Din Samimiyettir

e-Posta Yazdır PDF

Din öteden beri, Tarih, Antropoloji, Sosyoloji ve Dinler Tarihi gibi sosyal bilimlerin çeşitli alanlarında konu edinilmiş ve zikredilen sahaların uzmanları tarafından çeşitli yaklaşımlar ile dinin özsel, işlevsel ve çok yönlü tanımları yapılagelmiştir.


Yazımızın konusu sosyal bilimcilerin dine yaklaşımları da bu yaklaşımlar neticesinde ortaya koydukları din tanımları da değildir.


Bu noktada belki Peygamber Efendimiz’in (sas); kişi, zaman, mekan ve vürud şartlarına göre, biraz da anlaşılmayı kolaylaştırmak için “basite irca” kabilinden dine dair yaptığı bazı tanımları hatırla(t)mak gerekecektir: “Din kolaylıktır” (Buhari, İman 29), “Din fitneden kaçmaktır” (Buhari, İman, 12), “Din nasihattir/samimiyettir” (Müslim, İman, I, 74)…


Din Nasihattir


Yazımızın konusunu Hz. Peygamber’e ait son tanım oluşturmaktadır. Yani “Din, nasihattir”. Buna göre Peygamberimiz “Din nasihattır” buyurmuş, Sahabe de (ra) “kime (yahut kim için)” diye sormuş,  O da “Allah’a, Kitabına, Rasulüne, Müslümanların (meşru) idarecilerine ve bütün Müslümanlara”şeklinde cevaplamıştır (Müslim, İman, I, 74).


Aşağıda verilenlerle  beraber, bu hadis ilim ve kültür tarihimizde İslam’ın temellerini oluşturan dört temel hadisten biri kabul edilmiş ve adeta dinin dörtte birine denk sayılmıştır (Nevevi, Tehzib, II, 510).


Muhaddis ve dilci Hattabi’ye (388/998) göre hadis-i şerifteki “nasihat” kelimesi, veciz kelimelerden olup çok anlamlıdır (Hattabi, Garibu’l-Hadis, II, 282). 


Buna göre kelimenin anlamlarından biri, dilimizde de aynı şekil ve manada kullandığımız, “insanları iyiye ve güzele sevketmek için yapılan güzel konuşma, vaaz, öğüt, tavsiye, ihtar ve ibret verici derstir”. Hadd-i zatında kelimenin geçtiği ve yukarıda aktardığımız hadise, kürsü ve vaazlarımızda daha çok bu anlamıyla atıf yapılmaktadır. 


Ancak nasihat kelimesi aynı zamanda “bir şeyi veya bir kimseyi içten ve gönülden sevmek, ona bağlanmak, ihlas, sadakat ve samimiyet” anlamına da gelmektedir. Nitekim Kur’an’da da içten, ihlaslı ve samimi olan tevbeler “tevbe-i nasuh” şeklinde zikredilmiştir (Tahrim, 66/8.) Hz. Peygamber’e nasuh tevbenin ne olduğu sorulduğunda, “sahibini bir daha günaha sevk etmeyen halis tevbedir” şeklinde cevap vermiştir (Beyhaki, Şuabu’l-İman, IV, 375).


Din Samimiyettir


Yukarıda anlattıklarımıza göre, ilgili hadise “Din nasihattir” anlamı verilmesi mümkün olmakla birlikte; “Din samimiyettir” anlamının, hadisin muhtevasına daha uygun olduğunu ve muhtevayı daha iyi yansıttığını kabul etmek gerekecektir. Zira bu hadisin şerhlerinde “Allah’a nasihat”, O’nun varlığına ve birliğine iman; “Kitaba nasihat” ayetlerine iman-ahkamı ile amel, “Rasule nasihat” O’nun sünnetine tabi olmak, “Mü’minlerin emirine nasihat” haklı olduğunda itaat etmek-zulmettiğinde isyan etmemek, “mü’minlere nasihat” ise onların iyiliğini istemek şeklinde açıklanmıştır (İbn Receb, Camiu’l-Ulum, l, 215). Beyhaki de “mü’minlere nasihati” açıklarken; ‘kalbin Müslümanların elem ve kederlerine hüzünlenmesi, Müslümanların acılarına katlanmak ve Müslümanları faydalı olana irşad etmek’ değerlendirmesini yapar (Beyhaki, Şuabu’l-İman, VII, 523).


