Ebu Hanife ve Hanefilere Göre Hadis

e-Posta Yazdır PDF

Bazıları, mezhep taassubuyla
Ebu Hanife’yi kötülemek konusunda
çok ileri gitmişlerdir. Hadisçilere göre
bu hücumun sebebi Ebu Hanife’nin
rey ve kıyası rivayetlere sokması ve
bunlara itibar etmesidir. Peygamberimizin
“Ümmetim yetmiş fırkaya ayrılacak.”
hadisini zikrederek Ebu
Hanife’nin reye başvurmasından dolayı
küfür ehli olduğunu bile söyleyenler
olmuştur. Fakat söz konusu hadise
bakıldığında Peygamberin bütün rey
yapanları değil de, bu işte kasıt güdüp
Allah’ın dinine zarar vermek isteyenleri
kastettiği anlaşılmaktadır. Zaten
Peygamber efendimizin dahi rey kullandığına
dair rivayetler olduğunu kaynak
kitaplar söylemektedir. Yine
Peygamber efendimiz Muaz b. Cebel’i
Yemen’e gönderirken O’ndan kitap ve
sünnette yer almayan konularda reyle
içtihat edeceğini bildirmiş olması, reye
karşı tutumu olmadığını gösterir.
Ebu Hanife’nin bazı sahabilere
yetiştiği fakat onlardan rivayet almadığı
söylenir. Değişik kaynak kitaplarında
Enes b. Malik, Abdullah b. Ebi
Evfa, İbnü’t Tüfeyl gibi sahabe isimleri
geçmekle beraber bunlar kesin bilgiler
değildir.
Bizzat Ebu Hanife’nin hadisçiliğinden
bahsedersek, O her şeyden
önce fakih olduğu için hadis bilgisinden
yoksun olacağı düşünülemez.
Ebu Hanife’nin sıkça tartışılan bir
yönü olan hadis rivayetlerinin az olması
konusunda İbnu Haldun şöyle
der: “Ebu Hanife’nin rivayetinin az olması,
rivayet şartlarını sıkı tutmasından
ve akli gerçeklere aykırı olan
rivayetleri zayıf saymasından” ileri gelmiştir.
Buna rağmen Ebu Hanife’nin isnatlı
olarak rivayet ettiği hadis sayısı
da az değildir.
Ebu Hanife’nin kaynak sıralamasında
önce Allah’ın kitabına sonra Resul’ün
sünnetine baktığı sonrada
sahabe kavlinden dilediğini tercih ettiği nakledilir. O “Peygamber’den gelenin başımız
gözümüz üstünde yeri vardır” diyerek hadise
karşı bağlılığını teyit etmiştir.
EBU HANİFE VE TALEBELERİNİN HADİS
TERCİH VE TEFSİRİNDE DİKKATE ALDIĞI
UNSURLAR
1. Kuran’a Uygunluk: Bu konuda Ebu Hanife
şöyle der: “Eğer bir kimse ‘Peygamber’in her
söylediğine inanıyorum Nebi haksız konuşmaz ve
Kuran’a muhalefet etmez’ derse, bu onun Peygamber’i
tasdik, Kuran’a muhalefetten tenzih ettiğini
gösterir. Şayet Peygamber Kuran’a muhalefet
etseydi Allah-u Teala, ‘Eğer Muhammet bize karşı
Kuran’a bazı sözler katmış olsaydı biz onu kuvvetle
yakalardık, O’nun şahdamarını koparırdık,
hiçbiriniz de O’nu koruyamazdınız.’(Hakka 69/44-47)
kavline uygun, olarak O’nu kuvvetle yakalar ve
şahdamarını koparırdı. Allah’ın Resul’ü Allah’ın kitabına
muhalefet etmez. Allah’ın kitabına muhalefet
eden de Nebi sayılmaz. Nebi’den Kuran’a aykırı
hadis rivayet eden kimseyi reddetmek, Peygamber’i
reddetmek ve O’nu yalanlamak değildir. Bu
ancak batıl rivayette bulunan o râvîyi reddir.”
