En Kıymetli Olanı En Karlı Olana Yatırmak

e-Posta Yazdır PDF

Bismillahirrahmanirrahim

“Rahman ve rahim olan Allah’ın Adıyla”

“Asr’a yemin olsun ki,”

“insan mutlaka bir ziyandadır.”

“Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır”


Zaman, Rabbimizin mübarek kitabımız da üzerine yemin ederek dikkatimizi önemi üzerine çektiği en kıymetli değerlerden biri.

Zaman, hoyratça harcadığımız ancak telafisi asla mümkün olmayan, bir anını bile geri getiremeyeceğimiz en önemli kavram.

Zaman, yatırım açısından en hassas şekil de değerlendirmemiz gereken en büyük hazine.

Hz. Ömer r.a. ya nispet edilen bir söz şöyledir; Dört şey geri gelmez; söylenen söz, atılan ok, geçen zaman ve kaçırılan fırsat.


Bize verilmiş olan her değeri, her kaynağı pervasızca harcadığımız gibi en önemli hazine olan zamanı da aynı şekil de pervasızca harcıyoruz. 


İsraf dendiğin de aklımıza sadece maddi değerlerin hoyratça, fütursuzca harcanması gelmemeli. Belki maddi olarak israf edilen her şeyin telafisi mümkün olur da manevi olarak israf edilmiş olan değerlerin telafisi asla mümkün olmaz. Telafisi mümkün olmayan en büyük hazine ise bize kısıtlı olarak verilmiş olan zamandır.


Her gün bize 24 adet altının verildiğini varsayalım. Hiçbir katkımız, gayretimiz olmadan. Bizden sadece en iyi şekil de kullanmamız istenmiş, ancak bu kaynağın ne zaman kesileceği de bildirilmemiş olsun. ‘Şimdilik her gün veriliyor ama bir anda kesilebilir’ denmiş olduğunu varsayalım. Bu 24 altınla ne yaparız bir düşünelim. Elbette kaynağın her an kesilme ihtimali olduğundan dolayı en karlı yatırım aracını araştırıp ona göre değerlendirmek gayretinde oluruz. Bilenlere sorarız. Döviz mi, altın mı, borsa mı, yoksa bir şirket ortaklığımı. Hangisi karlı, hangisinin çok getirisi var bunları bir an önce öğrenmek isteriz. Ve kendimiz için çok az bir kısmını harcarız. Ne zaman kesileceği belli olmadığı için yokluk günlerini düşünerek en asgari şekil de harcar, en azami şekil de yatırım yaparız. Çünkü bu 24 altın ertesi güne devretmiyor,  ne bizden başka birinin hesabına ne de başka birinin hesabın dan bize aktarılmıyor ve ne de başkasından emanet ve borç olarak ta alınmıyor. 


Şimdi böyle bir durum da en büyük endişemiz bu altınları israf etmek, gereksizce harcayarak yokluk günlerin de sıkıntıya düşmek olmaz mı?  Ve en büyük gayretimiz de en iyi şekilde değerlendirmek için olmaz mı?


  İşte zaman altından daha büyük, daha kıymetli bir değerdir. Çünkü ne telafisi var, ne başkasından emanet ve borç alınabilir, ne başkasına verilebilir, ne de ertesi güne devredebilir. Her an yaşanır ve biter. Geriye o anın içerisin de yaşananlar kalır. Kimi hatıra kimi pişmanlık, kimi acı, kimi neşe olarak. Ama en önemlisi o zamanı bize verenin yaşamamızı istediği şekilde yaşanmış olan anlardır. Çünkü ebedi olan ahiretin en büyük yatırım sermayesi hatta tek yatırım sermayesi bize verilen bu kısıtlı dünya hayatıdır. 


Zaman sermayesini bize veren, onu en karlı şekilde nasıl değerlendireceğimizi de öğretmiş elbette. Asr suresi bunun tanımını, tarifini ve metodunu anlatmaktadır.


1.ayette Rabbimiz verdiği en kıymetli hazine olan zamana yemin ederek başlıyor. Asra yemin olsun ki tüm insanlar ziyandadır, hüsrandadır, diyor.

Sermayesini gelişigüzel ve sonrasını düşünmeden harcayarak tüketen, sonrasın da nasıl pişmanlık duyacak ve ciddi bir hüsrana gark olacaksa aynı şekilde ömür sermayesini de düşünmeden bomboş harcayan insan da aynı hüsran ve pişmanlığı hatta çok daha fazlasını yaşayacaktır.


Ayrıca ayet genelleme yaparak dikkatimizi çekiyor. Biraz olsun korkutarak kendimizi sorgulamamızı, hüsranda olmanın nasıl acı bir son olacağını düşünmemizi sağlıyor.


Hemen sonrasında bize bir kapı açılıyor. İstisna kapısı. Hüsranda olanlardan olmamak, ziyandan kurtulmak için bir kapı, bir yol açıyor.


Surenin devamın da, bu yolu bildiriyor. Ancak şu kimseler müstesna diyerek;  hemen merakla ayete dönüyor ve diyoruz ki;  ‘Rabbim söyle, Rabbim buyur, kim bunlar? Hüsrana ve ziyana uğrayanlardan olmamak için ne yapmalıyım?


Cevap geliyor; Ancak şu kimseler müstesna ki onlar; İman edenler…  


1) Evet ilk şart iman etmek.  Ama neye iman?  

2) Ve salih ameller işleyenler. İkinci şart salih amel. Peki, salih amel nedir?

3) Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler, öğütleyenler. Peki, bu nasıl olacak?


Bu soruların da cevabını yine Rabbimiz kitabında veriyor. Bakara suresi 177. Ayette en kısa özet hali ile. Şöyle ki; 

İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır!


İşte iman edilecek şeyler. İşte zaman harcanması gereken şeyler. İşte kısıtlı bir ömrü sonsuz kazançlı, sonsuz getirisi olan bir yatırıma dönüştürmenin yolu.


Zaman sürekli işliyor. Zaman sürekli işlerken durmamak gerek. Rahmetli üstad Necip Fazıl bu durumu kendi hayatında yaşamış biri olarak şöyle ifade ediyor;


Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum,

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum. 

“Keşke biraz daha zamanım olsaydı!”


Sık sık böyle düşünürüz. Aslında tüm insanlar zaman konusunda eşittir. Zengin ve güçlü insanlar fakirlere göre daha fazla zamana sahip değildir. Ayrıca zengin ya da fakir olsun kimse zamanı biriktiremez. Zaman geçtiğinde bir daha geri alınamaz. Öyleyse en iyisi sahip olduğumuz zamanı akıllıca kullanmaktır.


Eğer uyanık davranırsak, eğer kısıtlı zamanımızı en güzel şekilde değerlendirmek için her anını, her saniyesini önemser ve kıymetini bilerek kullanırsak, en büyük zaman hırsızı olan teknolojiden kendimizi biraz olsun kurtarabilirsek ne çok vaktimiz olduğunu fark edeceğiz.


Ufak bir hesap yapalım. Her gün en az birkaç saatini face,  instagram vb. sosyal paylaşım sitelerin de,  bilgisayar oyunlarında veya tv başında harcayan biri, bu birkaç saatin sadece yarım saatini ayırarak ne gibi işler yapabilir. 


Her gün bir İngilizce kelime ezberleyerek neredeyse tüm dünyanın konuştuğu bir dilde, sene sonun da 365 sözcük ezberlemiş olur. Bu sayıda sözcüğü öğrenmiş olan birisi o dili en azından derdini anlatacak kadar konuşuyor olur.


Her gün bir arapca kelime ezberleyerek sene sonun da 365 kelime ezberlemiş olur. Ve bu sayı da kelimeyi bilen birisi Kuran ı Kerim’i okuduğun da az da olsa anlamaya başlar. Ve iki sene sonun da çoğunu anlamaya başladığını rahatlıkla fark edebilir.


Her gün sadece 5 dakika ayırılarak, işlerden ve yoğunluktan dolayı aranmadığı bahane edilen anne ve baba aranabilir. Kısaca hal ve hatırları sorulabilir. Gönülleri hoş edilebilir. Bir telefon oyunun da bir bölümü geçmek için saatler gerekirken anne ve baba gönlünü için almak sadece 5 dakika yeter.


Her aksam evde tüm aile toplanıp, okunmasına birlikte karar verilmiş olan bir kitaptan birkaç sayfa okunabilir. Birlikte hoş bir sohbet yapılabilir. Ama maalesef anneler bir dizi için birkaç saati rahatlıkla harcarken, babalar bir maç için 1.5 saat ekrandan gözünü ayırmazken kendi öz evlatları için ayıracak 5 dakikaları yoktur. 


Ve her gün sadece 5 dakika ayırarak, Rasulullah s.a.v in kendisin de yaptığını ifade ettiği ve tavsiye ettiği 70 veya 100 defa tövbe ederek, yürekten bir Estağfirullah diyerek manevi arınmayı sağlayıp,  hem de Peygamberimizin bir sünnetini yerine getirmiş oluruz. 


  Her aksam sadece 5 dakika, gün için de yaptıklarımızı ve yapmamız gerekirken yapmadıklarımızı sorgulayarak, düşünerek ertesi gün için kaliteli ve en güzel şekilde değerlendirmemize yardımcı olacak bir planı zihnimizde en azından kabaca oluşturabiliriz. 

   Bu ve bunlar gibi örnekleri çoğaltmak mümkün elbette. Ayrıca bahsi geçen örnekler son derece kolay ve yapılabilir işlerdir.  Yeter ki zamanı ne kadar hoyrat harcadığımızın farkında olalım.  


Şimdi 70 yaşında olan birinden yaşamı boyunca yaptıklarını yazmasını veya anlatmasını isteseniz, en fazla bir defteri doldurabilir veya en fazla beş-altı saat arka arkaya anlatabilir. “Koskoca 70 sene” dediği şeyin tamamı işte bu kadardır...


Bu düşünceler içinde yaşayan kişinin aklında ise çok önemli bazı sorular vardır:


- “Göz açıp kapayıncaya kadar geçip giden bu hayatın amacı nedir?”

- “Ben bu 70 seneyi ne için yaşadım?”

- “Peki, bundan sonra ne olacak?”    


Oysaki insan sona geldiğin de değil, daha en başlarda bu sorgulamayı yapmalı. Her insan ölümsüz olmak ister, her insan sona geldiğin de anlar verilmiş olan ömrü nasıl zayi ettiğini. Ama asl olan bunu başlarda kavrayabilmektir.  Ve bir düşünürün dediği gibi:


‘Öldükten sonra yaşamak istiyorsanız; ya okumaya değer şeyler yazın, ya da yazılmaya değer şeyler yaşayın!’


Ve son söz niyetine…   


Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal, Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş...


(Âlemde sesin Davut gibi çınlasın! Gökkubbede baki kalan sadece hoş bir sedadır; ...)