Hadisin ‘dinin dörtte birine denk kabul edildiği’ esprisinden hareketle, dini “nasihat” olarak tanımladığımızda, dinin dörtte birinin vaaz ve irşad olarak kabulündense; dine “samimiyet” anlamı verdiğimizde dinin dörtte birinin ihlas ve samimiyet olarak kabul edilmesi daha bir anlamlı olacaktır (Mehmet Görmez, “Hz. Peygamber’in Bir Hadis-i Şerifinde Din Tanımı - Bir Hadisin Semantik Tahlili”, s. 338).


Bu yaklaşım, “Cibril Hadisi” diye maruf hadisteki iman ve islam tanımlarından sonra “kulluğunu Allah’ı görüyormuşçasına yerine getirmendir” şeklindeki ihsan tanımlamasına da (Buhari, İman, 37) uygun olacaktır. Sıralamada en son zikredilmesine rağmen ihsanı, imanın ve ibadetlerin, “olmazsa olmaz şartı” ya da kısa ifadesiyle “niyet şartı” olarak anlamak da mümkündür.


Allah’a Karşı Samimiyet


Samimiyetin din dilindeki adı ihlastır. İhlas, bütün duygu, düşünce, davranış ve eylemlerimizde sadece Allah’ın rızasını gözetmektir. Biraz daha açmak gerekirse, ibadet ve iyiliklerimizi riya, gösteriş ve menfaat için değil, sadece ve sadece Allah için yapmaktır. 


Yazımızın konusunu oluşturan hadis-i şerif’te de ifade edildiği üzere, ilk ve en çok samimi/ihlaslı olmamız gereken; bizi yaratan, bize herkesten ve herşeyden daha yakın olup bizi bizden iyi bilen ve samimiyet duygusunun merkezi kalplerimizi bilen Allah’tır (Mülk 67/14, Kaf 50/16, Al-i İmran 3/119, vd.). 


Konuya Kur’an perspektifinden bakınca, Allah’a karşı samimiyetin özetle ‘dini bütünüyle Allah’a tahsis etmek’ olduğunu; bunun da ana hatlarıyla inanç, ibadet ve duada ihlastan müteşekkil olduğunu söylemek mümkündür. 


İnançta samimiyet, Allah’a tevhid üzere inanmak ve inancımıza şirk ve nifak karıştırmamaktır. Başka bir ifadeyle Yaradan’a eş koşmamak ve O’na ikiyüzlü davranmamaktır (Ankebut 29/64-65, Maide 5/145-146, vd.).  


İbadette samimiyet, ‘yalnızca Allah’a kulluk etmek ve sadece O’ndan istemektir’. Namazı dosdoğru kılmak, zekatı layık-ı vechi ile vermektir. Allah’a teslim olup itaat etmek, O’na isyandan korkmak ve şirkin ‘gerçek hüsran’ olduğunu bilmektir (Fatiha 1/5, Beyyine 98/5, Zümer 39/12-15, vd.). 

Duada samimiyet, gerçekte ve sadece Allah’tan, Allah’ın isimleriyle, sessizce, yalvararak, ümit ve korku ama illa da ihlas ile istemektir (A’raf 7/55, 56, 180, Mü’min 40/65). Allah’ın bize yakın olup dualarımızı işittiğini ve dualarımıza icabet edeceğini (Bakara, 2/186, İbrahim 14/39), duanın bize Allah katında ehemmiyet katan husus olduğunu bilmek (Furkan 25/77) ve sadece mihnette değil nimette de dua etmektir (Yunus 10/22, Rum 30/33). Bu çerçevede dua, yerine göre istianedir, zikirdir, tesbihtir, hamddir, senadır, şükürdür, tevbedir, istiğfardır, istiazedir…


“Ameller ancak niyetlere göredir…” (Buhari, Bed’ü’l-Vahy, 1) ilkesinden hareketle, bütün kulluk görevlerimizin kabulü, niyet şartına bağlıdır. O nedenle inancımızı, ibadetlerimizi ve dualarımızı ihsan ile, yani ‘Allah’ı görüyormuş gibi’ yaşamamız icab eder. 


Kur’an’a Karşı Samimiyet


Kur’an’a göstermemiz gereken samimiyet de ona olan görevlerimizdir. Buna göre önce Kur’an’ı okumamız, (Müzzemmil 73/4, 20), okurken şeytandan Allah’a sığınmamız (Nahl 16/98), okunduğunda dinlememiz gerekir (A’raf 7/204). Zira dinlememek küfür/inkar alametidir (Fussilet 41/26, İnşikak 84/21).