Ebu Hanife’nin bu ifadesinde açıkça anlaşıldığı
gibi hadisleri değerlendirmede dikkate aldığı
en önemli unsur Kuran’a uygunluktur. Talebelerinde
de aynı hassasiyet görülmektedir.
2. Akla Uygunluk:
Sahabe döneminde
bazı hadis
rivayetlerinin onlar
tarafından akli değerlendirmeye
tabi
tutulduğu bilinmektedir.
İbnu Abbas ve
Hz. Aişe’nin, Ebu
Hureyre ile bazı sahabelerin
rivayetlerine
itirazları bu
kabildendir. Örnek
olarak Ebu Hureyre’nin
“Veled-i
zina üç şerlilerin
en şerlisidir” mealindeki
hadis rivayeti
İbnu Abbas’a
ulaşınca, “Eğer
veled-i zina üçün
en şerlileri olsaydı,
annesinin recm
edilmesi için çocuğunu
doğurması
beklenmezdi” demek suretiyle böyle hadis olamayacağını
söyleyip ona katılmadığını beyan etmiştir.
Ebu Hanife’nin hadisleri değerlendirmede
böyle bir kıstası dikkate aldığını gösteren açık bir
söylemi yoktur. Ancak fıkhî meselelerde delil olarak
kabul ettiği hadisler ve bunların yorumları, bu
konuda gerekli ipuçlarını vermektedir. Bir örnekle
göstermek gerekirse; İmam Muhammed, “Amellerin
en faziletlisi en güç olanıdır” hadisine dayanarak,
“Allah yolunda cihat edenin, aynı zamanda
oruçlu olması halinde cihadın daha faydalı olduğunu”
belirtmiştir. Fakat Ebu Hanife makul bir yaklaşımla
değil cihad yapanın Hac yolcusunun bile
oruç tutmasını hoş karşılamamıştır. Yine Ebu Hanife
“Hz. Ali’nin duası ile batan güneşin geri döndüğü”
nü ifade eden rivayeti akla aykırı olduğu için
reddetmiştir.
3. İnsana Verilen Değer: Ebu Hanife’nin çeşitli
meselelere getirdiği çözümler incelendiğinde
O’nun diğer imamlar ve müçtehitlere nazaran insan
unsuruna daha çok önem verdiği ve insani değerleri
mümkün olduğunca korumaya gayret ettiği görülmektedir.
Örneğin “Velisinin izni olmadan
kadının nikâhının caiz olmayacağı” şeklinde Hz.
Peygamber’den nakledilen rivayetler vardır. Ebu
Hanife ise hür, akil ve baliğ olan bir kadının kendi
rızasıyla nikâhlanmasının caiz olduğunu belirtir. Ve
bu görüşünü, “Kocası
olmayan kadın,
kendi nefsi hususunda
velisinden
daha çok hak sahibidir”
şeklindeki bir
diğer hadise dayandırır.
4. Kolay ve
Maslahata Uygun
Olanı Tercih (İstihsan):
İnsanlar için
bu madde ışığı altında
hüküm verme
Hanefi mezhebinin
belli prensiplerindendir.
Ve bu prensibe
uygun olarak
Allah-u Teala
“Allah size kolaylık
diler, güçlük dilemez”
(Bakara 2/185)
buyurur. Hz. Peygamber
de, “ Dininizin
hayırlısı kolaylıktır” buyurmuştur. Bir örnekle anlamlandırmak
gerekirse, Peygamber’den rivayet edilen hadislerden
birinde “Her buluğ çağına eren kimsenin
Cuma günü gusletmesinin vacip olduğu” belirtilmektedir.
İmam Muhammed ise “Cuma günü gusül
faydalıdır. Fakat vacip değildir ve bu konuda birçok
hadis vardır” der ve bazılarını nakleder.
5. Maksada Uygun Olanı Tercih: Ebu Hanife’nin
hadisi yorumlamada önem verdiği hususlardan
biridir. Bu husus hadislere muhalefet değildir.
