Bilindiği
üzere uzun yıllardır, ödünç ya da diğer bir deyişle borç ilişkisi çeşitli
platformlarda tartışılmaya devam etmektedir. Özellikle dünya ekonomilerinin ve
buna bağlı olarak Türkiye ekonomisinin inişli çıkışlı konjonktürü de göz önüne
alındığında, mikro düzeyde borçlanma ilişkisinin önemi bir kez daha ortaya
çıkmaktadır.
Son yaşanan finansal krizde, hükümetlerin ve merkez
bankalarının müdahale etme şekilleri ve bu şekillerin sebep olduğu tartışmalar
ve temelde bu iki perspektiften hangisinin tercih edildiği ciddi biçimde
sorgulanmaktadır. Özellikle gelişme yolunda hızlı adımlar atan Türkiye gibi
ülkelerde, mikro düzeyde olduğu kadar makro düzeyde de borçlanma, ödünç
ilişkisi ve faiz kavramları önemini bir kat daha arttırmaktadır. Ancak her
alanda olduğu gibi bu konuda da İslam Ekonomisi ve önerileri kesinlikle dikkate
alınmalıdır. İşte tam bu noktada “Optimal Devlet” ve “Anayasal İktisat” sorunsalı
içerisinde bir çözüm arayışı ve devamında da “Modüler İktisat” konusu,
önümüzdeki günlerin temel tartışma konuları olacak gibi gözükmektedir.
Bu çalışmada Modüler İktisat[1]
temelinde borç ilişkisi ve buna bağlı olarak faiz kavramı, İslam Ekonomisi’ne
atıfta bulunularak açıklanmaya çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler:
1 Modüler İktisat, 2 İslam Ekonomisi, 3 Karz-ı Hasen
1.
GENEL
HATLARI İLE İSLAM EKONOMİSİNDE KARZ-I HASEN
1.1. Temel Kavramlar
Konuya
giriş yapmadan önce, İslam Ekonomisi kavramına kısaca açıklık getirmenin
faydalı olacağını düşünmekteyiz. Bu bağlamda genel bir tanımlama ile İslam
Ekonomisi; “İslam dininin, bilhassa İslam hukukunun kaide ve müesseselerinin,
ekonomik tarafı ile meşgul olan bir ilim ve ihtisas dalıdır” (Armağan, 1996).
İslam
ekonomisinde karz ifadesi, “geri ödenmek üzere verilen ödünç” anlamına gelmektedir(www.islamdahayat.com/vaaz/vaazlar/Karz-i%20hasen.doc).
Bu bağlamda incelendiğinde “İstikraz, iktiraz, ikraz, mukriz, mustakriz, mukrez,
kıraz” kelimeleri aynı kökten türemiş kavramlardır. Kur’an-ı Kerim’de 12 yerde
bu kavramlar mecazi olarak “Allah’a güzel bir şekilde borç veren (karz-ı
hasen)” anlamında kullanılmıştır.
Bu
ayetlerde, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yapılan harcamalar da karz-ı
hasen kapsamına alınmıştır. Karz-ı hasen zahirde insanlara verilirken, mecâzen
Allah’a verilen bir borçtur.[4]
Bu kısa bilgiler ışığında, ekonomik
açıdan karz-ı hasen kavramını, faizsiz
ve bir menfaat beklemeksizin verilen ödünç olarak tanımlayabiliriz. Bir
kimsenin nakit parayı veya ölçü tartı yahut standart olup sayı ile alınıp
satılan şeyleri, daha sonra yerine benzerini (misli) almak üzere başkasına
vermesidir. Bu nitelikte olan şeylere “mislî” denir. Para, döviz, altın, gümüş,
buğday, arpa, zeytinyağı, demir, çimento, yumurta bu niteliktedir. Bu, Hanefi
mezhebinin tespitidir. Diğer mezhepler “selem akdi (para peşin mal veresiye)”
yapılabilen tüm malların ödünç verilebileceği görüşündedir. Onlar, böylece bazı
kıyemî malları da tarife alarak kapsamı genişletmişlerdir.(www.enfal.de/ticaretilmihali/047.htm)
1.2. Ayet ve
Hadisler Işığında Karz-ı Hasen
Bilindiği
üzere Kuran-ı Kerim, zamanlar üstü bir kitaptır ve bir Müslümanın sadece manevi
hayatını değil, içtimai hayatı da net bir biçimde düzenleyen bir kitaptır.
