CENNETE GİDEN YOL

e-Posta Yazdır PDF

Hepimizin de bildiği gibi herkes cenneti ve onun mükemmel nimetlerini ister ve onları arzu eder. Ama bu bir temennidir sadece. Ve bildiğiniz gibi sadece temennilerle cennet kazanılmaz. Cennet ancak ona giden yolu adımlamayla kazanılır.


Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Ümmetimin hepsi cennete girecektir. Ancak imtina edenler giremeyecektir. Sahabeler:

Ya Rasulallah! Cennete girmekten kim imtina eder ki? dediler. Allah Rasulü:

“Kim bana itaat ederse o cennete girecektir, kim de bana asi olursa o da imtina etmiş olur –ve cennete giremez– buyurdu.” Buhari: 15.c.7143


Bu gösteriyor ki, cennete talip olanlar önce ona giden yolu araştırıp bulmalı ve daha sonra da o yolda sağa sola yalpa yapmadan düzgün yürümelidirler.


Ey Allah’ın kulları! Unutmayalım ki cennet, derecesi yüksek ve değeri çok pahalı olan bir mevkidir. Eğer bu değerli şeye talipseniz, Allah’a takdim ettiğiniz her şeyin de değerli olması gerekir. Çünkü değersiz şeylerle değerli mevkiler elde edilemez ve ucuz kahramanlıklarla da pahalı şeyler asla satın alınamaz. Değerli ve kıymetli şeyler, değerli ve kıymetli şeylerin harcanması ile elde edilir.


Diğer bir ifadeyle; basit heveslerle ve küçücük hesaplarla yüce mevkiler asla elde edilemez… Büyük kazançlar arzu edenler, büyük yatırımlar yapmalıdırlar. Yine aynen, büyük gayeleri olanlar, büyük atılımlar ve büyük fedakarlıklar yapmalıdırlar.


Ey Allah’ın kulları! Unutmayın ki, insanın değeri ve derecesi gayreti ölçüsündedir. Gayreti ve hizmeti ise niyetiyle değerlendirilir… Niyeti halis olanlar kazanacak olanlar, bozuk olanlar ise kaybedecek olanlardır.


Öyleyse bu yolun başında her şeyden önce samimi bir niyet taşımalı ve Cennete giden yolun her taşına, samimi adımlarla basmalıyız.


Unutmayın bu yol çilelidir… Bu yol cennete varmayı engelleyen birçok manilerle doludur… Ve bu yol uzun ve meşakkatli bir yoldur.


Ebu Hureyre'den. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah’u Teâlâ cenneti yaratınca Cebrail'e: "Git de ona bir bak!" buyurdu. Bunun üzerine Cebrail a.s gidip ona baktı, sonra gelip: "Ey Rabbim, senin izzetine andolsun ki onu işitip de oraya girmeyen bir kimse kalmaz " dedi. Sonra Allah onun etrafını zorluklarla kuşattı ve: "Ey Cebrail, git ona bir daha bak" dedi. Cebrail a.s. gidip ona bir daha bakıp geldi ve: "Ey Rabbim, senin izzetin hakkı için söylüyorum ki ben oraya ikinci kez baktıktan sonra oraya hiç kimsenin giremeyeceğinden korkmaya başladım" dedi. Sonra Allah, cehennemi yaratınca: "Ey Cebrail git de ona bir bak" buyurdu. Bunun üzerine Cebrail a.s. gidip bir de ona baktı. Sonra gelip: "Ey Rabbim, senin izzetin hakkı için söylüyorum ki, onu işiten hiç bir kimse oraya girmez." dedi. Bunun üzerine yüce Allah orayı şehvetlerle kuşattı. Sonra da: "Ey Cebrail git de ona bir daha bak" buyurdu. Bunun üzerine Cebrail a.s. gidip oraya bir daha baktı, sonra gelip: "Ey Rabbim izzetin hakkı için söylüyorum ki ben orayı tekrar görünce bir kimse dahi kalmadan herkesin oraya girmesinden korkmaya başladım" dedi.” Ebu Davud: 5.c.4744 Tirmizi: 4.c.2685


Ey inananlar! Unutmayalım ki Cennetin zorluklarla kuşatılmış olması demek, oraya girmenin ancak dini emirlere uymakla, nehyedilenlerden kaçınmakla, nefsin baskılarına karşı koymakla ve bu noktada karşılaşılacak bütün zorluklara katlanmakla mümkün olması demektir.