Hz. Peygamber’e gelip Müslüman olan Kuleyb’e
Hz. Peygamber “Üzerindeki küfür saçını kes”
demiş, O da başını tıraş ettirmiştir. İmam Muhammed
bu hadisi zikrettikten sonra “Bunu her yeni
Müslüman olana vacip görmüyoruz. Çünkü ashabdan
çoğuna bunu emretmedi. Muhtemelen Peygamber,
saçları ile övündüğü için, ya da saçlarının
daha temiz olması için Kuleyb’e tıraş olmasını emretti”
demiştir.
6. Örfe Uygunluk: Hanefi mezhebinin diğer
mezheplerden farklı olarak örfe daha büyük önem
verdiği bilinmektedir. “Örf ile sabit olanın, nass ile
sabit olmuş gibi kabul edileceği” prensibi, İmam
Muhammed’den nakledilmektedir. “Müslümanların
güzel gördüğü şey, Allah yanında da güzeldir, Müslümanların
çirkin gördüğü şey, Allah yanında da çirkindir”
hadisi bu konuda Hanefilerin dayandığı
diğer bir delildir. Örneğin Hz. Peygamber buğdayla
buğdayın, arpayla arpanın aynı cinsten olmak kaydıyla
ve peşin olarak satılmasını aksi takdirde ribâ
olacağını bildirmiştir. Ebu Hanife ise elde mevcut
olmasa da buğdayın, mevcut olanla aynı satılabileceği
görüşündedir.
7. Zamanla Ortaya Çıkan Gelişmeleri Dikkate
Alma: İslam hukukunun temel prensiplerinden
olan bu kuralın İslam’ın ilk devirlerinden
itibaren örneklerini vermiş olduğunu bilmekteyiz.
Mesela hurma ve kuru üzüm nebizlerinin birlikte
yapılıp karıştırılarak içilmesini Hz. Peygamber’in
yasaklamış olduğu, rivayetlerde bildirilmektedir.
Ebu Hanife’nin naklettiğine göre hurma ve kuru
üzüm nebizlerinin karıştırılıp içilmelerinde bir beis
yoktur. Çünkü bunlar evvelce fakirlikten dolayı
kerih görülmüştü. İmam Muhammed “Allah Müslümanlara
genişlik verdiği zaman bunları içmenin
mahsuru yoktur” hadisini nakledip “ Biz bunu alırız,
Ebu Hanife’nin görüşü de budur” demektedir.
HANEFİ MEZHEBİNİN HADİS METODU
Ebu Hanife ve talebelerinin daha sonra ortaya
çıkan bir bilim dalı olarak, hadis usulüne dair
müstakil eserleri yoktur. Ancak ilk fıkıh kitapları
içinde hadis usulü ile ilgili bazı bilgiler yer almaktadır.
Bunlar, fıkhî usullerde esas alınan hadislerin
tercihi sadedinde ve genellikle diğer imamlarla
görüş ayrılığı bulunan meselelerde zikredilen unsurlardır.
Yani bir müçtehit hükme esas aldığı hadisi,
ya isnat yönünden, ya râvînin durumu
yönünden veya hadisin maruf olup olmaması yönünden
tercih veya terk etmekte, böylece karşı tarafın
dayandığı hadisi daha az kuvvetli veya zayıf
bulmaktadır.
Sünnet Terimi, Kullanılışı ve Tanımı: Serahsî’nin
belirttiğine göre Hanefilerde sünnet, “Resulullah’ın
ve ondan sonra sahabelerin takip ettiği
yoldur”, Şafii ise sünnetten Peygamber’in yolunu
ve sünnetini kasteder. Serahsî sünnet teriminin yalnız
Peygamber’e hasredilemeyeceğini izah ederken
“Men senne sünneten haseneten…” (Müslim)
hadisini delil getirir. Yine, “Size benim ve benden
sonraki raşit halifelerin sünnetine uymak düşer,
buna sımsıkı sarılın” (Dârimî) hadisini zikreder.
Sünnetin Kısımları ve Sünnete İttibaın
Hükmü: Hanefi usulcülerine göre sünnet iki çeşittir.