Doğal olarak ekonomik işlemler ve sistemler de İslami öngörü ile pekâlâ terbiye
edilebilmektedir. Bu bağlamda incelendiğinde çeşitli ayet ve hadislerde mevzu
bahis konu ile ilgili birçok işaret ile karşılaşılmaktadır. Bunlardan
bazılarını çeşitli yerlerden alıntılar yaparak örneklemenin faydalı olacağı
kanaatini taşımaktayız;
Peygamber
Efendimiz ( S.A.V.), Buhari’den rivayetle “Kim bir Müslümanın dünya
sıkıntılarından birini giderirse, Allah’ da onun ahiret sıkıntılarından birini
giderir. Kul kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah’ da onun yardımındadır.”
buyurmaktadır.[5]
Yine Enes İbnu Mâlik (R.A.) anlatıyor:
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Miraç gecesinde cennetin kapısı üzerinde şu ibarenin yazılı
olduğunu gördüm: "Sadaka on misliyle mükâfatlandırılacaktır. Ödünç para
onsekiz misliyle mükâfatlandırılacaktır."
Ben: "Ey Cibril! Ödünç verilen şey ne sebeple sadakadan daha üstün
oluyor?" diye sordum. "Çünkü dedi, dilenci (çoğu kere) yanında para
olduğu halde sadaka ister. Borç isteyen ise, ihtiyacı sebebiyle talepte
bulunur."( www.enfal.de/ticaretilmihali/047.htm)
Karz-ı hasenle ilgili Maide
suresinin 12. ayetinde şöyle buyrulmaktadır: “Andolsun ki Allah, israiloğullarından söz almıştı. (Kefil olarak)
içlerinden oniki de başkan seçmiştik. Allah onlara şöyle demişti: “Ben sizinle
beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberime inanır,
onları desteklerseniz ve Allah’a güzel bir şekilde borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için
faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi
zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr
yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.” [6]
Hadid
suresi 18. اِنَّ الْمُصَّدِّقِينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ
وَاَقْرَضُوا اللهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ اَجْرٌ كَرِيمٌ
Teğabün suresi 17. اِنْ تُقْرِضُوا اللهَ
قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللهُ شَكُورٌ حَلِيمٌ ve Müzzemmil suresi 20. وَاَقْرِضُوا اللهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لاَنْفُسِكُمْ مِنْ
خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللهِ ayetlerinde de, Allah için borç verenlerin
bağışlanacağı ve sevaplarının da kat kat verileceği müjdelenmektedir.
1.3.İslam
Ekonomisinde Borçlu – Alacaklı İlişkisi
Peygamber Efendimiz (S.A.V.)
buyurmaktadır ki; “Sadaka vermek güzel
bir ibadettir. Ancak ihtiyaçlının onurunu incitmemek için, ödünç vermek daha da
güzeldir.” [7]
Bakara Suresi ayette ise; “Eğer (borçlu) darlık içinde ise, eli
genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir). Eğer (gerçekleri) anlarsanız
bunu sadaka (veya zekat) saymak sizin için daha hayırlıdır.”
buyrulmaktadır(www.enfal.de/ticaretilmihali/047.htm).
Bu bağlamda bakıldığında, sıkıntıda
olan bir kimseye yardım amaçlı borç vermek, yani sıkıntısını gidermek manevi
açıdan oldukça önemli bir hasene ile mükâfatlandırılmakta ve kişiye lezzetli
bir haz ve doyum yaşatmaktadır. Ancak her işte olduğu gibi, borç-alacak
ilişkisi de çeşitli sınırlama ve düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu sebeple
borçlu ve alacaklı ilişkisinden önce faiz kavramına da kısaca açıklık
getirmenin yararlı olacağı kanaatini taşımaktayız.
