İnanan insan, tüm varlığını Yüce Allah’a adamıştır; Allah için yaşar
ve her an Allah’ın kendisiyle beraber olduğunun bilincindedir.
İzlediği her görüntüde Allah’ın sonsuz aklını, muhteşem sanatını
ve gücünü takdir eder. Allah'ın Zatını görmek kuşkusuz ki mümkün
değildir. Ancak akıllı ve vicdanını kullanan bir insan, çevresindeki
yaratılış örneklerine bakarak Allah'ın mutlak ve Yüce varlığını
kavrayabilir. Allah'ın mutlak varlığına ilişkin deliller,
görebilenler için tüm açıklığıyla gözler önündedir.
Mümin, Allah'ın varlığının ve gücünün bilincinde olduğundan, neden
yaratıldığını ve Rabb’inin kendisinden neler istediğini bilir.
Bu nedenle de dünya hayatında belirlediği hedef, Allah'ın hoşnut
olduğu bir kul olmaktır; her durum ve koşulda çabası bu yöndedir.
Kendisini hedefine ulaştıracak her yolu dener, bunun için ciddi bir şekilde
gayret eder. Böylece inanmayan kimseler için kesin bir yıkım olan ölümün
sırrı da önünde açılır: Ölüm asla yok oluş değil, gerçek hayata geçiş
aşamasıdır. İnkar içerisinde yaşayanlar, hayatlarının ‘rastlantılarla
ve kendiliğinden’ meydana geldiğini zannettikleri gibi, ölümün de
‘kendi kendine’ oluştuğuna inanırlar.
Oysa hayatı da ölümü de yaratan alemlerin Rabbi olan Allah'tır.
Ölüm, tesadüflerle ya da kazaen meydana gelen bir olay değil,
Allah'ın özel olarak yarattığı, kaderde zamanı, yeri ve şekli belirlenmiş
bir olaydır. Mümin, ölümün bir son değil, asıl hayatın başlangıcı olduğu
gerçeğinin bilincindeyken, birçok insan gibi hayatının temelini ‘göçecek bir
yarın kenarına’ bina etmez. Her şeyin yok oluşundan sonra da var olan, fani
olmayan, mülkün ve din gününün sahibi olan Allah'a yönelir.
Mal-mülk, makam, kariyer, saygınlık ve fiziki güzelliğin geçici olduğunu ve
dünya hayatında sahip olunan hiçbir metaın kendisini kurtuluşa götürecek
yol olmadığını bilir. Hepsi yalnızca, Allah'ın yarattığı kusursuz imtihan
mekanı olan dünyadaki kısa süreli ‘sebep’lerdir. Bütün kainatın sahibi ve
mutlak hükümdarı olan Allah'ın yaratmış olduğu dünya hayatındaki bu sistemin
anahtarı ise, Allah'ın hoşnutluğudur.
Hidayet lütfeden Rabbimiz, yalnızca hoşnutluğunu amaçlayan kullarını
doğru yola iletir:
Allah, rızasına uyanları bununla Kuran'la kurtuluş yollarına ulaştırır
ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola
yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)
İman eden insan, tüm varlığını ve yaşamını Yüce Allah’a adar, her an
Rabb’i ile beraber olduğunun bilincindedir. Allah’a, O’nun hoşnutluğuna ve
sonsuz cennetine kavuşma beklentisi içindedir. Dünya hayatında ‘Rabbi için
sabreder’, O’na güvenip dayanır; gökten yere her işi düzenleyip kontrolü
altında tutanın, gizlinin gizlisini ve içindekini görüp bilenin Yüce Allah
olduğunu bilir. Yaptığı her işte, izlediği her görüntüde Allah’ın üstün aklını,
hayranlık uyandıran benzersiz yaratma sanatını ve O’nun sonsuz gücünü görüp,
üzerlerinde derin düşünür. İnsan için tüm bunları görebilmek, tefekkür etmek,
dile getirmek de büyük bir nimet ve ibadettir.
Yaşamını Allah’a adamak, insanı
tüm kötülüklerden arındıran, insanın kalbine güven duygusu ve huzur indiren,
sonsuz yaşamında da –Allah’ın dilemesiyle-kurtuluşa ulaşmasına vesile olacak
olan en önemli yollardan biridir. Samimi müminler, Allah'ın hoşnutluğunu
kazanmayı dünyevi hiçbir çıkara değişmezler, çünkü dünya üzerindeki -küçük
ya da büyük- hiçbir çıkar, O'nun rızasını ve cennetini kazanmaktan daha
önemli değildir. Müminin yaptığı işin hikmeti, onu Allah’ın hoşnutluğunu
amaçlayarak yapması ile oluşur. Bu nedenle kişi, sahip olduğu güzel ahlakı
her zaman büyük bir dikkatle korumaya çalışır.
İman edenlerin bu özelliği, “(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş
onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten
'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'…” (Nur Suresi, 37) ayetiyle anlatılır.