Bunları hakkıyla yerine getirmek o kadar kolay olmadığından dolayı Cebrail aleyhisselam insanların oraya giremeyeceğinden korkmuştur.


"Cehennemin, nefsin istekleri ve şehvanî arzularla çevrili olması" demek ise insanların cehenneme sürüklenmelerinin nefsin gayr-i meşru isteklerine uymasına bağlı olması demektir.


Çünkü nefisler devamlı şehevi arzu ve isteklere meyyal oldukları için, Cebrail a.s insanların büyük çoğunluğunun cehenneme sürüklenmekten kurtulamayacağından korkmuştur.


“Rabbim bizleri cehennem azabından korusun” diyoruz ve konumuz olan “cennete giden yolun” adresini öğrenmeye çalışıyoruz.


Değerli kardeşlerim! Az önce de ifade ettiğimiz gibi; bu yolun başında her şeyden önce samimi bir niyet ve ciddi adımlar gerekir. Ve ilk adım da ilim olmalıdır.

İLİM ÖĞRENMEK


Ey Allah’ın kulları! Unutmayınız ki İlim olmadan hiçbir şey olmaz. İlim, yapılacak olan her doğru işin başıdır. O olmadan cennete giden yol bilinemez ve bulunamaz. İlim, tıpkı bir adres gibidir. Onu elinize alın ki cennete giden yolu kolayca bulabilesiniz…


Nebi sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurur: "Kim ilim aramak üzere bir yola koyulursa Allah da buna karşılık, ona cennete giden yolu kolaylaştırır. Melekler ilim tahsil edenlerden memnun olduklarından dolayı kanatlarını -o ilim tahsil edenlerin üzerlerine- indirirler…” Tirmizi: 4.c.2822 ebu davud: 4c.3641 ibni mace: 1.c.223


Muaz ibn Cebel r.a şöyle der: “Ey insanlar! İlim öğreniniz. Allah için ilim öğrenmek, ilahi haşyeti kazandırır. İlim taleb etmek ibadettir, müzakeresi tesbih, ondan bahsetmek -onu başkalarına anlatmak- cihattır. Bilmeyene öğretilmesi sadaka, ehline verilmesi ilahi yakınlıktır. O, yalnızlıkta bir dost, kimsesiz yerde bir arkadaş, dini işlerde bir yol gösterici, darlık ve genişlikte bir yardımcı, işler karıştığı zaman güzel bir danışman, akrabalar yanında sadık bir yakın ve cennet yolunun ışığıdır…” ebu nuaym hilye: 1/239 camiu’l beyani’l ilm: 1/70


Öğleyse bu konuda sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur. Kim cennet istiyorsa, öncelikle ve özellikle bu yolun ilmini öğrenmek mecburiyetindedir.


SAHİH BİR AKİDE


Değerli kardeşlerim! Unutmayınız ki Cennete giden yolun ilk temel taşı sahih bir akidedir. Dolayısıyla öğrenmemiz gereken ilk şey de akide ile alakalı meseleler olmalıdır… İnananların hayatında akidenin önemi, başın vücuttaki önemi gibidir. Öyleyse hiç vakit kaybetmeden akidenin tarifini ve İslam’ın bir Müslüman’dan istediği sağlıklı bir akide nasıl olmalıdır, bunları öğrenmeye çalışalım inşallah.


Akide: sözlük anlamı olarak akada kelimesinden müştak -yani türemiş- rabtetmek, bağlamak, sağlamlaştırmak, iyice bağlamak, güçlü bir şekilde bağlamak, birbirine kenetlemek anlamına gelmektedir.

