Tekbirin Anlamı

e-Posta Yazdır PDF

Namazlarda Yüce Allah’ın huzurunda olduğumuzu bilmek, kıyam, ruku, secde gibi konumlarda O’nu övdüğümüzün ve O’nu tesbih ettiğimizin farkında olmak, bilhassa secdelerde gurur ve kibrimizden sıyrılarak O’na teslim olduğumuzun bilinciyle durmak namazlarımıza ayrı bir bilinç boyutu kazandırır.

Yine bu bağlamda namazlarda okunan Fatiha Sûresi’ni, diğer sureleri, duaları ve her konumda yapılan zikirleri, anlamlarını düşünerek söylemek dini açıdan bir zorunluluk olmasa bile namazdaki bilinç unsurunu desteklediğinden dolayı önerilebilir. Yunus Emre “Sen elif dersin hoca/ Mânâsıne demektir” derken böylesi bir bilince dikkat çekmiştir.

Namazda en çok kullandığımız zikirlerin başında “Allahu ekber” zikri gelir. Namazdaki birçok hareket bu zikir ile birlikte yapılır. Bu zikir o kadar önemlidir ki Müslümanların namaza çağırılması bu zikirle olduğu gibi her ezanda da altı sefer tekrar edilir. Elmalılı tefsirinde bildirildiğine göre ibadetlerinden gafil olanların kınandığı Maun sûresi indirildiğinde Efendimiz bu zikri tekrarlamış ve ashabına şöyle söylemiştir: "Allahü Ekber! Bu sizin için her birinize bütün dünya kadar bağış verilmekten daha hayırlıdır.”

Bizler en azından “Allahu ekber”in manasını düşünerek namazlardaki gaflet halinden sıyrılmanın ilk adımını atabiliriz. Yüce Allah’ın en büyük oluşunu tevhit ekseninde düşünmemiz gerekir.

Tüm peygamberler tevhid akidesini yaymak ile vazifeli idi. Son Peygamber Hz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve onun seçkin Ehl-i Beyti ve çok kıymetli eshabı da bu akideyi yaymak uğrunda birçok sıkıntıyla karşılaştı. Daha sonraki asırlarda gelen mücahid ve muvahhidler de aynı davanın insanıydılar. Cehalet üzerine kurulu bir takım çarpık akımları saymazsak mutasavvıflar da insanları daima tevhid akidesine çağırmışlardır. Yunus Emre’nin “Tevhit imiş cümle alem,/ Tevhidi bilendir adem,/ Bu tevhidi inkar eden,/ Öz canına düşman imiş” dizesi tasavvuftaki bu anlayışıözetlemektedir.

Tevhid, kalplerde Yüce Allah’tan başka ilahın olmamasıve gönüllerde mal, mülk, makam, mevki, şöhret ve geçici zevkler gibi birtakım putların olmaması ve kalbin sadece Yüce Allah’a tahsis edilmesi demektir. İşte bu bilinçle yaşayan insan muvahhittir.

Zihnin daima Yüce Allah’la meşgul olması ve bütün davranışların takva bilinci ile Rabbü’l Alemîn’in hükümlerine uygun olarak yapılması ise tevhidin kalplere yerleştiğini gösteren bir emaredir. Tevhidin özü dil ve kalp ile “La ilahe illallah Muhammedür Rasulullah” demektir.

Efendimiz bu bilinçle tevhidi söyleyenleri şöyle müjdeler: “La ilahe illallah deyip de kalbinde bir arpa ağırlığınca iyilik bulunan kimse Cehennem’den çıkarılır. La ilahe illallah deyip de kalbinde bir buğday ağırlığınca iyilik bulunan kimse Cehennem’den çıkarılır. La ilahe illallah deyip de kalbinde bir zerre ağırlığınca iyilik bulunan kimse Cehennem’den çıkarılır.” (Buhari, İman, 41)