Bilindiği üzere faiz, ekonomik
olarak üretim faktörlerinden sermayenin, üretimden aldığı paya verilen isimdir.
Ancak temel anlamda faiz, paranın
kullanım değeri yani işletmek için bir yere ödünç verilen
paraya karşılık alınan kâr, getiri ya da nema olarak adlandırılmaktadır.
Günümüz koşulları altında faiz, sıklıkla karşılaşabileceğimiz kadar
meşrulaştırılmış bir olgudur. Özellikle kapitalist sistemin bir tezahürü olarak
bankacılık sisteminin yaygınlaşmasına paralel olarak, nüfuz alanını oldukça
genişletmiştir. Özellikle kayıtdışı ekonomiyi frenlemek maksadı ile banka kredi
kartlarının yaygınlaşması sonucu faiz kavramı oldukça meşru bir iş ve işleyiş
halini almıştır. Bu sebeple günümüzde alacaklının borçludan faiz istemesi de
genel olarak çok şaşılmayan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak
çeşitli İslam ekonomistlerine göre enflasyon oranına göre oluşabilecek artışlar
faiz olarak değerlendirilmeyebilir. Mesela alınan 100 TL’lik bir borç ile kg.10
TL’den 10 kg. domates alındığını varsayalım. Ödeme zamanı geldiğinde domatesin
kg. fiyatı 11 TL olmuş ise, borçlunun borcuna karşılık 10 kg. domates karşılığı
olan 110 TL vermesinde bir sıkıntı olmadığı görüşü kabul edilebilir bir temele
dayanmaktadır. Fakat burada dahi rıza ve halis niyet söz konusu olmalıdır. Zira
karz-ı hasen kavramının özünde de “sayı ile
alınıp satılan şeyleri, daha sonra yerine benzerini (misli) almak üzere
başkasına vermek” mantığı bulunmaktadır. Fakat bu açıklamalar dahi, İslam
âlimleri tarafından yorumlanmaya muhtaçtır. Zira bu gibi konularda farklı bilim
dallarının, birlikte çalışması ve yorum yaparken diğer unsurları göz ardı
etmemesi gerekliliği bir kez daha ön plana çıkmaktadır.
Tüm bu
ifadelere ışık tutacak bir rivayete göre borçlanma öncesi şart koşulmaksızın,
ödeme sırasında hediye veya daha güzelini vermede bir sakınca görülmemiştir.
Nitekim Rasul-i Ekrem 3 yaşında bir deve ödünç almış ve ödeme zamanında daha
değerli 6 yaşında olan bir deve vermişti. Bu durum da faizin aksine aslında
karşılıklı razı olma ve halis niyet ilkesinin ne derece önemli olduğunu da
ortaya koymaktadır. Kaldı ki, bir müşkülünüzü gideren bir kimseye olan şükran
ve minnet duyguları ile yapılan bu denli bir ödeme, faiz kavramını yerle bir
ettiği gibi, gönüllü ve tek taraflı yapılan bir unsurdur. Yine dikkat edilirse,
alacaklı borçlunun bir sıkıntısını gidermiş olmak niyeti ile daha fazlasını
istememekte ve bu hakka sahip olmamakta, ancak borçlu gönüllülük esasına
dayanarak alacaklısına bir anlamda hediye takdim etmektedir. Ancak istendiği
takdirde alacaklı bunu kabul etmeyebilir.
2. GÜNÜMÜZDE BORÇ – ALACAK İLİŞKİSİ
Daha önceki
bölümlerde de ifade edildiği gibi, bugün borç – alacak ilişkisini düzenleyen en
net kavram şüphesiz faizdir. Bizler bu kavramı yalnızca ekonomik olarak yorumlama
ve zamanın moda kavramı ile objektif değerlendirme gafletine düşmek
istemediğimizden ve öngörülerimizi İslami öğretiler ile de paralel olarak
açıklama ihtiyacına binaen, konuyu biraz daha farklı bir şekilde ele almak
niyetindeyiz. Zira objektif olan içtimai hayatı düzenleyen her türlü kavrama
Kur’an-ı Kerim’in penceresinden bakmaktır.
