Burhan Çocuk Aralık

e-Posta Yazdır PDF

ASIL GÖREVİMİZİ UNUTMAYALIM


Arkadaşlar hayatı özetleyecek olursak insanlar doğar, büyür ve ölür.
Bebekliğimizi pek hatırlayamayız ama çocukluğumuzu iyi hatırlarız.
Hatta büyüklerimiz bile demez mi ah keşke bende çocuk olsaydım.
Anlayacağınız hayatın en tatlı dönemi çocukluk dönemi. Çünkü hiçbir
sorumluluk yok tüm ihtiyaçlar aile tarafından karşılanıyor size düşen
oyun oynamak. Büyüdükçe sorumluluklarda beraberinde geliyor. İyi bir
insan olmak için okumak, meslek sahibi olmak. Bunlar ideal düşünceler.
Fakat teknolojik gelişmeler ve kültürel değişim düşüncelerimizi
değiştirecek o kadar alternatifler sunuyor ki çoğu zaman doğruyu
bulmakta güçlük çekiyoruz. Sayısız televizyon kanalı var. Açayım ne var
deseniz bir daha kapatma imkânınız olmuyor. Ya  bilgisayar,arkadaşlık
siteleri, oyunlar… Onu da açtığınızda bir daha kapatasınız gelmiyor.
İşte bir taraftan sınavlar, yazılılar, ödevler diğer tarafta televizyon,
internet,  oyun derken zamanımızı kontrol edemezsek tek amacımız
bunlarmış gibi başka hiçbir şey düşünemeyiz.  Ve asıl görevimizi unutmuş
oluruz.

Asıl görevimizin ne olduğunu biliyor musunuz? O zaman bizi yaratan
rabbimizden öğrenelim; “ Ben, cinleri ve insanları sadece bana ibadet
etsinler diye yarattım.” Demek ki asıl görevimiz Allah’a kul olmakmış.
Yani Allah’ın (c.c) istediklerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak.
Peki sadece ibadet edip okumayalım mı? Tabî ki hayır. Okurken de, meslek
öğrenirken de, oynarken de kısacası hayatımızın her anında rabbimizi
unutmamalıyız. Meşguliyetlerimiz bizi kulluktan  zaklaştırmamalı. Bir şey
öğrenirken öğrenmek için bize vermiş olduğu muhteşem beynimizi düşünmeli,
yürürken yürümemizi sağlayan ayaklarımızı düşünmeli, doğadaki güzelliklere
bakarken gözümüzün önemini düşünmeli ve bu kadar nimetleri bizlere verdiği
için O’na çokça teşekkür etmeliyiz. Ne dersiniz arkadaşlar bu nimetlerin
farkında mıyız? Farkında değilsek bundan sonra hayata bu şekilde bakalım.


HAC

İslam’ın şartlarından biride Hac’ca gitmektir. Hac hicretin dokuzuncu
yılında farz olmuştur. Hem mal, hem de beden ile yapılan bir ibadettir.
Belirli şartları taşıyan müslümanların ömründe bir defa hacca gitmesi
farzdır. Çeşitli ülkelerden dilleri ve renkleri ayrı olan Müslümanların
sadece ibadet amacıyla mukaddes topraklara gelerek, hep birlikte Allah'a
yönelmeleri, birbiri ile tanışmaları ancak yaşanabilecek bir duygudur.
Her yıl hac mevsimi büyük bir heyecanla beklenmektedir. Peygamber
efendimizin ayak bastığı o topraklara ayak basabilmek, gezdiği yerlerde
gezebilmek, İslam’ın indiği o beldeleri görebilmek için her yıl milyonlarca
Müslüman oraya gidiyor. Gidenler oraları görmenin sevincini yaşarken
gidemeyenler mahzun kalplerle Rasülullah’a bizden de selam götürün diyerek
özlemlerini dile getiriyorlar. Şu an yine hac zamanı. Yakınlarımız orada
hac ibadetlerini yerine getiriyorlar. İşte Kuran’ın indirildiği Hira Mağarası,
peygamberimizin dişinin şehit edildiği Uhut dağı ve Hz. Peygamber (s.a.v)
efendimizin kabri. Ne kadar güzel bir duygu değil mi? Biz gidemedik. Ama
bizde buradan mahzun kalplerimizle şu duayı yapalım “ Ya rabbi orada
bulunan kardeşlerimizin hac ibadetlerini kabul  yle ve bizlere de en kısa
zamanda o güzel duyguları yaşayabilmek için oraya gitme imkânını nasip eyle.
Duamızı kabul edilen dualardan eyle.” Âmin.

 

 


FIKRA

Mahir adında çalışkan bir öğrenci Türkçe öğretmeni Tahir hocadan zayıf
not almış.
Tahtaya da; “ Vermezse Tahir neylesin Mahir ” diye yazmış.
Yazıyı gören Tahir Hoca da hemen cevabı yazmış; “ Çalışsa Mahir, vermez
mi Tahir.”