Yahyalı'da Bir Alim

e-Posta Yazdır PDF

Allah'ın veli kullarını hakkıyla anlatmaya ne bizim gücümüz ne de kalemimizin mürekkebi yeter. Ne kadar söylersek söyleyelim bir tarafı hep eksik kalacaktır. İşte bu zatlardan bir tanesi de asıl adı Hasan Türkmenoğlu olan Merhum Yahyalılı İpek Hoca'dır. O tam anlamıyla bir gönüller sultanı, mübarek bir şefkat abidesi, kâmil bir peygamber varisidir. Maddî imkânlarından tutun vaktine, güç ve kuvvetinden tutun çoluk çocuğuna kadar sahip olduğu hemen her şeyi Hak yoluna vakfetmiştir.

   Geçimini imamlıkla sağlayan İpek Hoca talebelerini evinde okutmuş onların ihtiyaçlarını da kendisi üstlenmiştir. Kazancının birçoğunu ilim yolunda harcadığından ihtiyarlık döneminde ancak bir ev sahibi olabilmiştir. O da zor şartlarda yaptırabildiği küçücük bir evdir. İpek Hoca Allah yolunda bir insan ne kadar gayret sarf edebilirse o kadar gayret sarf etmiş, bu uğurda hiçbir zahmetten kaçınmamış fedakâr bir zattır. Kayseri'nin karlı kış günlerinde köylerde vaaz vermek için binek sırtında zahmetli yolculuklar yapmıştır. Bulunduğu ilçede kimin ne sıkıntısı varsa ilgilenmiş, insanların zor günlerinde hep yanlarında olmuştur.
   Halkın ona "İpek Hoca" ismini vermesinin nedeni yumuşak huylu ve şefkatli tavırlarıyla insanlara sevecen yaklaşmasıdır. İpek yumuşaklığındaki ses tonuyla her gördüğü kimseye Allah'ın selamını vermiş, mahalledeki çocuklara kadar herkesin gönlünü almayı bilmiştir. Örnek vasıflarından dolayı çevresi tarafından çok sevilen İpek Hoca adeta bir iletişim uzmanı gibidir. İnsanların gönlünü kazanmak konusunda çok başarılıdır. Onun iletişim tarzını gösteren örneklerden birisi de; çok iyi bildiği bir konuyu bile bir başkasından dinlerken sanki hiç duymamış gibi dinlemesi ve muhatabına değer verdiğini hissettirmesidir. Hacı Ali Demirci bir yazısında onun bu yönünü şöyle ifade eder: "Bir sosyal bilimci olan Dale Carnegie'nin Dost Kazanma Sanatı adlı kitabı, pek çok dile çevrilmiş milyonlarca satmış bir eserdir. Bu eseri de okudum, Hocamın sohbetlerinde de bulundum. Övgüyle bahsedilen kitaptaki metotlar, İpek Hocam'ın dost kazanmadaki üstün marifetleri yanında çok yüzeysel kalır."

   Onun en önemli özelliklerinden birisi de temiz ve düzgün giysiler giymesi ve güzel kokular sürünmesidir. O bu yönüyle insanlarda çok güzel tesirler bırakmıştır. Gece ibadeti için her gece kalktığında hiç üşenmeden sanki önemli birisini ziyarete gidiyormuş gibi en güzel elbiselerini giymiş ve Rabbi'nin huzuruna öylece çıkmıştır. Bir ara Almanya'da bir ay kadar kalan İpek Hoca oradayken hep ayakta vaaz verdiği için dizleri ve ayakları şişmiş, hasta düşmüştür. Ev halkının anlattığına göre bu dönemde bedenî olarak çok ciddi rahatsızlıklar yaşamasına rağmen gece ibadetini terk etmemiştir.

   Merhum İpek Hoca'nın damadı Nuri Adıgüzel Bey üniversiteden hocam olması hasebiyle kendisini bir kere görmek nasip oldu. Sivas'ta Ulu Camii'nin yakınlarındaki bir evde misafir olmuştu. Biz de onu ziyaret etmek için o eve gitmiştik. Odada onu ziyarete gelen epey misafir vardı. Vefatına yakın olan bu dönemde gözlerinden ameliyat olduğu için bizi karartı şeklinde gördüğünü söylüyordu. Orada onunla birkaç cümle olsun sohbet etme şerefine kavuştum. Büyük zatlarla konuşurken çok fazla konuşmanın edebe mugayir olduğunu düşünerek sorduğu sorulara tek kelimelik cevaplar veriyordum. Zaten kendisi de gayet az ve öz konuşuyordu. Çok fazla hürmet edilmesinden rahatsız oluyor ve ara sıra "bana hoca diyorsunuz ama ben hoca falan değilim" cümlesini tekrar ediyordu.