Faiz, konusu
bir miktar paranın ödenmesinden ibaret olan borçlarda, alacaklının bu paradan
mahrum kaldığı süreye ve belli bir orana bağlı olarak hesaplanan bir karşılıktır.
Olayı yasal açıdan değerlendiren bu tanım, faizin oluşmasına neden olan iki
unsur; zaman ve faiz oranını ortaya koymaktadır. Birçok tanımda faizi, paranın
kullanılma bedeli olarak görürüz. Bu tamamen doğru değildir. Çünkü ödünç
verenin (mukriz) faize hak kazanması için borçlunun parayı kullanması şart
değildir. Faizin doğumu için gerekli ve yeterli olan alacaklının bir miktar
paradan belli bir süre mahrum kalmış olmasıdır. Bir alacağın faiz getirmesi
için, paranın mülkiyetinin borçluya geçmiş olması ve belli bir süre sonra
iadesinin şart koşulması gereklidir. Popüler ve genel olarak kabul edilen bir
diğer tanımlamaya göre de, faiz; borç verenler için bir gelir, borç alanlar
için ise bir maliyettir. İslamî terminolojide faiz, ‘riba’ kavramıyla
açıklanmaktadır. Şöyle ki, riba: fazlalık, ziyade, nema (artma, çoğalma)
anlamına gelir. Böylece, ödünç karşılığında alınacak fazlalık nakit olsun veya
mal olsun ayırt edilmeyerek yasak kapsamına alınmıştır. Riba, aynı zamanda
haram kazanç demektir. (Uslu, 2011)
Aslında
günümüz koşullarında faiz gereksinimi, genel olarak, iktisat tanımındaki
eksiklik nedeniyle kazanılmış bir hak olarak görülmektedir. Zira bilinen yüzü
ile iktisat, “sınırsız insan ihtiyaçlarını kıt kaynaklar ile karşılayan bilim”
olarak tanımlanmakta ve kaynakların kıt olduğu düşüncesi ile bu kaynaklardan
birisi olan para (sermaye) vb. unsurlardan bir süre mahrum kalınması sonucu,
faizin hak edilen bir getiri olduğu düşüncesi ortaya çıkmaktadır. İlk bakışta
oldukça makul gelen bu ifadedeki, yani iktisat tanımındaki, “kıt kaynaklar”
ifadesinin değiştirilmesi ile faize gereksinimin olmadığı ve bunun meşru bir
faaliyet olarak gösterilmesinin abesle iştigal olduğu açıkça görülebilecektir. Bilindiği
üzere 18.yüzyılın sonlarında Thomas
Malthus demografik gelişimin sonunda insanoğlunun bir açlık tehlikesi ile karşı
karşıya kalacağını ifade etmiştir. Fakat onun toprağı ve teknolojiyi sabit,
tarım kesiminde işbölümünü ise sınırlı kabul etmesi, bu yanlış görüşe varmasına
sebep olmuştur. Teknolojik ve üretimsel gelişmeler üzerinden iki, asır
geçmesine rağmen bu tezi haklı çıkarmamıştır.[8]
İslam iktisadı ise, Rezzak İsmi Celilinin bir tecellisi
olarak kâinatta hiçbir varlığın aç kalmayacağını, aksine rızkının Allah'ın
taahhüdü altında olduğunu bildirir. Fakat insanların açlıktan ölmesi yemek
azlığından değil onların alışmış oldukları hayat düzeninden vazgeçmiş
olmalarıdır. Yani terki adetten neşet eden hastalıklar ölmelerinin asıl
sebebidir.
İhtiyaçlar ve imkânlar arasındaki dengeyi,
israfı yasaklayan, insanı gerçek ve zaruri ihtiyaçları için çalışmaya teşvik
eden, iman ve takvadır. Ancak
günümüzde daha lüks bir konfor elde etmeye yönelik bir iktisat anlayışı dünyaya
hâkim olmuştur. Fakat unutulmamalıdır ki, israf Hâkim ismine aykırı düştüğü
gibi, iktisat da onun lazımıdır. Bu bağlamda hayat, Batıda kabul edildiğinin
aksine bir mücadele değil, aksine büyük bir yardımlaşma ile devam etmektedir.