Kur’an üzerine düşünmeli (Nisa 4/82, İsra 17/41, Muhammed 47/24) Kur’an ile uyarmalı (En’am 6/19, Kaf 50/45, En’am 6/51, 70) ve Kur’an’ın yörüngesinde birleşmeliyiz (Al-i İmran 3/103).


Ayrıca Kur’an’ın ahkamı ile amel etmeli, sorunlarımızın hallinde Kur’an ve Sünnet’e başvurmalı, Allah’ın ve Rasulü’nün hükmüne karşı tercih hakkımızın olmadığı bilinci ile iç sıkıntısı yaşamadan ondan razı olup gönül hoşluğu ile kabul etmeliyiz (Nisa 4/59, Ahzab 33/36, Nisa 4/65).

Peygamberimiz’e Karşı Samimiyet


Bütün peygamberler kendilerine itaat edilsin diye gönderilmiştir (Nisa 4/64). Allah, Kur’an’da Son Elçisi’ne de itaati ve problemlerin çözümünde Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in öğretilerine başvurmayı (Nisa 4/59, vd.) emreder, O’nun sünnetini hakem kabul etmeyi imanın kemali için şart koşar (Nisa 4/65) ve Kur’an ile birlikte Sünnet’in hükmü karşısında mü’minlerin tercih haklarının olmadığını bildirir (Ahzab 33/36).


Ahlakına Rabbi’nin şahid olduğu (Kalem, 68/4), çağların da tasdik ettiği Peygamberimiz’in öğretilerini kabul etmek nehyettiklerinden de kaçınmak ödevimizidir (Haşr 59/7). Rabbimizin sevgisini kazanmanın bir şartı da Peygamberimiz’e tabi olmaktır (Al-i İmran 3/31). Zira O, biz mü’minlere çok düşkün ve müşvik ve merhametlidir, zorluk içinde kalmamız da O’na ağır gelir (Tevbe 9/128).  


Mü’min Yöneticilere Karşı Samimiyet


Allah, Kur’an’da Kendisi’ne, Hz. Peygamber’e ve ülü’l-emre itaati emretmekte, dahası Müslümanların toplumun güvenliğiyle ilgili bir sorunla karşılaştıklarında onu ülü’l-emre götürmelerinin daha uygun olacağını ifade etmektedir (Nisa 4/59, 83). Önceki ayetteki (Nisa 4/58) emanet, ehliyet, adalet ve hüküm vurguları da dikkate alındığında, her iki ayette de “sizden/içinizden” vurgusu ile gelen ülü’l-emr tabirinden; Müslümanların devlet başkanı da dahil üst yöneticileri ve kamu görevlileri anlaşılabilir. 


Ayet ve hadislere göre ülü’l-emre itaatin ancak dinin ve aklın ilkelerine uygun emirler yani maruf ile sınırlı olduğu, bunlara aykırı düşen münker taleplerin ise yerine getirilmemesi gerektiği söylenebilir (Buhari, Ahkam, 4; Müslim, İmare, 38-40). Ancak bu durum, Ehl-i Sünnet’e göre isyanı ve(ya) azli gerektiren bir sebep teşkil etmez. Dolayısıyla fasık veya zalim olsa da, emirler şer‘i hükümlere aykırı düşmediği sürece, mü’minlerin yöneticilerine itaat etmeleri vaciptir. 


Bütün Mü’minlere Karşı Samimiyet 


Allah’ın ayetleri anıldığında ve(ya) okunduğunda kalpleri ürperip imanları artan samimi mü’minler (Enfal 8/2) Allah’ın dostlarıdırlar (Bakara 2/257). Mü’minler ayrıca birbirlerinin kardeşleri (Hucurat 49/10) ve dostlarıdırlar (Tevbe 9/71). O nedenle birbirlerini bırakıp kafirleri dost edinmezler (Al-i İmran 3/28, vd.). Birbirlerine karşı merhametli, kafirlere karşı şiddetlidirler (Fetih 48/29). Mü’minler din kardeşlerini barındırıp birbirlerine yardım ederler (Enfal 8/72, 72). Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye ederler (Asr 103/3). Hasılı birbirlerine karşı samimidirler.


Yazımızı, konu edindiğimiz ve dört temel hadisten biri kabul edilen hadis-i şerifi uyarlayarak bitirelim: Din samimiyettir… Allah’a karşı samimiyettir, Kur’an’a karşı samimiyettir, Peygamberimiz’e karşı samimiyettir, mü’min yöneticilere karşı samimiyettir ve bütün mü’minlerin birbirlerine karşı samimiyetleridir.


Doç. Dr. Mustafa ŞENTÜRK