Akd, aynı zamanda çözmenin zıttıdır. Mesela ukdetu’l-yemin ile ukdetu’n nikâh –yani yemin akdi, nikâh akdi– denilen ifadeler buradan gelmektedir.


Nitekim yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah sizi yeminlerinizdeki lağv’den dolayı sorumlu tutmaz. Fakat bağlamış olduğunuz yeminlerinizden dolayı sorumlu tutar.” Maide: 89


Akîde ıstılahi anlamda: İtikad edilen şeyin hak mı batıl mı olduğuna bakmaksızın, ona bağlanma ve ona inanmak demektir. Diğer bir ifadeyle: insanın şüpheye düşmeden kalbinin bağlandığı her şeydir. Bu, hak ta olabilir, batıl da olabilir.


İslam akidesi ise: Allah’u Azze ve Celle’nin Rububiyeti, isim ve sıfatları ve Ulûhiyeti ile alakalı kalbin doğrulaması, nefsin huzur ile kabul etmesi ve istenildiği manada onlara sıkı sıkıya bağlanılması gereken hususlardır. Bunlar, en ufak bir şüphenin dahi yer almadığı ve herhangi bir tereddüdün karışmadığı sapasağlam kesin bir bağlılıkla inanılması gereken şeylerdir.


Daha tafsili bir ifadeyle İslam Akidesi: Yüce Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Rasûllerine, Ahiret Gününe, Hayır ve Şer ile Kadere, Gaybî olarak haber verilmiş ve sabit olmuş bütün hususlara, Dinin esaslarına kesin olarak inanmak ve hükümleri, emirleri ve nehiyleri konusunda Yüce Allah’a tam teslimiyet ve Rasûlüne de ittiba etmek demektir.


İslam akidesi mutlak olarak kullanıldığı zaman, ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in akidesi anlaşılır. Çünkü Allah’ın kulları için din olarak beğenip seçtiği İslam odur.


Sahabenin, tabiînin ve onlara güzel bir şekilde tabi olanların oluşturdukları fazilet sahibi bu üç neslin kabul ettiği akide de işte bu akidedir. Dolayısıyla, eğer onların inanıp bağlandığı gibi bir akide söz konusu olmazsa, cennet mümkün değildir. Bundan dolayıdır ki Allah’u Teâlâ şöyle buyurur:


“Eğer sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yolu bulurlar. Yok eğer bundan yüz çevirirlerse onlar mutlaka anlaşmazlık içerisine düşerler …” Bakara: 137


“Muhakkak ki Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz …” Nisa: 116

“Şüphesiz ki kim Allah’a ortak koşarsa, Allah ona cenneti haram kılmıştır. Ve barınacağı yer de cehennemdir. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.” Maide: 72


Öyleyse bu konuda sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur. Cenneti isteyenler, henüz hayat sermayeleri ellerinde iken hiç vakit kaybetmeden kendilerinden istenen sahih akidelerini Kur’an ve Sünnet ışığında öğrenmeleri ve ona uygun hayat sürdürmeleri gerekir.


Unutmamaları ve akıllarından da asla çıkarmamaları gerekir ki, teknolojinin göz boyadığı ve kafa bulandırdığı içerisinde bulundukları şu hayal çağında en önemli noksanları ve en önemli sorunları, akidevi noksanlıklar, akidevi sorunlar ve akidevi kirliliklerdir.


Dolayısıyla Müslümanlar, İslam akidesini istenildiği mana ve mahiyette öğrenip ona uygun bir hayat yaşamadıkları sürece, içinde bulundukları bu kargaşadan, bu fitneden ve bu zilletten kurtulmaları asla mümkün değildir.


Rabbimden niyazım; bizlere, İslam akidesini hakkıyla öğrenen, ona uygun bir hayat süren ve sonra da o akideyi insanlara hakkıyla anlatan kullarından olmamızı nasip eylesin…


SALİH AMEL


Değerli kardeşlerim! Cenneti kazanma yolunda atacağımız önemli adımlardan bir tanesi de, Salih ameller işlememizdir.

