Şefaat

e-Posta Yazdır PDF

Şefaatın Türkçe karşılığı aracılık yapmaktır. İyiliğe aracılık yapmak olduğu gibi kötülüğe aracılık yapmak da vardır. Rabbimiz, Nisa suresinin 85'inci ayetinde "Kim güzel bir şeye aracılık yaparsa, aracı olan için de bir hisse vardır. Kim de kötü bir şeye aracılık yaparsa, onun için de bir hisse vardır. Allah her şeye kadir ve razik'dır." Buyurarak bu dünyada kötülüklere aracılık yapmamamız istenmektedir. İki kişinin, iki ailenin, iki devletin arasını bulmaya iyi şefaat/aracılık dendiği gibi, bozmaya da kötü şefaat/aracılık denir. Bizi bizden daha iyi bilen Rabbimiz, bizim daha iyi şeylere aracılık yapmamız ve iyi aracı olmamız için bize dualar öğretir ve biz o duaları namazımızda okuruz: "Rabbim, beni ve neslimden olanları, namazı dosdoğru kılanlardan eyle. Rabbimiz, duamı kabul eyle." "Rabbimiz, hesabın görüleceği günde beni, anne ve babamı ve bütün müminleri bağışla." (İbrahim suresi ayet: 40-41) 

Namazımızda neslimiz için, anne ve babalarımız için ve bütün Müslümanlar için dua ederek aracı olmaya bizi teşvik eden Rabbimizdir. Dünyada iken iyi şeylere aracılık yapan ve Kur'an'ın tarif ettiği imanla ahirete intikal eden Müminler de iman ve amel derecelerine göre ahrette de Şefaat/ aracılık yapmalarına Allah izin verecektir. Tur suresinin 21'inci ayetinde Rabbimiz, imanlı ailelerin amellerinde farklılık olsa bile Cennette bir araya getirileceğini, ameli daha iyi olanın yanına diğer aile fertlerinin çıkarılarak birleştirileceğini şöyle haber verir: "İman edenler ve imanla kendilerine uyan zürriyetlerine gelince, zürriyetlerini kendilerine katarız. Amellerinden hiç bir şeyi eksiltmeyiz. Herkes kazandığının karşılığında rehindir." 

Sevgili peygamberimiz de bu ayeti tefsir ederken "Kişi cennete girdiğinde anne ve babasını, eşini, çocuklarını sorar. "Onlar senin derecene ulaşamadılar" denince "Ya Rabbi, ben, kendim ve onlar için çalıştım" deyince onların da, onun yanına katılma emri verilir" dedi ve İbn-i Abbas bu Tur suresinin "İman edenler ve imanla kendilerine uyan zürriyetlerine gelince, zürriyetlerini kendilerine katarız" ayetini okudu. (Taberani, Mucemi Kebir 11/440, Mucemi sağır hadis no 640) "Şefaatçıların şefaati onlara fayda vermez." (Müddessir suresi ayet: 48) ayeti şefaatin olacağına doğrudan delalet eder. Ahirette Şefaatçilerin varlığını haber verdikten sonra kafirlere şefaatin olmayacağını bildirir bu ayet. Yani Nuh aleyhisslam, kendi oğluna, İbrahim aleyhisselam kendi babasına, Lut aleyhisselam kendi hanımına şefaat edemeyecektir. Hiçbir kimse bu ahiretteki şefaata kendiliğinden sahip değildir. Çünkü şeffatin tamamı Allah'a aittir: "De ki; "Bütün şefaat Allah'a aittir. Göklerin ve yerin mülkü Ona aittir. Sonra Ona döndürüleceksiniz." (Zümer suresi ayet: 44) Allahın izin verdikleri şefaat edeceklerdir. "Rahmân'ın katından izin alanlardan başkası şefaata malik  olamayacak" (Meryem suresi ayet: 87)