Ferdin huzursuzluğu ve saadeti, ihtiyaç ve bu ihtiyaçların karşılanması
arasındaki dengeye bağlıdır. Bu da kişinin hiç bir zorlanmaya tabii olmadığı,
insiyatifi elinde tutacağı bir iktisat düşüncesi ile mümkündür.(Topoğlu, 2011)
Bu bağlamda iktisat, nimetlere karşı
bir şükür, israf ise Allah'ın nimetlerine karşı hasaretli bir istihfaftır. Yani
iktisadi mantık gereği kaynakların sınırlı olması, mübadele imkânların
ihtiyaçlara göre sınırlı olmasındandır. Eğer her fert her istediğine sahip
olsaydı, mübadele olmazdı(Nursi, 2006). Bu bağlamda, israfın her türlü kötü
neticelerini önlemek için insanlar İslami bir şuurla hareket etmeli, kanaat ve
rızaya alıştırılmalıdırlar.
Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de defaten buyrulduğu
gibi; “Faiz yiyen kimseler (kabirlerinden) tıpkı
şeytan çarpmış kimseler gibi çarpılmış olarak kalkarlar. Onların bu hali,
alışveriş de (ticaret) faiz gibidir demelerindendir. Oysa ki Allah ticareti
helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime rabbinden bir öğüt gelir de
faizden vazgeçerse geçmişte olan kendisinindir ve işi Allah'a kalmıştır. Kim
tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar. Allah
faizi mahveder, sadakaları çoğaltır. Allah hiçbir günahkâr kâfiri sevmez... Ey
iman edenler, Allah'tan korkun, eğer gerçekten inanıyorsanız, faiz olarak
artakalan (ana paranın üzerindeki) miktarı almayın. Şayet bunu yapmazsanız
(faize devam ederseniz), Allah ve Resulü ile savaşa girdiğinizi bilin. Tövbe
ederseniz ana sermayeniz sizindir. Ne haksızlık edersiniz, ne de haksızlığa
uğratılırsınız.”[9]
3. MODÜLER İKTİSADA
GÖRE BORÇ-ALACAK İLİŞKİSİ
Çalışmamamızın başında olduğu gibi farklı platformlarda da
belirttiğimiz üzere “Modüler İktisat”, Kur’an-ı Kerim’in ekonomik açıdan
tezahürlerini kendisine ilke edinmiş ve güncel ekonomik sistemleri, İslami bir
şuurla süzgecine almış olan bir iktisat doktrinidir. Bu sistemin gelişimi ve
inkişafı elbette uzun bir zaman alacaktır. Ancak bu çalışma, mevzu bahis konuyu
belirtilen esaslara dayanarak inceleme gayreti ile hareket etmektedir.
Modüler iktisatta, borç ve alacak ilişkisinin temelini,
İslam ekonomisi öngörüleri oluşturmaktadır. Kısaca belirtmek gerekirse, borçlu
ve alacaklı arasında öncelikli olarak gönüllülük esası oluşmalı, alacaklının
borçlusunu olduğu kadar borçlunun alacaklısını da zor durumda bırakmayacak
şekilde hakkaniyetli davranması gerekmektedir. Bu bağlamda alacaklının
borçludan, borcunu istediği zaman talep etme hakkı saklı kalmakla birlikte, ek
bir getiri talep etmesi söz konusu değildir. Ancak yine daha önce belirttiğimiz
gibi, ödünç fon, satın alma gücü paritesi baz alınarak ya da değerli bir madene
endekslenerek[10]
işleme tabi tutulabilir. Bu durum neticesinde kıymetli maden ya da endekse konu
olan malın fiyatında meydana gelen değişiklikler, hem alacaklının hakkını saklı
tutmakta ve hem de borçlu için ek bir maliyet oluşturmamaktadır. Meydana gelen artışlar
ise, faiz kavramının tamamen dışında bir durum oluşturmakta ve en net ifadesi
ile karşılıklı taraflar arasında bir ihtilaf ya da mağduriyet
oluşturmamaktadır.