Unutmayalım ki; Allah kullarından ancak Salih olan amellerini kabul edecektir. Bundan dolayıdır ki bir Ayet-i celilesinde:


“O, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini denemek için hayatı ve ölümü yarattı…” (Mülk: 2) buyurmaktadır. Güzel amel ise sahih ve Salih ameldir. Diğer bir ifadeyle şirksiz bir ameldir. Bir amelin sahih ve Salih olması için ise;


Birincisi: O ibadetin sahih bir niyet ve ihlaslı bir şekilde sadece Allah için yapılması.


İkincisi ise; O ibadetin sünnete uygun olmasıdır. Yani, Rasulullah (s.a.v.)’in tarifi üzere olmalıdır.


İşte Allah’a takdim edilen bir ibadetin veya bir amelin Salih olabilmesi için bu şartları kendisinde bulundurması gerekir.


Dolayısıyla, hiç kimse ibadetlerinde gayri islami bir niyet taşımaya yetkisinin olmadığı gibi, aynı şekilde Allah Rasulü (s.a.v.)'in gösterdiği şeklin dışında da vacip veya müstehab olarak ibadet etmek hakkına sahip değildir.


Unutmayalım ki, İslam'da sahih bir niyetin ne kadar önemi varsa, sahih bir amelin de bir o kadar önemi vardır. İslam'a ait bir amelin halis bir niyet olmadan kabul görmeyeceği gibi, halis bir niyetle yapılan amellerde, sünnet'e uymadığı müddetçe kabul görmeyecektir.


Öyleyse bütün inanıyorum diyenlerin bu iki önemli noktayı çok iyi kavramaları ve her konuda olduğu gibi bu konuda da "Kitaba ve Sünnete" uygun ameller işlemeleri gerekir. İşte insanı cennete koyacak Salih amel budur. Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır: “…Ey insanlar! Sizi bize yaklaştıracak olan ne mallarınız nede evlatlarınızdır. Ancak iman eden ve Salih amel işleyen kimseler için durum böyle değildir. Onlar için, yaptıklarına karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennet odalarında güven içindedirler…” Sebe: 37


"Erkek veya kadın, mümin olarak kim salih amel işlerse, onu mutlaka -gerek dünyada gerekse ahirette- güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını da elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz." Nahl: 97


“Kim Rabbiyle O’nun razı olacağı şekilde karşılaşmayı ve O’nun cennetini arzu ediyor ise, Salih amel işlesin ve ibadetlerinde de Rabbine hiçbir şeyi ortak koşmasın.” Kehf: 110


DÜRÜSTLÜK


İnsanı cennete sokacak en önemli değerlerden birisi de doğruluktur, dürüstlüktür.


Müslümanlar, doğruluk düsturuna uymadıkları sürece, cenneti kazanamayacakları gibi, asla huzurlu ve sağlıklı bir toplum da oluşturamazlar.


Dolayısıyla dürüst olmayan Ahlaksız bir toplumda da zina, fuhuş, aldatma, kandırma, çalma, kabalık, haysiyetsizlik, şerefsizlik ve daha birçok çirkin meziyetler eksik olmayacaktır…


Bir sahabe Peygamber (s.a.v.)'e: "Ya Rasûlullah! Bana İslâm'ı öyle tanıt ki, senden başka birine sorma ihtiyacını duymayayım" deyince, Rasûlullah şöyle buyurmuştur: "Allah'a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol." Müslim: 1.c.38 Ahmed b. Hanbel, III, 413


Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurdular: “Doğru dürüst olunuz…” İbn Mâce: 1.c.277.n Dârimî: 2.c.661.n


Abdullah İbn Mes’ud r.a’dan gelen bir rivayette Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Unutmayın ki doğruluk insanı halis iyiliğe götürür, halis iyilik de cennete kılavuzluk eder. Yalancılık da insanı şerre ve fücura götürür. Şer de insanı cehenneme götürür. İnsan yalan söyleye söyleye nihayet Allah katında yalancı olarak yazılır.” Buhari: 13.C.6070


GÜZEL AHLAK


Allah’ın kendisini tevhitle şereflendirdiği bir Müslüman, İslam’ın belirlediği ahlaki değerlere sahip olan bir kimse olmalıdır.


