Kur'an'da, “fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın...”(Enfal Suresi, 39) buyrulurken, bizler Allah'ın dinine ne kadar yardım ediyoruz?
Allah, İslam'ın hakimiyetini ve Kendi nurunu tamamlayacağını, "Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9) ayetiyle vaad ederken, bizim buna vesile olmak için bir çabamız var mı?
Allah, samimi müminleri yeryüzünde varis kılacağını, "İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır. (Mü'minun Suresi, 10) ayetiyle müjdelerken, bizler bu müjdeyle müjdelenenlerden olmak için ne kadar gayret ediyoruz?
İnkar edenler ve kötülükleri örgütleyip düzenleyenler çıkarları gereği nasıl birlikte hareket ediyorlarsa, Müslümanlar da birlik olmalıdırlar; ittihad zorunludur. İslam dünyasında yıllardır yaşanan acılar ve dökülen kanlar, “İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73) ayetiyle ifade edildiği üzere birlik olmayıp parçalanmanın getirdiği sonuçlardan biridir. Kan ve gözyaşının durması, acıların ve fitnenin sona ermesi, insanların huzuru için İslam aleminin birlik olmasının önemi çok açıktır. İslam ahlakının hakimiyetinin en önemli aşamalarından biri, İttihad-ı İslam'ın sağlanmasıdır. Allah'ın buyruğu, Peygamberimiz (s.a.v)’in vasiyetidir İttihad-ı İslam.
Müslümanlar'ın namaz, oruç gibi ibadetleri farz kabul edip, "Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın... (Al-i İmran Suresi, 103) ayetini ve birliği emreden benzer ayetleri göz ardı etmesi ne büyük yanılgı. Hakkı, iyiliği, barışı hakim kılmak için birleşmek ve "bir bina gibi saf bağlayarak" birlikte mücadele etmek tüm Müslümanlar üzerinde sorumlulukken, İslam ahlakının dünya hakimiyetini ütopya olarak görebilir miyiz? Allah bu dini, Kitabı, Peygamber (sav)'ini hakim olsun diye göndermişken, İslam birliğinden yana olmayan insan, Müslümanlardan yana olur mu? Bir Müslümanın bunu dile getirmemesi ve arzu etmemesi büyük hata değil mi?
Günümüz dünyasında yönetimdeki ve ekonomideki aksaklıklar, savaşlar, baskıcı yönetimler insanların açlık, yoksulluk, parasızlık çekmelerine neden olmaktadır. Zor koşullarda ya da ağır şartlarda yaşayan, imkanları olmayan insanlar yardıma muhtaçtırlar. Kur'an zayıf bırakılanlar için neden mücadele etmediğimizi, “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75) ayetiyle sormaktadır.
Evet bize ne oluyor?.. Umursamaz, kayıtsız, kendini kurtarma peşindeki bir yaklaşım Müslümana yakışmaz. Dünyanın herhangi bir köşesinde bir Müslümana gelen zarardan tüm Müslümanlar sorumluluk hissetmelidirler. Bir Müslüman, acı içindeki masum insanlar, tecavüze uğrayan kadın ve çocuklar için yapabileceği birşey olmadığını düşünüyorsa zulme ortak demektir. Çünkü Müslümanlar, "... haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır. (Şura Suresi, 39) Ve eğer gerçekten elinden hiçbir şey gelmiyorsa kişi bu yönde samimi dua edebilir.
Müslümanlar arasında mezhep, görüş ve uygulama anlamında çeşitli farklılıklar olabilir. Ancak bu farklılıklar, Kur'an'da bildirildiği gibi “tanışıp kaynaşmaları” içindir. Farklı olmaları birbirlerinin din kardeşi olduğu gerçeğini değiştirmez. Vicdanlı Müslümanlara düşen, Kur’an ahlakı gereğince bu kardeşliği korumak ve güçlendirmektir.
İslam Birliği, 'İslam kültürü' temeli üzerine inşa edilen, üye ülkelerin bağımsızlıklarını ve milli sınırlarını korudukları bir birlik olmalıdır. Son dönemde, Müslüman ülkelerin ileri gelen devlet adamlarının konuşmalarında birliğe yönelik mesajlar verilmektedir. Uluslararası toplantı ve konferanslarda, İslam dünyasının yaşadığı karmaşanın üstesinden gelmenin tek yolunun İslam ülkelerinin ittifakından geçtiği yönünde açıklamalar yapılmaktadır. İslam dünyasındaki tüm politika ve yönetimlerin, birlik ve beraberliği arttırmaya yönelik olması gereği vurgulanmaktadır.
Korku Edebiyatı
Umutsuzluğu, ürkekliği, teslimiyetçiliği ve korkaklığı bırakmalıyız; korkulacak tek güç Yüce Allah’tır. Küresel güç edebiyatı yapan, Amerika ile korkutan ve Müslümanları pasifize etmeye çalışanları kaale almamalıyız. Çünkü İslam alemini dayanaksız "öcü" lerle korkutmaya çalışanlar, şeytanın etkisinde ve bu konuda görevli olan kişilerdir.
Kur'an ahlakının dünyaya hakimiyeti gerçekte çok kolay olduğu halde zor gösteren şeytandır. Bazı kişiler, Müslümanları ümitsizliğe sevk etmek için şeytanın sözcülüğünü yapmaktadırlar. İslam'ın tüm dünyadaki önlenemez yükselişi gözler önündeyken bu kimseler "İslam asla hakim olmaz" demeyi sürdürmektedirler. Onların yaygaraları arasında İslam çığ gibi büyümekte, Kur'an ahlakının insanı ısıtan sıcaklığı tüm dünyayı sarmaktadır.
Kur’an ahlâkının yeryüzü hakimiyeti, Allah'ın Kur’an'da haber verdiği bir vaadi iken bazı Müslümanların bu konuda ümitsiz ve karamsar olmaları hata olur. Ümitsizlik insanın, din ahlâkını şevk içinde yaşamasını engelleyen en önemli unsurlardandır. Allah, inananlara hiçbir olay karşısında ümitsizliğe kapılmamalarını, Kendisine dayanıp güvenmelerini emreder.
Sonuç Olarak;
Peygamberimiz (sav), "Size iki şey bırakıyorum onlara sımsıkı sarıldıkça asla dalalete düşmeyecek ve sapmayacaksınız; Kur’an ve sünnetim" hadis-i şerifiyle Müslümanlara uymaları gereken yolu gösterir. Bizlere düşen, O'nun aydınlattığı yola uymak ve Allah'ın şu buyruğunu unutmamak:
Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)
Bir Müslüman’ın gönlündeki en büyük istek Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaktır; Kur'an ahlakının dünyaya hakim olmasıdır. Müslüman Asr-ı Saadet Müslümanlığını ister. Dileğimiz, insanların korku duymadan, güvenle ve barış içinde yaşadıkları bir dünya. Bu, Allah'ın dilemesiyle gerçekleşecek olan bir olay. Bolluğuyla, bereketiyle, insanlara sağlayacağı refah ve huzur dolu ortamıyla her Müslüman’ın ulaşmak isteyeceği ve hayal ettiği bu yaşamla müjdelenmek, kuşkusuz tüm Müslümanlar için üstün bir şeref. Allah Saffat Suresi'nde, “Ve şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır." buyurarak zaferin, Saff Suresi'nde ise yakın bir fethin müjdesini verir:
Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele. (Saff Suresi, 13)


























