Kur’an-ı Kerim’deki ibretli kıssalardan birisi de bahçe sahipleri kıssasıdır. Kalem suresinde anlatılan bu kıssada bahçe sahibi olan bir grup insanın denenme süresinden bahsedilmiştir.
Kur’an-ı Kerim şu ayetiyle kıssaya giriş yapar: “Vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi, bunları da denedik, hani sabah olunca onu mutlaka devşireceklerine, biçeceklerine yemin etmişlerdi.” (Kalem, 17) Daha sonra bahçe sahiplerinin başlarına gelen kötü bir sürprizin anlatımıyla kıssa sona erer.
Bahçe sahipleri, yetimleri ve garipleri hor gören bir anlayışla bahçelerinden çıkan mamulleri kimseyle paylaşmamak için gizli gizli bahçelerine giderler. “Miskin” diye bilinen fakir fukaraları, ihtiyaç sahiplerini yanlarında götürmedikleri gibi, onlara küçük bir pay dahi ayırmazlar.
Giderken de gözlerini madde bürümüş bir halde yalnızca toplayacakları ürünün miktarı hakkında konuşurlar. Yani bugünkü kapitalist materyalist mantığa denk gelen bir mantıkla “hep bana” tarzında hareket ederler ve mala ve kazanca endeksli bir düşünceyi benimserler.
Hiçbir şeyden habersiz bir şekilde tatlı bir uyku çektikten sonra sabah olunca erkenden yola düşerler. Erkenden çıkmalarının sebebi ürünleri devşirmek için acele etmeleri ve fakirlerle karşılaşmak istememeleridir. Bahçeye ulaştıklarında çok kötü bir sürpriz onları beklemektedir.
“Onlar daha uykudayken Rabb’inin katından gönderilen bir salgın (felaket) onu sarıverdi. Ve bahçeleri kapkara kesiliverdi.” (Kalem, 19) ayetinden anlaşıldığına göre telef olmuş bir bahçeyle karşılaşırlar.
Bahçenin kapkara kesilmesi bahçenin yanması olabileceği gibi, bir gecede olağanüstü bir şekilde çürümesi de olabilir. Yemyeşil meyvelerle dolu güzel bir bahçe, insanın gönlünü açıp insana huzur ve sükun verirken bu şekilde kararmış bir bahçe ise bozguna uğramışlığın fotoğrafıdır.
Bu kıssa bize kapitalist mantıkla hareket edenlerin bir gün mutlaka hüsranla karşılaşacağını öğretir. Yüce Allah hesaba katılmadan yapılan işlerin sonucunun ziyan olacağı da muhakkaktır. Nitekim bahçe sahipleri bahçeyi devşireceklerine yemin etmelerine rağmen hüsrandan başka bir şeyle karşılaşmamışlardır.
"Bir istisna da yapmıyorlardı” (Kalem 18) ayetinden anlaşıldığı üzere onlar kazanca odaklanmışlardır ki kazancın ziyan olması ihtimalini akıllarının ucuna bile getirmemişlerdir. Dolayısıyla bu kıssa bizlere Yüce Allah’ı hesaba katmayan sermaye sahiplerinin, karşılaşacağı son hakkında bir ipucu verir.
Bahçe sahipleri Kur’an’da bildirildiğine göre bahçedeki ürünleri devşirmeyi planlarken “inşallah” yani “Allah dilerse” dememişler ve mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdir.
Onların bu yeminleri, denenme sürecinde cüzî iradelerinin bilincinde olmayarak külli iradenin alanına girmeye çalıştıklarını gösterir. Cüzî iradeleri ile bahçeyi biçmeye karar verirmişler fakat onu mutlaka biçeceklerine yemin ederek kendi yetki ve irade alanını aşmışlardır.
Aslında “yarın bahçeyi biçeceğim” demek, cüzî iradenin etrafını kuşatan külli iradeyi hesaba katmamak anlamına gelir. Bir işin olması için cüzî irade ne kadar karar verirse versin, son karar küllî iradenindir. Yüce Allah istemeden hiçbir fiil vukua gelmez. İşte çağımızın insanın anlayamadığı mesele de budur. Kendi kendine planlar yapar, çözümler üretir, hayaller kurar fakat işin sırrının O’nun “ol” demesi olduğunu es geçer. “Ben bir plan yapıyorum ama bakalım Yaratan’ın planı ne olur” diye düşünmez.
İnsan sonuçta telef olmuş bir bahçeyle, yani boşa geçmiş bir ömürle karşılaşmak istemiyorsa cüzî iradesini iyi kullanmalı ve bu denenme sürecinde “Allah’ı bilerek ve O’nu tesbih ederek” başarılı olmalıdır. Bunun davranışına etkisi ise hayatında “inşallah” demeyi düstur edinmesidir.
Bu konuda Efendmimiz’in hayatında şöyle bir örnek vardır: Bir gün Yahudiler, Efendiimiz’e ruh, Eshab-ı kehf ve Zülkarneyn hakkında sorular sorarlar. Efendimiz de “inşallah” (Allah dilerse) demeyi unutarak “yarın gelin cevaplayayım” der. Efendimiz “yarın vahiy gelse de cevap versem” diye düşünürken vahiy, on beş gün sonra gelir. Gelen vahiy Efendimiz’i uyarıcı niteliktedir. “Herhangi bir şey hakkında sakın ‘Ben bunu yarın mutlaka yapacağım’ deme, ‘Ancak Allah dilerse yaparım’ de. Bir şeyi de unuttuğun zaman Rabb’ini an ve ‘Umarım Rabb’im beni bundan daha doğrusuna ve daha iyisine iletir’ de.” (Kehf Sûresi, 23,24) Böylece gaybe ilişkin bir sorumluluk almaması için Peygamber’imiz uyarılmış ve ikaz edilmiştir. (Bkz. Beydavi, Kurtubi, Razi, Taberi)
Görülüyor ki yapacağımız işlerden önce “inşallah” demek oldukça önemli bir konudur. Ki bu kelime küllî iradeye saygı ifadesi olduğu gibi kullun Yüce Allah’ın takdirini hesaba kattığını da ifade eden bir kelimedir. Şayet kul yaptığı işte inşallah demez ve Yüce Allah’ın kararlarını önemsemezse tıpkı bahçe sahipleri gibi sonunda hüsranla karşılaşır.