Çünkü bir Müslüman’a bahşedilen tevhid nimetiyle beraber ahlaki değerlerin de yan yana gelmesi, o kimse için mükemmel bir lütuf demektir.


Allah Rasulü (s.a.v.)’e bir gün sahabe sorar: 

Ey Allah’ın Rasulü! İnsana ihsan edilen şeylerin en hayırlısı hangisidir? Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Güzel ahlaktır” ibn mace: 9. c.3436. müfred: 1.c.291


Öyleyse, cennete girme yolunda bir Müslüman’ın tevhit’ten sonra gayret edeceği en önemli şey; İslam’ın ahlaki değerlerini araştırıp, onlara uygun hareket etmesidir. Bu, onun için vazgeçilmez bir vazife olmalıdır.


Her birimizin farklı bir cahiliye geçmişi vardır. Ve her birimizde az veya çok cahiliye kalıntıları söz konusudur. Eğer Allah bizi İslam’la şereflendirdi ise, biz İslam’a ters düşen çirkin hallerimizi bu potada eritmeliyiz.


Abdullah ibn Mes’ud r.a dan. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Her kim İslam’a girer ve İslam’ın da güzel hareket ederse geçmişinden de geleceğinden de muaheze edilmez. Her kim de İslam’a girer ve İslam’ını güzelleştirmez ise, geçmişinden de geleceğinden de hesaba çekilir.” Buhari: 15.c.6785 Müslim: 1.c.120 İbni Mace: 10.c.4242


Tevhid ehli bir Müslüman, her konuda olduğu gibi bu konuda da -örnek ve önderimiz olan- Rasulullah (s.a.v.)’i kendisine örnek edinmesi gerekir. Çünkü o, Rabbimizin kerim kitabında buyurduğu gibi: “Çok yüce ve değerli bir ahlaka sahip olan şahsiyet idi” Kalem: 4


Kendisinin de -(s.a.v.)- bir hadisi şeriflerinde buyurduğu gibi: “Muhakkak ki ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” Ahmed: 2/381. 8729 E.Müfred: 1. C. 273

Demek ki Allah Rasulü (s.a.v.)’in gönderiliş gayesi içerisinde, insanların güzel ahlaka sahip olmaları için, onları eğitme görevi de vardı.


İşte, o güzel öğreticinin bu konudaki nasihatlerinden bazıları:


Abdullah İbn Amr r.a’dan, o şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Sizin en hayırlınız, ahlakı en güzel olanınızdır.” Buhari: 13.C. 6017.s


Ebu’d Derda r.a’dan,Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Kıyamet günü mü’minin terazisinde, güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur.” Tirmizi: 3. C. 2070. Müfred: 1. C. 270.n - Ebu Davud: 5.C.4799.n


Ebu Hureyre r.a’dan; Rasulullah (s.a.v.)’e sordular: “Ey Allah’ın Rasulü! İnsanları en fazla cennete sokacak olan amel nedir ? Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Allah’a karşı takva ve güzel ahlaktır.” Tirmizi: 3. C. 2072. Müfred: 1.C.294.n


Nevvas İbn Sem’an el-Ensari r.a şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.)’den birr’i ve ismi –yani iyilik ve kötülüğü– sordum. Rasulullah (s.a.v.): “İyilik, ahlakın güzelliğidir. Kötülük ve şer ise, vicdanını tırmalayan ve halkın muttali olmasından hoşlanmadığın şeydir, buyurdular.” Müslim: 8 C. 2553. n - Tirmizi: 4. C. 2497.n - E.Müfred: 1. C.295.n


İslam, güzel ahlaka bu kadar değer verdiğine göre, öyleyse tevhid ehli bir Müslüman’ın mutlaka güzel ahlak sahibi olması gerekir.

DİLE HAKİM OLMAK


Değerli kardeşlerim! Unutmayınız ki insanı cennete ve cehenneme sokan en etkili uzuv dilidir. Bundan dolayıdır ki kim cennet istiyorsa diline hakim olmalıdır.