4.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
İslam’da karz yoluyla kısa vadeli ve
küçük kredileri temin etmek mümkün olabilir. Kısa vadeli ihtiyaçların esnaf,
tüccar ve komşularla, hısım-akraba arasında çözümlenmesi ve bundan bir çıkar
beklenmemesi en güzel ve kalıcı bir çözümdür. Bu yolla fertler birbirine
yakınlaşır ayrıca taraflar sürekli olarak karz-ı hasen sevabına nail olurlar.
İslam’da, uzun vadeli ve büyük krediler için ise kâr ortaklığı esası
getirilmiştir. Çünkü bir çıkar olmaksızın, birinin diğerinin sermayesi ile
sürekli tek taraflı kazanması hakkaniyete uygun değildir. Özellikle kredinin
miktarı büyüdükçe bunu karz-ı hasen ölçüleri içinde çözmek mümkün olmaz.
Krediye ihtiyacı olan işadamı dürüst çalışır, ortaklarını gerçek mal varlığına
hissedar yapar ve gerçek kârı paylaşmaya ya da ortakların anaparalarına
eklemeye razı olursa rahat bir şekilde ek sermaye bulabilir. Bu sayede atıl bir
şekilde kasalarda, yastık altında hapsedilmiş büyük sermaye de ekonomiye
katılmış olur(Uslu, 2011).
İşte
bu açıdan incelendiğinde, bankacılık sektöründe faizsiz çalışan kurumların
önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Zira yukarıda belirtildiği üzere kar
ortaklığı üzerine kurulu bu kurumların, uzun vadeli ve yüklü sermaye gerektiren
işlerde karz-ı hasen uygulamasından daha etkin olduğu açıktır. Ancak bu
kurumların günümüzde aldığı eleştiriler bağlamında çalışma usul ve erkânlarının
da tekrar gözden geçirilmesi de faydalı olacaktır.
KAYNAKÇA
v ACAR, M. (2009), Düzleştirici ve Özgürleştirici Bir Süreç
Olarak Küreselleşme, Orion Kitabevi, Ankara
v ACAR, M. (2001),”Türkiye’nin
Toplumsal Krizlerinin Görünürdeki Nedenleri”, Liberal
v Düşünce Dergisi
v ACAR, M. (2008), “Kriz Kimin Krizi: Piyasanın mı,
Devletçiliğin ve Kumandacılığın mı?”, Liberal Düşünce Yaz 2008, Sayı:51-52,
ss. 5-24.
v ARMAĞAN, S.(1996), Ana Hatları İle İslam Ekonomisi, Timaş Yay., Ankara
v BÜLBÜL, K. (2009), Zor ve Rıza: Küreselleşmeler Arasında
Türkiye, Küre Yayınları, İstanbul.
v DEMİR, F.(1986), İslâm Hukukunda Mülkiyet Hakkı ve Servet Dağılımı, Diyanet İşleri
Başk. Yay., Ankara
v DEMİR Ö., ACAR M. (2005), Sosyal Bilimler Sözlüğü, Adres Yayınları,
Ankara.