Sünnet-i Huda: uyulması hidayet, terki dalalet ifade
eder. Kamet getirmek gibi sünnetler buna örnek verilebilir.
Diğeri ise Sünnet-i Zevaid: uyulması güzel,
terki mübah olanları ifade eder. Peygamber’in oturuşu,
kalkışı, giyinişi buna örnektir.
HABERLERİN KISIMLARI
Mütevatir haber: Hz. Peygamber’den şüphe
bulunmayan bir şahitlikle, aynen onu görüp işitenin
aldığı şekilde ulaşan haberlerdir. Kuran’ı Kerim’in
nakli, beş vakit namaz, rekât sayıları buna örnektir. Bu haberlerde yalan ve galat ihtimali mevcut değildir.
İlmi zaruri ifade ettiği için mütevatir hadisi
inkâr eden tekfir olunur.
Meşhur Haber: Sahabe tabakasından ahad
olarak rivayet edilip, tabiin ve tebe-i tabiin tabakalarında
tavatür derecesine ulaşan haberlerdir. Dolayısıyla
meşhur hadis asıl itibariyle ahad, yani tek
kişi ile başlamış, sonraki tabakalarda ise mütevatir
olmuştur. Mest üzerine mesh etme hadisi ile kadının
halası ve teyzesi üzerine nikâh haramlığını bildiren
hadis meşhur hadislerin örneklerindendir.
Ahad Haber (Haber-i Vâhid): Bir, iki veya
daha çok râvînin rivayet ettiği, fakat meşhur ve mütevatir
mertebesine ulaşamayan her haber, genel
olarak da tek kişinin rivayet ettiği haberdir. Hanefilere
göre haber-i vâhid ilm-i yakîn ifade etmez,
inkâr eden kâfir olmaz, amel icap ettirse de, kesin
hüküm değildir.
Ebu Hanife’ye göre, haber-i vâhidle sabit olan
nassla amel etmek, mutlaka gerekmez. İmam Muhammed
ve Ebu Hanife arasında geçen şu diyaloga
bir göz atalım:
İmam Muhammed: Abdestte ağza ve buruna
su almayı unutan ve sonra namazını kılan kişi hakkında
görüşün nedir?
Ebu Hanife: Namazı tamdır.
İmam Muhammed: Abdestte başını mesh etmeyi
unutup namazını kılsa durumu ne olur?
Ebu Hanife: Başını mesh etmesi ve namazını
iade etmesi gerekir. Çünkü başın meshi Allah’ın kitabıyla
farz edilmiştir. Ağız ve buruna su almak
bunun gibi değildir.
Ebu Hanife haber-i vâhidin kabulünde şu
şartları ileri sürmüştür:
1. Haber-i vâhid, şayet Kuran’ın umum ve zahirine
aykırı ise kitaba uygun olanını alarak muhalif
haberi reddederdi.
2. Haber-i vâhid, kavli ve fiili meşhur bir sünnete
muhalif olursa onunla amel etmezdi.
3. Râvînin rivayet ettiği habere bizzat kendisinin
aykırı davranması halinde o haberi terk
ederdi.
4. Seleften birinin ilgili konudaki haber-i vâhide
itirazda bulunması halinde o rivayeti tek
ederdi.

5. Râvînin haberi duyduğu andan rivayet ettiği
ana kadar hiç değiştirmeden aklında tutmasını
şart koşardı.
6. Râvînin rivayet ettiği haberi hatırlamadığı
takdirde yazıya güvenmesini yeterli görmezdi.
HADİSLE İLGİLİ BAZI MESELELER
1. Hadiste İnkıta (Kopukluk): Hanefi usulcülerine
göre hadiste iki türlü kopukluktan bahsedilir.
Şekli veya zahir kopukluk ve gizli veya batın
kopukluk. Şekli kopukluk mürsel haberlerde görülen
kopukluk çeşididir. Gizli veya batın kopukluk ise
ikiye ayrılır. İlki çatışma sebebiyle kopukluktur (Allah’ın
kitabıyla çatışan haber, maruf sünnetle çatışan
haber, sahabelerin ileri gelenlerinin kabul
etmediği haber, cemaate aykırı düşen haber). Diğeri
ise nakledendeki kusur ve noksanlıktan doğan
kopukluktur (fâsıkın haberi, çocuğun haberi, ihmalkâr,
bunak ya da sapık fırka mensubunun haberi).