Tevhidin tersi Yüce Allah’a ortak koşmaktır. “Ortak koşmak”; cahiliye dönemindeki putlara ibadet etmenin de ötesinde her dönemi kapsayan bir sapkınlıktır. Müfessir Seyyid Kutub bunu şöyle izah eder: “Tevhid inancının belirginliğini ve arılığını korumak amacı ile Kur'an'ın ısrarla yasakladığı eş koşma sapıklığı, her zaman müşriklerin yaptıkları gibi Allah ile birlikte başka ilâhlara, putlara tapmak biçiminde basit ve yalın olmaz. Bu sapıklık; kimi zaman, daha başka ve gizli biçimlerde görülebilir. Daha açıkçasıbu sapıklık; herhangi bir biçimde Yüce Allah'tan başkasına umut bağlamak, herhangi bir biçimde Yüce Allah'tan başkasından korkmak, yine herhangi bir biçimde Allah'tan başkasından fayda ya da zarar gelebileceğine inanmak şeklinde de tezahür edebilir.” (Fizilal’il Kur'an)

“Allahu ekber” demek hayatın her alnında tevhit bilincini üstün tutmak, Yüce Allah’ın ayetlerini, hükümlerini yani O’nun dinini büyük tutmak ve O’nu yüceltmek demektir. Söz olarak “Allah en büyüktür”diyor fakat yaşantımızla bunu doğrulamıyorsak “Feveylüllil musallîn”(Yazıklar olsun o namaz kılanların haline) uyarısının kapsama alanına girmişolabiliriz.

Yüce Allah’a ruku ve secde ettikleri halde, O’nu tesbih ve hamd ettikleri halde “yazıklar olsun” diye yerilen bu namaz kılanlar kimler olabilir? O namaz kılanlar ki namazlarından gafildirler. Namazlarını ne için kıldıklarının ve namazlarda ne söylediklerinin farkında değillerdir. Yani namazlarında yüzlerce defa “Allahu ekber” derler ama bir çıkarları durumunda “Allahu ekber” değil “benim çıkarım büyüktür”derler.

Eğer “Allahu ekber”i bilinçli bir şekilde diyorsak günlük hayatımızda bu bilinçle çelişmeyecek tarzda hareket etmeliyiz. “Allahu ekber” diyor ama zihnimizde başka şeyleri büyütüyorsak bu sözü samimi birşekilde söylemiyoruz demektir.

Mesela bir mevkinin emanetçisi olduğumuzu ve kendi kurumumuza bir personel alacağımızı düşünelim. Adaylar arasında kendi akraba ve yakınlarımız da olsun. Biz bu konumdayken hak eden kişiyi değil de falanca yerden torpilli kimsenin işe alınmasına bir şekilde vesile olmuşsak, bu eylemimizle Yüce Allah’ın dinini büyük tutmamışız demektir. Eğer sözümüzde olduğu gibi fiiliyatımızda da “Allah en büyüktür” demiş olsaydık Yüce Allah’ın dinini en büyük tutar ve bu haksızlığa sebep olmazdık. Hani “Allahu ekber” diyorduk, hani Yüce Allah en büyüktü?

Bencil çıkarlar bir put gibi büyütülüp kalpleri kuşattığı vakitte söz ile amelin çatışması da kaçınılmaz oluyor. Bu gibi durumlarda “Allah en büyüktür” diyemedikten sonra namazlarda onu defalarca söylememiz bizi dürüst ve dindar kılmamaktadır.

Bir namaz bizi haksızlık yapmaktan sakındırmıyorsa mutlaka bir yerinde eksiklik vardır. Biz kendimiz için istediğimizi mümin kardeşimiz için de istiyor muyuz? Bu soruyu çıkarımız söz konusu olduğu durumlarda sormayacaksak bu prensibi defalarca konuşmanın ne anlamı olabilir? Ortada bir nimet olduğunda “bu nimetten yalnızca ben faydalanayım, mümin kardeşim beni ilgilendirmez” diyorsak, bu Yüce Allah’ın ayetini en büyük kabul etmediğimizi ve “Allahu ekber” yerine “ben ve benim çıkarım en büyüktür” demek istediğimizi gösterir. Yüce Allah’ı ve O’nun yüce dinini büyük tutuyorsak kardeşliğin gereği neyse onları yerine getirmeliyiz.

Namazlarda ve gündelik yaşantıda defalarca söylediğimiz “Allah en büyüktür” zikrinin anlamı, hayatın her alanında Yüce Allah’ın dinini ve onun hükümlerini üstün tutmak demektir. Bunu değil de hevamızı ilah edinircesine kendi görüşlerimizi üstün tutuyor ve hak hukuk mevzularında dinin prensiplerine yüz çeviriyorsak bu durum bizim “Allahu ekber”in anlamından gafil olduğumuzu gösterir