Yaşlı bir insandan bu yaşına kadar neler yaşadığını anlatması istense,
anıları muhtemelen birkaç saatte bitecektir. Kişi, Allah’a iman etmemiş ve
O’ndan yüz çevirerek yaşamış biri ise şöyle diyecektir: "Bunca yıl yaşadım
ama hiçbir şey anlayamadım. Ailem ve çocuklarım için, para kazanmak, mal mülk
edinmek amacıyla yıllarca çalıştım. Ancak artık bir ayağım çukurda,
ölüp gideceğim.
Sonra..sanırım her şey bitecek…” Bu kişinin büyük yanılgıda olduğu açıktır.
Düşündüğü gibi ölüm hiçbir şeyi bitirmeyecektir. "Keşke o (ölüm her şeyi)
kesip bitirseydi.” (Hakka Suresi, 27) ayetiyle de bildirildiği gibi,
tam aksine ölümle her şey yeni başlayacaktır. Hayatının merkezine
Rabb’inin rızasını almış ve O’nun için yaşamış insanın sözleri ise
şöyle olacaktır: "Beni üstün Yaratıcı Allah yarattı ve Kendisine
kulluk ve ibadet etmem için dünyaya gönderdi. Ben bu imtihan ortamında
hayatım boyunca sınandım. Şimdi yaşlılık geldi ve hayatım boyunca hiç
aklımdan çıkarmadığım ve hazırlık yaptığım ölümü artık daha yakın
hissediyorum.
Her işimde Allah’ın hoşnutluğunu gözettiğim için de O’nun
izniyle sonsuz kurtuluşu ve cenneti umut ediyorum…” İşte mümin için
dünyadan geçmek muazzam güzeldir; insan dünyevi olan her şeyden vazgeçer,
tüm bağlılıklarından sıyrılıp Allah’a yönelirse, o zaman kurtuluş bulur.
Samimi mümin için hatadan, gafletten ve her türlü eksiklikten uzak olan
Allah’a yönelmek ve hayatını O’na adamak önemlidir. İnsanın sürekli kendini
gözden geçirmesi, gün içinde imanı kanıtlayan davranışlarda bulunması ve
“acaba bunu yalnızca Allah rızası için mi yaptım?” diye düşünmesi gerekir.
Çünkü ‘o gün’, her insan dünyadayken verilen her nimetten sorgulanacak,
Allah rızası için kullanmadığı nimetler için organları aleyhte şahitlik
edecektir…
İnanan insanın yüreği Allah aşkıyla doludur. Aşkını en iyi ifade ettiği an da,
dünyadaki imtihan ortamı gereği yaşadığı zorluk zamanlarıdır. Çile ve
zorluklar müminin sevgisini vurgulama imkanı verir. İnsan sıcak evinde,
keyif içerisinde, imtihan yaşamadan sevgisini kanıtlayamaz. O nedenle imtihan,
mümin için Allah’tan nimettir, rahmettir. Çile insanları yıpratır diye bilinir,
oysa çile inceltir. Allah’ın hoşnutluğunu kazanma yolunda çekilen çileler
insana sağlık verir, kişinin şevk ve heyecanını artırır. Allah’ın rızasını
kazanma yolunda mücadeleden kaçınan, Allah’ın gösterdiği yollarda yürümeyen
insanlar ise türlü hastalıklar yaşar, çökerler. Allah kalplerine rahatlık ve
huzur vermez; sürekli bir azap ve sıkıntı içinde ömürlerini geçirirler.
Gerçekte en önemli konu, Allah aşkının ve Allah korkusunun insanı sarmasıdır.
Allah aşkına kavuşan insan hem dünyanın hem de ahiretin tüm güzelliklerine kavuşur.
Allah’ın hoşnutluğunu kazanan insanı artık Rabb’i yönetir; kişinin üzerinde
şeytanın zorlayıcı gücü kalmaz.Kalbini, ruhunu ve bedenini Allah’a tam bir
teslimiyetle teslim eden insan, her an mutluluğu ve güzelliği yaşar. Allah müminlere
güzel bir hayat yaşatacağını vaat eder.O güzel hayat tatilde ya da ‘hayatın tadını
çıkararak’ zevk içinde geçirilen bir hayat değildir; mümin için güzel hayat Rabb’inin
rızası için çalışarak sürdürdüğü lezzet ve huzur dolu hayattır. Yalnızca Allah’a
kulluk eden, yalnızca O’nun için yaşayan müminler, ahirette de 'hoşnut edici ve
hoşnut edilmiş’lerdir ve sonsuz barınma konağı cennette benzersiz mutluluklar onları
beklemektedir.
Cennet de, muttakiler için, uzakta değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır. Bu, size
vadolunandır; (gönülden Allah'a) yönelip-dönen (İslam'ın hükümlerini) koruyan,
Görmediği halde Rahman'a karşı 'içititreyerek korku duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş'
bir kalp ile gelen içindir. "Ona 'esenlik ve barış (selam)la' girin.
Bu, ebedilik günüdür." Orda diledikleri herşey onlarındır;
Katımız'da daha fazlası da var. (Kaf Suresi, 31-35)
| Sonraki > |
|---|















Yorumlar