Allah Rasulü (s.a.v.) birçok hadisi şeriflerinde Müslümanlara dilin afetlerinden bahsetmiş ve onları sık sık uyarmıştır.


Ebu Said el-Hudri r.a’dan. Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “İnsan oğlu sabaha vardığı zaman bütün uzuvlar dile yalvararak şöyle derler: Bizim hakkımızda Allah’tan kork; çünkü biz ancak seninle kaimiz, doğru olursan doğru oluruz, eğri olursan eğri oluruz.” Tirmizi: 4.C.2518.N


Allah Rasulü (s.a.v.), kendisinden kurtuluş için fetva isteyen bir kimseye bakınız ne buyururlar.


Ukbe b.Amr r.a’dan dedi ki: Rasulullah (s.a.v.)’e, Ya Rasulallah! Kurtuluş nedir? (s.a.v.) buyurdular ki: “Diline hakim ol” Tirmizi: 4.C. 2517.N


Yani kurtuluş ve cennet için en önemli vesilelerden bir tanesi de insanın diline hâkim olmasıdır… Çünkü dil, kullandığı sözlerle sahibini cennete sokacağı gibi cehennemin dibine kadar da yuvarlayabilir.


Muaz İbn Cebel r.a’dan dedi ki: Ben bir seferde Peygamber (s.a.v.) ile beraberdim. Yürümekte iken Rasulü erkeme yakın bulundum. Bunun üzerine Rasulü Ekrem dilini tuttu ve bana: “Kendi selametin için şuna sahip ol” buyurdu Tirmizi: 4. C.2749


Sehl bin Sa’d r.a’dan. Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kim bana iki çenesi arasındaki ile iki bacağı arasındaki hakkında teminat verirse, ben de ona cenneti teminat ederim.” Tirmizi: 4.C.2520


Ebu Hureyre r.a’dan. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Allah her kimi iki çenesi arasındakinin şerri ve iki bacağı arasındakinin şerrinden korursa, şüphesiz o kimse cennete girer.” Tirmizi: 4.C.2521


KAVGADAN, GÜRÜLTÜDEN VE

MÜNAKAŞADAN UZAK KALMAK


Ebu Umame r.a’dan, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Haklı olduğu halde münakaşayı terk edene cennetin kenarında bir makam, şaka da olsa yalanı terk edene cennetin ortasında bir makam, ahlakını güzelleştirene de cennetin en yüksek yerinde bir makama -Allah’ın izniyle- söz veriyorum.” Ebu Davud: 5.C.4800 Sahiha: 1.C.273


Yalandan uzak kalmak, ahde vefa göstermek, hıyanet etmemek, harama bakmamak ve iffeti korumak:


Enes r.a’dan, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Şu altı şeyi kabul edin, ben de cennete girmenize vesile olmayı kabul edeyim:


1- Konuştuğunuz zaman yalan söylemeyin.

2- Söz verdiğiniz zaman, sözünüzden dönmeyin.

3- Size güvenildiğinde, hıyanet etmeyin.

4- Gözünüzü harama dikmeyin.

5- Elinizi harama uzatmayın.

6- Ve iffetinizi koruyun.” Camiu’s Sağir: 2.C. 1798.n


Zübeyr İbn Avam r.a’dan, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “İman, verilen sözden dönmemek için bir bağdır. Dolayısıyla Mü’min sözünden dönmez.” Ahmed: 1.166.1429.n - Camiu’s Sağir: 2.C. 1679.n


İşte bunlar cenneti isteyen müslümanın kendisinde bulundurması gereken güzel değerlerdir. Yani cenneti isteyen bir Müslüman; Yalandan uzak durmalıdır… Dürüst olmalıdır… Doğru sözlü olmalıdır… Söz verdiği zaman, sözünde durmalıdır… İffetli olmalıdır… Ve Emanete hıyanet etmemelidir…


ALLAH YOLUNDAKİ SIKINTILARA SABRETMEK


“Yoksa siz, sizden öncekilerin durumu başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki” Bakara: 214


