine binmiş, terkisine de amcası
Abbas’ın büyük oğlu Fadl’ı almıştı. Fadl, beyaz
yüzlü, güzel saçlı, yakışıklı bir delikanlıydı. Bu sırada
Hz. Peygamber’in yanından bir takım kadınlar
koşarak geçtiler. Fadl, onlara bakmaya başlayınca
Hz. Peygamber, Fadl’ın yüzünü eliyle kapattı.
Hz. Peygamber, devesiyle Mina’ya doğru
devam ederken, genç ve güzel bir kadın kendisine
yaklaşıp şöyle bir soru sordu:
- “Ey Allah’ın Elçisi! Babam, bindiği hayvanın
üzerinde duramıyacak derecede yaşlıdır. Kendisi,
Allah’ın farz kıldığı hac ibâdetini yerine getirecek
diğer şatlara da sahiptir. Ben, onun adına hac yapabilir
miyim? Yaparsam, câiz olur mu? Benim, onun adına yaptığım hacdan dolayı o, hac ibâdetini
yerine getirmiş olur mu?”
Hz. Peygamber, bu kadının sorusuna şöyle
cevap verdi:
- “Evet, olur. Babanın yerine hac yap!”
Hz. Peygamber, kadının sorduğu sorulara
cevap verirken bu arada Fadl da, kadının güzelliğine
vurulmuş ve yüzüne bakakalmıştı. Fadl’ın, kadına
baktığını gören Hz. Peygamber, onun
çenesinden tutarak başını diğer tarafa çevirmiş ve
şöyle demişti:
- “Bak yeğenim! Bu gün, kişinin kulağına,
gözüne ve diline sahip olacağı bir gündür. Kendine
dikkat et!”
Hz. Peygamber’in, bu delikanlının yüzünü
başka tarafa çevirdiğini gören amcası Abbas, ona
şöyle bir soru sordu:
- “Yâ Rasûlallah! Amcanın oğlunun yüzünü
neden başka tarafa çevirdin?” Hz. Peygamber,
bu soruya şöyle cevap verdi:
- “Amca! Birbirlerine bakan bir delikanlı ve
genç bir kadın gördüm; bunların arasına şeytanın
girebileceğinden endişe ettim.” (Ahmed b. Hanbel,
Müsned, I, 157)
Değerli okuyucular! Burada her şey açık,
seçik ve net olarak anlaşılıyor. Öyle zannediyorum
ki, benim, ayrıca bir açıklama yapmama ihtiyaç kalmıyor.
Sadece şu kadarını söylemek istiyorum:
“Lütfen, bütün âzâlarınıza, özellikle gözünüze ve
gönlünüze sahip olun!”
* * *
Peygamberimizin Kesilen Saçlarının Müslümanlar
Arasında Bölüştürülmesi:
Arap yarımadasının değişik yerlerinden gelen
Müslümanlar, Peygamberimizin kesilen saçlarından
almak için hazırlanmışlar ve sıraya girmişlerdi. Berber,
Hz. Peygamber’in saçlarını keserken Peygamberimiz
de, eli ile sağ tarafına işâret ederek:
“Şurayı al!” buyurdu. Berber de, Peygamberimizin
başının sağ tarafının saçlarını kesti.
Peygamberimiz, Ebû Talha el-Ensârî’yi çağırdı.
Kesilen saçlarını ona verdi. Sonra berbere sol tarafını uzattı ve “Tıraş et!” diye buyurdu. Berber
orayı da tıraş edince, Peygamberimiz, Ebû Talha’ya
sol tarafının kesilen saçlarını da verip: “Burada bulunanlar
arasında bölüştür!” diye emir verdi
Sahâbîler, Peygamberimizin kesilen saçlarını
yere düşürmemek ve onun mübârek saç tellerinden
birine sâhip olmak için, çevresini sarmışlar, saçının
bir tek telini bile ellerinin içinden başka yere düşürmemişlerdi.
(Bakınız: Vâkıdî, el-Meğâzî, III, 1108; Ahmed b. Hanbel, Müsned,
III, 111; İbn Sa’d, et-Tabakât, II, 181)
Değerli okuyucular! Hz. Peygamber’in çevresindeki
sahâbe topluluğu, onun bir saç telini bile
yere düşürmeyecek derecede ona bağlı ve saygılıydılar.
Şimdi biz, bu saç tellerini ve sakal-ı şeriflerini
(lihye-i şerif) ayakta ziyâret ediyor ve hürmet
gösteriyoruz ama, hayatımızı onun sünnetine göre
tanzim etmiyoruz. Halbuki, asıl yapılması gereken
yaşantımızı onun yaşantısına uydurmaktır. Böyle
yaparsak lihye-i şerîfe saygı göstermemizin de faydasını
görürüz.
* * *
Hz. Peygamber’in Başının Ön Tarafındaki
Saçlarını Hâlid b. Velid Alıyor
Biliyorsunuz, Hâlid b. Velid, Uhud savaşında
(3/625) müşriklerin safında bulunuyordu. Üstelik,
müslümanlar savaşı kazanmışken kaybetmelerine
o, sebep olmuştu. Uhud savaşından dört sene
sonra, hiç kimsenin baskısı ve yönlendirmesi olmadan kendi isteği ile Mekke’den Medîne’ye giderek
müslüman oldu. Üç büyük İslâm komutanının
sıra ile şehid düştüğü Tebük savaşında (9/630),
İslâm ordusunu Bizans ordusunun elinden kurtarıp
sağ sâlim Medîne’ye getirdi. Müslüman olduktan
sonra, her sahâbî gibi o da, Hz. Peygamber’e karşı
çok saygılı ve çok bağlıydı. Şu saygı ve hürmete bir
bakın lütfen:
Safâ ile Merve tepeleri arasındaki sa’y ibâdetinden
sonra, Peygamberimizin başının saçı tıraş
edildiği zaman, Hâlid b. Velid:
- “Ya Rasûlallah! Mübârek başınızın ön tarafındaki
saçları bana veriniz! Hiç kimseyi bu hususta
bana tercih etmeyiniz. Anam, babam sana feda
olsun!”diyerek yalvardı.
Saçlar, kendisine verilince, Hâlid b. Velid, onu,
gözlerine sürdü ve Kalensüvesinin (külahının) ön tarafına yerleştirdi.
Bu sâyede onun, karşılaşıp da yenilgiye uğratmadığı
bir topluluk yoktu. Nitekim, Hâlid b. Velid:
- “Ben, Hz. Peygamber’in mübârek saçları
bende olduğu halde, hangi tarafa yöneldimse,
orası fetholundu!” demiştir. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, II, 111)
Değerli okuyucular! Çevrenizdeki İslâm düşmanları
sizi umutsuzluğa düşürmesin. Onların herbiri,
yakın bir gelecekte birer Hâlid b. Velid
olabilirler. Size düşen, karşılaştığınız her insana
güzel bir lisan ve güzel bir yol ile İslâm’ı anlatmaktır.
Hidâyet, Allah’tandır.
Size, bize ve hepimize bu konuda bir güç, bir
aşk ve bir şevk vermesi için, Yüce Rabbimize içten
ve gönülden gece-gündüz duâ ediniz. Rabbim,
bütün duâlarınızı kabul buyursun (Âmin!)

 





En Çok Okunanlar