   Orada İpek Hoca'yı ilk gördüğüm an çok değişik duygular hissetmiştim. O an kuşatıcı bir hava sanki beni içine doğru çekiyordu. İç dünyasında sanki devamlı bir yerlere seyahat ediyor gibiydi. Derken bir ara, hüzünlenir gibi oldu sonra yüzü kızardı ve etrafa manevi bir elektrik yayıldı. Belki o haliyle sevgilisine kavuşmayı bekliyordu. Gel gör ki arada yırtılası zaman perdesi vardı. Zaman belki de onun için bir sürgünden ibaretti. Sanki onun bu hali Üstat Sezai Karakoç'un Sevgili, En Sevgili, Ey Sevgili, Uzatma dünya sürgünümü benim" dizelerinin bir tefsiriydi.

   Bu görüşmeden önce İpek Hoca hakkında muhterem bir Hacaefendi olmasının ötesinde bir şey bilmiyordum. Onu gördüğümde ise "tasavvufta bahsedilen kırklardan birisi olabilir mi acaba" diye düşünmekten kendimi alamamıştım. Kaderin tecellisine bakın ki vefatından bir zaman sonra "üçler, yediler ve kırklar"la ilgili yazdığı "Gayp Erenleri" adlı kitabının imla ve dip notlarını düzenlemek bana nasip oldu. Bu kitap Mavi yayıncılıktan yayınladı.

   2002 yılında vefat eden merhum İpek Hoca tasavvufa intisabı olmakla birlikte bir tarikat şeyhi de değildir. Fakat onun çok garip hallerinin olduğu anlatılır. Nitekim kendisinin kırklardan bir zat olduğunu onu tanıyan birçok kimseden duymuştum. Bulunduğu ilçede onu tanıyanlar hakkında birçok garip olaylar anlatıyorlar fakat bunları idrak edebilmek bizim gibiler için gayet zor. Rahmetli İpek Hoca sağlığındayken bu yönünü gizlemek için en azami gayreti sarf etmiş olsa da yine bilenler onu bilmektedir. Vefatından kısa bir zaman önce onu evlerinde misafir eden damadı Nuri Adıgüzel Bey utana sıkıla şöyle bir olayı anlatır: "Bizde kaldığı süre içerisinde, evimizin alışverişlerini yapmak için, bizim evin karşısındaki markete gidiyordu. Bir gün, karşımızdaki market görevlisi bana: 'sizin misafiriniz olan o ihtiyar kimdi?' diye sorduktan sonra şunları anlattı: 'O amcaya sırtımda senelerdir bir ağrı var, bir türlü geçmiyor, demiştim. Bir gün sonra, sabah namazı vaktinde, bir rüya gördüm. Rüyamda, o amca geldi, sırtımı eliyle ovaladı ve uyandım. Uykudan kalktığımda, sabah ezanı okunuyordu. O günden sonra sırtım hiç ağrımadı.' Bunu anlatan adam bizim karşıdaki markette çalışan bir adam ve kayın pederimin, bulunduğu ilçede tanınmış bir hoca olduğunu filan bilmiyor. Kayınpederi tanıyan birisi olsa diyeceğiz ki; 'bu adam kayınpederin hoca olduğuna inandı, bu şartlanma sonucu rüyasında onu gördü.' Ama öyle diyemiyoruz. Demek ki Yüce Allah bazı kişiler vasıtasıyla şifa dağıtıyor."

   Yazımızın başında söylediğimiz gibi bizim İpek Hoca'yı anlatabilmemiz haddimiz değildir. Yazımız bitmiştir ama çok şeyler de eksik kalmıştır. Çok güvenilir kişilerin onun hakkında anlattığı birçok garip olaylara da bazı nedenlerden dolayı hiç giremedik. Cenab-ı Allah cümlemize dünyanın her tarafında sevenleri bulunan İpek Hoca gibi mübarek zatları daha iyi tanımayı nasip etsin. Bizleri Yunus Emre'nin "Gafil ne bilsin kimde hüner var" diyerek anlattığı gafillerden etmesin. Amin.