“Andolsun ki sizi korku, açlık, mallarınızdan, canlarınızdan ve ürünlerinizden eksiltmek gibi şeylerle imtihan ederiz; sabredenleri müjdele.” Bakara: 155


İşte bu kural, Allah’u Teâlâ’nın öteden beri kulları üzerindeki sabit kuralıdır. O mutlaka cennete talip olan kullarını bu sayılan vesilelerle imtihan eder. Kimilerini en yakını olan hanımı ve çoluk çocuğu ile kimilerini hısım ve akrabaları ile, kimilerini sair insanlarla, kimilerini kazandığı malıyla mülküyle, kimilerini de ticaret ortamları ile imtihan eder… Ama insan için önemli olan, imtihan edildiğini anlayıp ta, onu kazanmaya çalışmasıdır.


ALLAH YOLUNDA MÜCADELE ETMEK


İnsana cenneti kazandıracak en güzel yollardan birisi de ; Allah yolunda mücadele etmektir.


Müslüman elindeki imkanlar mucibince Allah yolunda mücadele etmek zorundadır. Bunsuz cennet ve cemalullah mümkün değildir.


Enes r.a dan. Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi: “Müşriklerle, mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin.” Ebu Davud: 3.C.2504.n Nesei: 6.C.3082.n

"Yoksa siz Allah içinizden cihad edenlerle etmeyenleri belli etmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız?" Al-i İmran: 142


“Ey iman edenler! Allah’tan korkun, O’na yakınlık için vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz” Maide: 35


“Ey iman edenler, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi?” “Allah'a ve O'nun Resulü'ne iman eder, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için eğer bilirseniz daha hayırlıdır.” “eğer böyle yaparsanız O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte büyük mutluluk ve kurtuluş budur.” Saff: 10-11-12


Allah resulü (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Unutmayınız ki cennet kılıçların gölgesi altındadır.” Buhari: 6.c.2664.s


CEMAATE ÖNEM VERMEK,

CEMAATCE YAŞAMAK


Cennet isteyen Müslüman kardeşleriyle yan yana gelmeyi çok seven, onları arayıp soran, dertleriyle dertleşen ve mutluklarını paylaşan kimse olmalıdır.


Çünkü onların kendisini örnek aldığı Peygamberleri onlara şunları öğretmektedir:

“Yedi sınıf kimse var ki, Allah onları kendi gölgesinden başka gölge bulunmayan o günde, gölgesi altında gölgelendirecektir. Bunlardan birisi de: Birbirlerini Allah için seven, yan yana gelişleri ve ayrılışları Allah için olan kimselerdir…” Buhari: 2.C.693. s - Tirmizi: 4.C.2500.n


Ömer İbnu’l Hattab r.a dan. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Sizin üzerinize cemaati iltizam vardır. Cemaate yapışın ve tefrikadan uzak durun. Şeytan tek kişiyle beraberdir, iki kişiden daha uzaktır. Her kim cennetin en güzel yerini istiyor ise, Cemaati iltizam etsin, ona yapışsın…” Tirmizi: 4.C.2254.n – El Kenz: 8 / 207.s


İbni Ömer r.a’dan; Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah benim ümmetimi –veya Muhammed ümmetini– dalalet üzerinde bir araya getirmez. Allah’ın eli cemaatin üzerindedir. Her kim, cemaatten ayrılırsa şüphesiz ki cehenneme ayrılır.” Tirmizi: 4.C.2255.n


Usame b.Şerik r.a dan. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Allah’ın eli cemaatin üzerindedir.” Es Sünne: 1.C.81.n


Sözü daha fazla uzatmadan Allah’u Azze ve Celle den niyazım; her şeyden önce bizlere sağlıklı bir akide sahibi olmak için ilim öğrenmeyi, edindiğimiz o ilim mucibince itikad sahibi olmayı, Salih ameller işlemeyi, dillerine sahip olan kullar olmamızı ve sağlıklı bir ehlisünnet vel-cemaat çizgisinde olmayı nasibi müyesser eylesin. ÂMİN


VELHAMDÜLİLLAHİ RABBİLALEMİN