2. Mürsel Haberin Tanımı ve Delil Olma
Değeri: Meşhur olan tarifi, senedinden bir sahabi
düşen hadis şeklinde yapılmıştır. Resulullah şöyle
buyurdu… Resulullah şöyle yaptı… şeklindeki sözler
mürseldir. Mürsel hadis zayıf sayılır ve sebebi
de senedinin muttasıl olmayışıdır (ilk kaynağına
kadar kesintisiz varmayışıdır). Bununla beraber
Hanefilere göre mürsel haberler hüccettir.
3. Zayıf Hadis: Hadisçilere göre, sahih ve
hasen hadisin şartlarını taşımayan hadis olarak tanımlanır.
Hangi hadisin zayıf sayılıp sayılmayacağı
fukaha arasında da ihtilaflıdır. Bununla birlikte Hanefiler,
“zayıf hadisler kıyasa önceliklidir” derler.
Ebu Hanife’nin zayıf hadisle ameline örnek sunmak
gerekirse; Buhari, “Bütün namazlarda, cemaate
kıraat vacibdir” görüşündedir (Buhari, Ezan,
95). Hanefiler ise, Buhari’nin görüşünü kabul etmeyip
delil olarak “Kim imama uyarsa, onun kıraatı,
kendisinin kıraatıdır” hadisini göstermişlerdir.
4. Râvî İle İlgili Meseleler
Râvîde şu dört şartın bulunması gerekir.
a. İslam: Râvînin hadisinin kabul edilmesi
için Müslüman olması şarttır. Müslüman olmayanların
hakikatı gizlemeleri ve yalan haber katmaları
mümkündür.
İmam Muhammed kâfirin haberi ile eğer
onunla amel ihtiyaten gerekliyse ameli caiz görür.
Aksi takdirde caiz görmez.
b. Akıl: Rivayet edilen haber düzenli ve belirli
bir manası olan bir söz olduğu için onu nakledenin
akıl melekesine sahip olması şarttır.
Çocuğun haberi hüccet değildir. Çünkü şeriat
onu kendi dünyevi işlerinde veli kılmamıştır. Din işleri
daha önemlidir. Matuhun durumu da çocuk gibidir.
İhtiyat halinde kâfirin haberiyle amel caiz olduğuna
göre Müslüman çocuğun haberiyle de
amel caiz olur.
c. Adalet: Bu konuyla ilgili olarak, büyük
günah işleyenin adaletinin düşeceği ve yalancılıkla
itham edileceği söylenmiştir. Yine küçük günahlarda
ısrarcı olanların durumu da aynıdır.

Şayet bir kimse alışverişinde adil değilse, haberinde
de yalan yönünün ağır bastığı kabul edilir.
Yani bir haramdan uzak durmayan, haram olduğunu
bildiği yalanı da önemsemez.
e. Zabt: Zabt, kelamı gerektiği gibi işitmek,
ondan bahsedilen manayı anlamak, sonra bütün
gayretiyle onu ezberlemek, daha sonra da onu rivayet
edeceği zamana kadar muhafaza etmektir.
5. Nesh
Kelime anlamı olarak, önceki hadis hükmünün,
sonraki hadis hükmüyle yürürlükten kaldırılması
demektir.
Nesh, Hanefi mezhebinde geniş ve önemli bir
yer tutar. Nitekim Ebu Hanife’nin kitap ve sünnette
neshin mevcudiyetini kabul ettiği ve bilhassa nâsih
ve mensûhu ayırmada çok titiz davrandığı belirtilir.