"O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden razı olduklarından başkasının şefaati fayda vermez." (TAHA suresi ayet: 109) Onların başında sevgili peygambermiz ve diğer peygamberler, alimler, şehitler, salihler ve bütün Müslümanlar gelirler. Şefaat etme izni verildiği gibi kimlere şefaat edileceğine dair de izin gerekir. "Onların önünde ve arkasındakileri bilir. Allah'ın razı olduğundan başkasına şefaat edemezler. Onlar, Onun korkusundan titrerler." (Enbiya suresi ayet: 28) 

Kafirlere kimse şefaat edemez. Yukarda dediğimiz gibi peygamberler en yakınları olan kafirlere şefaat edemeyecekler. Her gün namazımızın ardında okuduğumuz Ayet-el Kürsi'de "Men zellezi yeşfeu ındehi illa bi iznihi" O'nun izni olmadan şefaat edecek kimmiş?" dediğimiz gibi Allah'ın izni olmadan kimse şefaat edemez. Ancak izin verilenler şefaat edebilirler. 

Allah'a ortak koşanların, dini alaya alanların, dünyaya dalıp ahireti unutanların, ahirete kafir olarak gidenlerin hiçbir yardımcısı ve şefaatçisi olmayacağını Rabbimiz Yunus 18, Yunus 3, Araf 53, Enam 94, Enam 70, Enam 51, Bakara 123, Bakara 48, Şuara 100, Rum 13, Sebe 23, Yasin 23, Mümin 18, Zuhruf 86 ayetlerinde haber vermektedir. Bilerek Hakka şahitlik yapan yani gönülden Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik yapanlardan başkasına şefaat izni verilmeyeceğini "Ondan (Allah'tan) başka dua ettikleri, onlara şefaat edemezler. Ancak bilerek Hakka şahitlik yapanlar hariç. (Onlar, Allah'ın izniyle şefaat ederler.)” haber vermektedir. (Zuhruf suresi ayet: 86) Bütün peygamberler, melekler ve Müminler buna şahitlik yaptıkları için Allah'ın izni içinde şefaat edeceklerdirler. Allahın varlığına ve birliğine şahitlik yapan melekler bile izinsiz şefaat edemezler diye haber veren: "Gökyüzündeki meleklerin şefaati, ancak Allah'ın dilediği ve razı olduklarına izin verdikten sonra fayda verir." (Necm suresi ayet: 26) ayetlerine göre melekler de şefaat edecekler. 

Mümin suresinin 7'inci ayeti, Şura suresinin 5'inci ayetinde haber verildiğine göre Melekler bu dünyada iken bile Müminlere Allah katında af talebinde bulunduklarını haber verir. "Arşı taşıyanlar ve Onun çevresinde olanlar, Rablerini hamd ile tesbih ederler ve Ona iman ederler. İman edenler için af isterler. "Ey Rabbimiz Sen her şeyi rahmet ve ilimle kuşattın. Tevbe edenleri ve Senin yoluna uyanları afvet ve onları cehennem azabından koru" (Mümin suresi ayet 7) "Üstlerindeki gökler neredeyse çatlayacak. Meleklerde, Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yeryüzündekilere istiğfar ederler. İyi bilinki; şüphesiz Allah afvedicidir, merhamet edicidir." (Şura suresi ayet: 5) Hakkın şahitleri olmaya, her gün beş vakit namazımızda ezanla, dinin temeli olan şehadetleri, bütün dünyaya duyurmaya, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaya, Ahireti dünyaya tercih etmeye, Allah'ın emrettiği şekilde bir hayat yaşamaya devam edelim, Ara bulalım, Ahirette hem şefaat eden, hem şefaat edilenler arasına katılmak için Allah'a dua edelim. 