v KARDAVİ Y., Fıkhuz-Zekât,
Beyrut 1389/1969, I,127-129
v NEBHANİ, T.(2008), İslami İktisat Nizamı, Köklü Değişim Yay., Ankara
v NURSİ,
B. Said (2006), Mesnevi-i Nuriye,
Envar Neşriyat, Ankara
v SKOUSEN,M.(2003),
Modern İktisadın İnşası, Liberte
Yay., Ankara
v ŞERİATİ, A.(2004), İslam Ekonomisi, Dünya Yayınları, İstanbul
v ÖZBİLEN,
Ş. (2001), “Türkiye’de İktisadi Krizin Temel Nedenleri ve Bir Mali Sistem
Reformu Önerisi-ll”, Yeni Türkiye Dergisi, Kriz Özel Sayısı,
v TOPOĞLU,
E.(2011), “Malthus’un Açlığına Karşı
Kudret Tecellileri”, Burhan Dergisi, Yıl:6, Sayı 68
v TOPOĞLU, E.(2010), “Globalization,
Mortgage Grippe And Turkey”, Journal Of
Academic Research, Vol.: 12, Number: 45, Pg.: 89-107
v TOPRAK, M. (2001), Küreselleşme
ve Kriz, Siyasal Kitabevi, Ankara,
v BDDK, Küresel Finansal yapı ve 2007 Dalgalanmaları, Çalışma tebliği,
Sayı:2, Nisan 2008, (Erişim
tarihi: 20.08.2008).
v BDDK, ABD Mortgage Krizi, Çalışma Tebliği, Sayı 3, Ağustos 2008, http://www.bddk.org.tr/turkce/Raporlar/Calisma_Raporlari/5176ABDMORTGAGE05082
008x.pdf, (Erişim
tarihi: 22.08.2008).
v http://www.davetci.com/d_ekonomi/ekonomi_snursi_iktgorus1.htm,(Erişim:2011)
v www.islamdahayat.com/vaaz/vaazlar/Karz-i%20hasen.doc(Erişim:2011)
v www.enfal.de/ticaretilmihali/047.htm(Erişim:2011)
v http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/7722/faiz-neden
haramdir.html, SamiUslu.doc(Erişim:2011)
[1]
Literatüre yeni girmesi beklenen ve önümüzdeki günlerin önemli konularından birisi
olacağını beklediğimiz Modüler İktisat,
mevcut iktisadi rituellerin dışında ancak onların da parçalarından oluşan bir
iktisat düzenidir. Tamamen mevcut görüşlerin reorganizasyonu olan ve neo
akımlardan farklı olarak, gerekli dozda gerekli müdahale düsturu ile yola
çıkmış ve “sınırlı – sorumlu devlet” ilkesini benimsemiştir. Modüler ifadesi
ile de tam olarak parçalardan oluşan anlamı taşıyan bu görüş, tıpkı
J.Buchanan’ın Anayasalcı İktisat görüşünde olduğu gibi, devletin ekonomik
faaliyetlerinin bir ekonomik anayasa ile kısmen sınırlandırılması görüşünü
benimsemiştir. Tüm bunlarla birlikte bu görüş, bireysel ekonomik ilişkiler ile
içtimai ilişkileri İslami öngörüler ile desteklemeyi de ilke edinmiştir.
[2]
Instructor
/ Kırıkkale University / Economics
[3] One of the important issues in the coming days are
expected to be in the new literature and economics will be modular expect,
other than the current economic rituals, but they also formed part of an
economic order. The reorganization of existing ideas and neo completely
different currents, the required dose of intervention required and set out with
the motto of "limited - responsible government" is committed.
Composed of modular components, which means exactly the expression of this
opinion, just like J. Buchanan 's constitutional economics as in the opinion of
the state of economic activities, partly with the economic constitution has
adopted the view restriction. All these opinions along with them, made on the
basis of individual economic relations and relations with the Islamic
provisions in principle to support.
[4]
وَاَقْرِضُوا اللهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لاَنْفُسِكُمْ مِنْ
خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللهِ
[5]
Buhari’den rivayetle; “مَنْ نَفَّسَ عَنْ
مُؤْمِنٍ كُرْبَةَ مِنْ كُرَبِ الدُّنْيَا نَفَّسَ اللّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ
كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ يَسَّرَ عَلى مُعْسِرٍ يَسَّرَ اللّهُ
عَلَيْهِ في الدُّنْيَا ”
[6] وَلَقَدْ
اَخَذَ اللهُ مِيثَاقَ بَنِى اِسْرَائِيلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَىْ عَشَرَ
نَقِيبًا وَقَالَ اللهُ اِنِّى مَعَكُمْ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلوَةَ
وَاَتَيْتُمُ الزَّكَوةَ وَاَمَنْتُمْ بِرُسُلِى وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَاَقْرَضْتُمُ اللهَ قَرْضًا حَسَنًا
لاُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَلاُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ
تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ
سَوَاءَ السَّبِيلِ
[7] وَاِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ
فَنَظِرَةٌ اِلَى مَيْسَرَةٍ وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ
تَعْلَمُون
[8]
Bu ifade aslında iktşsattaki “kıt kaynaklar” bahsini destekler niteliktedir.