Hanefilere göre neshin geçerli olup olmadığı yerler
şunlardır:
a. Allah’ın isim ve sıfatlarında nesh olmaz.
b. Kendisinde “hâlidîne fihâ ebedâ” gibi ebedilik
bildiren ve “ilâ yevmi’l-kıyâme” gibi, hükmün
kıyamete kadar yürürlükte olduğunu ifade eden lafızların
bulunduğu meselelerde nesh cari olmaz.
c. Hz. Peygamber’in koyduğu ve hayatında
nesh etmediği hükümler ondan sonra nesh olunmaz.
d. Nesh, emir ve nehiylerde olur ve bu da
ancak kitap ve sünnete münhasırdır.
Şimdi neshin sünnette cari olan kısımlarını
inceleyelim.
1. Sünnetin Sünnetle Neshi: Bu şu şekilde
meydana gelir. Mütevatir haber, her türlü haberi
tahsis ve nesh ettiği gibi, meşhur haberler de mütevatir
haberi nesh edebilir. Dolayısıyla meşhur
haber, ahad haberi nesh edebilir. Fakat mütevatir
ve meşhur haberler ahad haberlerle nesh edilemezler.
Ancak ahad haberlerin başka bir ahad haberi
neshi caizdir.
Hadislerde nâsih ve mensûh şu yollarla bilinir:
a. Hz. Peygamber’in işaret ve tahsisi ile.
Kabir ziyaretini ve kurban etlerinin üç günden fazla
tutulmasını önce men eden, sonra serbest bırakan
hadislerde olduğu gibi, bizzat Hz. Peygamber önceki
hükmün geçerliliğini kaldırmıştır.
b. Yine hadislerde nâsih ve mensûh, iki veya
daha fazla hadisin çelişmesiyle bilinir. Önce olanın
neshine karar verilir. Bu neshe örnek olarak,
“ateşte pişmiş bir şeyi yiyenin abdest alması gerektiği”
ni bildiren hadisin daha, sonra bu durumda
abdestin gerekmeyeceğini bildiren hadislerle nesh
edilmesi gösterilebilir.
c. Bir râvînin rivayet ettiği hadise muhalif hareket
etmesiyle de nesh anlaşılmış olur. Mesela
Ebu Hureyre’nin “köpeğin ağzını sürdüğü kabın
yedi kere yıkanması gerektiğini” bildiren kendi rivayetine
aykırı hareket etmesi, bu tür neshe örnek
gösterilebilir.
2. Sünnetin Kitapla Neshi: Hanefilere göre
sünnetin kitapla neshi caizdir. Zira Hz. Peygamber
Medine’ye geldiklerinde onaltı ay Mescid-i Aksa’ya
yönelerek namaz kıldılar. Bu hüküm Kuran’la değil
fiili sünnetle sabitti. Daha sonra bu sünnet “Yüzünü
Mescid-i Haram’a doğru çevir” (Bakara 2/144) ayetiyle
nesh edildi.
3. Kitabın Sünnetle Neshi: Hanefilere göre
kitabın sünnetle neshi caiz olup, şu kaideyi belirtirler:
Mütevatir ve meşhur haberlerle Kuran ayetlerinin
neshi caizdir.
Kitabın kendi dışındaki bir şeyle neshine Serahsi
şu örneği verir: Kuran-ı Kerim’de Peygamber’e
hitaben nazil olan “Ey Muhammed bundan
sonra sana hiçbir kadın helal olmadığı gibi zevcelerini
boşayıp başkalarıyla değiştirmen de
helal değildir” (Ahzab 33/52) ayeti, Hz. Aişe ve İbnu
Ömer’in rivayet ettikleri “Resulullah dünyadan
ayrılmadan önce kadınlar ona mübah kılındı”
haberi ile nesh olunmuştur.
Hanefilerin çoğunluğuna göre nesh, cem’e
takdim edilir. Tarihleri biliniyorsa daha sonra olan,
önce olanı nesh eder. Bu mümkün değilse, imkân
nispetinde iki delilin arası cem edilmeye çalışılır.
Hiçbiri mümkün olmuyorsa, iki delille de amel terk
edilir.
.....................................................................
* Doç. Dr., Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir , hanefim@
yahoo.com),
** Araştırmacı