"Hakk'a bağlanıp gönülden himmeti, Der idi vâ ümmeti, vâ ümmeti." dediği gibi her zaman ümmetinin selameti için çalışan ve Hakkın huzurunda ümmetinin afvı için secdeye varan sevgili peygamberimiz, cennetin nimetlerini gördüğü halde gözü onlara kaymamış ve Rabbin huzurunda " Ya rabbi Ümmetimi isterim" demiştir. Rabbimizde Allah'a ortak koşmadan ölenlerin şefaata nail olacaklarını veya bir rivayete göre "Kur'an'ın hapsetmediklerini yani Kur'an'ın, onlar hakkında ebedi cehennemliktirler" demediği Müslümanlar için şefaat edeceğini haber vermiştir. (Bak Buhari, Sahih, bab 36, Müslim, Sahih, iman bab 85, hadis no: 327) "La ilahe illallah" diyenlerin, şirk koşmadan Allah'ın huzuruna varanların şefaata nail olacaklarını sevgili peygamberimiz bize bildirmiştir. (Buhari, Sahih, Enbiya bab 5, hadis 3162, Tefsir bab 3, hadis no: 4206, 4435, 6197, Tevhid 7002, Müslim, sahih 1/447) 

İşte bu hadislerle şefatin sınırı çiziliyor. İnkarcılarla Kur'an'ın "Onlar ebedi cehennemliktir" dedikleri şefaatin içine giremezler. Sevgili peygamberimiz, şehidin altı özelliğini sayarken birinin de ailesinden yetmiş kişiye şefaat edeceğini bildirir. (Tirmizî, sünen, fezaliüssahabe bab 25, hadis no 1663; İbn Mâce, Sünen, Cihad, bab 16, hadis no: 2799) Dünyada iken Allahla kulların arasını bulmak için çalışan ve arabozanlarla mücadele ederken canını veren er kişilerin ailesi şehidi kaybetmiyorlar, şehit o imanlı ailesinden yetmiş tanesinin cennete kavuşmasına Allah'ın izni ile vesile oluyor. İnsanın insanla olan ilişkilerini düzenleyen, insanın tabiatla münasebetlerini ayarlayan, insanın Rabbiyle olan halinin sınırını belirleyen Kur'an-ı Kerim'in de şefaatçi olacağını sevgili peygamberimiz haber vermiş ve buyurmuş: "Kur'an'ı okuyunuz. Çünkü Kur'an, kıyamet gününde şefaatçi olarak gelecektir..." (Müslim, Sahih, Müsafirin, bab 42, hadis no: 802) 

Her namazımızın son oturuşunda anamıza, babamıza ve bütün Müslümanlara Allah'tan af istediğimiz gibi her cenaze namazında da ölen kişi için namazda Allah'tan af talebinde bulunuruz. Bu da bizim bu dünyada aracılık görevini üstlenmemizdir. İyi işlerde aracı olursanız ahirette Allah sizi aracısız bırakmaz. Cenaze namazlarının ardından namazı kıldıran zat, "Nasıl bilirsiniz bu Adem'i?" der. Cemaattan tanıyanlar da bildiklerinin iyi olanlarını söylerler. Bilmeyenler de "Allah rahmet eylesin" deyiverirler. Sevgili peygamberimiz de "Hiçbir Müslüman bir adam yoktur ki, öldüğünde Allah'a ortak koşmayan kırk kişi onun cenaze namazını kılsın da Allah onların o adama şefaatini kabul etmesin" buyurmuş. (Müslim, sahih, Cenaiz, bab 19, hadis no: 948) Bu konuda en meşhur ve en sağlam hadislerden biri olan "Şefaatî, li ehlil kebairi min ümmetî/ Benim şefaatim, ümmetimden büyük günah sahiplerinedir" hadisi yeterlidir. (Ebu davud, sünen Şefaat, bab 23, hadis no: 4739, Tirmizi sünen, sıfatül kıyamet, bab 12, hadis no: 2437) 

Büyük günah işlemeyip de küçük günahları olanlar ne olacak sorusunu da ayet cevap veriyor: "Eğer siz yasaklandığınız günahların büyüklerinden kaçınırsanız, biz de sizin kötülüklerinizi örter ve sizi değerli bir yere yerleştiririz." (Nisa suresi ayet 31) Bu dünyada ara bulucu olalım ki ahirette hem şefaat eden, hem şefaat edilenlerden olalım. Sevdiğimiz Allah bizi görüyor inancı içinde hareket edelim ve ona isyan sayılacak  işlerden uzak duralım. 

(Milli Gazete)

Yorumlar

Please login to post comments or replies.