[9]
Bakara Suresi 275 – 279. ayetler
[10] Ödünç verilen miktar, altın gibi kıymetli bir maden cinsinden yapılabilir ve ödeme zamanı, aynı miktarda altın karşılığı temin edilebilir.
.................................................
* Öğr.Gör. /
Ekonomist
[1]
Literatüre yeni girmesi beklenen ve önümüzdeki günlerin önemli konularından birisi
olacağını beklediğimiz Modüler İktisat,
mevcut iktisadi rituellerin dışında ancak onların da parçalarından oluşan bir
iktisat düzenidir. Tamamen mevcut görüşlerin reorganizasyonu olan ve neo
akımlardan farklı olarak, gerekli dozda gerekli müdahale düsturu ile yola
çıkmış ve “sınırlı – sorumlu devlet” ilkesini benimsemiştir. Modüler ifadesi
ile de tam olarak parçalardan oluşan anlamı taşıyan bu görüş, tıpkı
J.Buchanan’ın Anayasalcı İktisat görüşünde olduğu gibi, devletin ekonomik
faaliyetlerinin bir ekonomik anayasa ile kısmen sınırlandırılması görüşünü
benimsemiştir. Tüm bunlarla birlikte bu görüş, bireysel ekonomik ilişkiler ile
içtimai ilişkileri İslami öngörüler ile desteklemeyi de ilke edinmiştir.
[1] Instructor / Kırıkkale
University / Economics
[1] One of the important issues in the coming days are
expected to be in the new literature and economics will be modular expect,
other than the current economic rituals, but they also formed part of an
economic order. The reorganization of existing ideas and neo completely
different currents, the required dose of intervention required and set out with
the motto of "limited - responsible government" is committed.
Composed of modular components, which means exactly the expression of this
opinion, just like J. Buchanan 's constitutional economics as in the opinion of
the state of economic activities, partly with the economic constitution has
adopted the view restriction. All these opinions along with them, made on the
basis of individual economic relations and relations with the Islamic
provisions in principle to support.
[1] وَاَقْرِضُوا
اللهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ
عِنْدَ اللهِ
[1]
Buhari’den rivayetle; “مَنْ نَفَّسَ عَنْ
مُؤْمِنٍ كُرْبَةَ مِنْ كُرَبِ الدُّنْيَا نَفَّسَ اللّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ
كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ يَسَّرَ عَلى مُعْسِرٍ يَسَّرَ اللّهُ
عَلَيْهِ في الدُّنْيَا ”
[1] وَلَقَدْ
اَخَذَ اللهُ مِيثَاقَ بَنِى اِسْرَائِيلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَىْ عَشَرَ
نَقِيبًا وَقَالَ اللهُ اِنِّى مَعَكُمْ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلوَةَ
وَاَتَيْتُمُ الزَّكَوةَ وَاَمَنْتُمْ بِرُسُلِى وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَاَقْرَضْتُمُ اللهَ قَرْضًا حَسَنًا
لاُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَلاُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ
تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ
سَوَاءَ السَّبِيلِ
[1] وَاِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ
فَنَظِرَةٌ اِلَى مَيْسَرَةٍ وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ
تَعْلَمُون
[1]
Bu ifade aslında iktşsattaki “kıt kaynaklar” bahsini destekler niteliktedir.
[1] Bakara Suresi 275 – 279.
ayetler
[1] Ödünç verilen miktar, altın
gibi kıymetli bir maden cinsinden yapılabilir ve ödeme zamanı, aynı miktarda
altın karşılığı temin edilebilir.


























