İçimden Geldiği Gibi

e-Posta Yazdır PDF

 

Aziz kardeşim ne imkânsızlığından bahsediyorsun? "İmkânsız" diye bir şey var mı?  "İmkansız"ın var olduğunu zannetmek henüz olgunluk yolunda emeklenildiğinin bir işareti... İmkânsız diye bir şeye inanmak düpedüz imansızlık...

           

Kime ne imkânsızmış? Her şeye izin veren, dilediğine engel koyan O değil mi? O halde imkânsız olan ne? Senin imkânsız zannettiğin şeyler esasında mümkün… Sorunlarının hallolması, her şeyin eskisinden çok daha güzel olması mümkün… Sen buna böyle inan. O halde “of”, “üf” demeyi bırak da dilini “Elhamdülillah” demeye alıştır.

           

Hayatı yaratan Yüce Allah onu çok güzel yaratmıştır; tıpkı her şeyi çok güzel yarattığı gibi… Eğer nefes almanın, ne kadar güzel bir şey olduğundan şüphen varsa, birkaç dakika nefes alma. Eğer suyun dünyanın en güzel içeceği olduğundan şüphe ediyorsan, sıcak günlerde suyu özle… Ağaçlara bak, denizlere, ırmaklara, dağlara bak; gör bütün güzellikleri. Sonra Ay’a, Güneş’e, yıldızlara bak; hayran ol… Böceklere, kuşlara, kelebeklere, bal arılarına bak… Sonra bütün bunları yaratan Kainat’ın tek Sahibi’ne yönel ve O’na itaat et, O’nun hükmüne razı ol. O’nun nizamını ve kanunlarını her şeyin üstünde tut. O’nun şeraitinin bir hakikatine dünyaları değişme.

           

Bir dua ettin de kabul olmadı mı? Bil ki bütün imkânları Yaratan’a senin duana icabet etmek gayet kolaydır. Onun seni duymadığını mı, görmediğini mi sanıyorsun? Her şey O’nun ol demesiyle olmaya bakıyor. Kabul olmadı sandığın duan aslında O’nun bilgisi dâhilinde… Bekletilmesinde bilemeyeceğimiz nice hikmetler var. Dur bekle biraz, acele etme! “Allah’ın bir bildiği var” de ve itiraz kapısını aralama. İsyan edip de güzel yaratılışını bozma; fıtratına ihanet etme. 

           

Sana düşen sadece Allah’ı bilmek ve yalnızca O’na güvenmek… Allah’ı bilirsen “niye, neden böyle oldu” diye sormazsın. O zaman sadece O’nun verdiği hükümlerdeki hikmetleri ararsın. O’na olan güvenin tam ise imanın da tamdır. O’na güveniyorsan hayattan korkmana gerek kalmaz.

           

Bir göz ki hak nuru ile bakarsa merak etme görmesi gerekenleri görür. Bir kulak yeter ki duymak istesin, istediği duyurulur. Mevla nasibi olan kimselere bir yol göstereceği zaman, ona vahiy meleği Cebrail’i gönderip de yol göstermez. Vahiy meleği çoktan geldi ve hidayet rehberi olan Kur’an’ı çoktan getirdi. Bir sıkıntıya düştüğün zaman çözümü Kur’an ve sünnette ara. Sen böyle yaparsan tevafuk zincirleri dizilir ve sana başka başka yollar gösterilir. 

           

İlla ki rüyana aksakallı bir dedenin girmesini bekleme. Ya bir komşusuna gittiğinde komşun sana bir şeyler söyler, ya bir sohbette bir şeyler öğrenir yahut bir kitaptan rastlarsın. Aradığını bir şekilde bulursun. İşte bu tevafukların bir hikmeti vardır. Bazen bu tevafuklar sana garip gelir. Sen bu garipliklere "nasıl oldu" deme? Onda takılıp kalma. O gariplikleri yaşatana çevir yönünü. Yaratan isterse her şey olur, o istemezse hiçbir şey olmaz.

           

Sakın evliyaların ikliminden uzaklara gitme. Bir insan bile sevdiklerinin hatırı için neler neler yaparken Yüce Allah sevdiklerinin hatırı için kim bilir neler yapar. Elhamdülillah bizim Allah dostlarına olan sevgimizi ve güvenimiz tamdır. Onların sırlı hallerine muttali olamasak da onları inkâr etme cehaletine de düşmeyiz. Kur’an ve sünnetten ayrıldığını görmediğimiz halde, veli kulları inkâr edemeyiz. Hem neyimize güvenerek velilere yüz çevirelim? Nursuz bir yüze, zikirsiz bir dile, şevksiz bir gönle güvenerek mi?

           

Evliya gölgesinde oturduğumuz tatlı günlerin hatırını nasıl olur da unuturuz? Aşkımız tükenme demine geldiği anlarda, gönül depomuzda ilahi aşk adına bir damla kalmadığında, kim bizim ruhumuzu Mevla aşkıyla doldurmuştu? Kimin sohbetleri yaramıza bir merhem, bir şifa olmuştu. Kötü bakışlı insanlar zannediyor ki evliyalar da tıpkı kendileri gibi kötü bakışlı. Oysa onların her birisi birer ayna hükmünde… Onlara bak ve kendini gör.

           

Evliyayı bil, tanı, fakat ondaki nuru onundur sanma. Allah isterse hak nurunu taşa bile yansıtır. Sen taşa değil nura bak… Taşa yönelirsen putperest olursun, nura yönelirsen kamil bir mümin olursun.

           

Artık kendi doğrularınla kibrit kutusundan kuleler inşa etmeyi bırak. Aklına güvenen kimseler çoktan yolda kaldılar. Akılsız hareket edenler de çamura saplandılar. Sen ne aklını terk et, ne de aklını yücelt. Aklını kullan kafi. 

           

Allah’a güven, O’ndan gerisini terk et. İşte o zaman dünyanın en büyük çilelerini tatmış bile olsan neşeli, mutlu olursun. Seni dünyada mutsuz eden şey bil ki dünyadan beklentilerindir. Yalan dünyaya merdiven dayarsan, her an bir gümbürtüyle düşebilirsin. Ama merdiveni kamil bir mürşidin yüreğine dayarsan, bil ki o seni mahcup etmez.

           

Şimdi Kur’an mushafından tevafukat yoluyla açtığım bir ayeti okuyalım: "Elçiler hediyelerle Süleyman peygambere geldikleri zaman Süleyman peygamber onlara dedi ki: 'Sizler bana maddi yardımda mı bulunacaksınız (mal ile mi yardım edeceksiniz) Hayır Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha hayırlıdır. Siz bu hediyenizle sevinip övünebilirsiniz." (Neml Suresi 36)

           

Süleyman peygamber bir gönül zengini iken elbette kendisine verilen hediyeler ile mutlu olup sevinecek değildi. Zira kendisine verilmek istenenler, kendisinin sahip oldukları, yanında hiçbir şeydi. Bir insan ki kendisine merhamet, uysallık, iyi niyet, güzel geçim ve birçok iç güzelliği verilmişse, tutar da yalancı dünyanın sultanlarının hediyelerine gönlünü verirse yazık etmiştir kendisine. O gelecek olan dünyalık hediyelerle kafasını meşgul eder de, Allah ve resulünün sevgisinden, velilerin sevgisinden gafil kalırsa hüsran işte o zamandır. Rabbimi bize de Süleyman Peygamber gibi “Allah’ın bana verdiği sizin verdiğinizden daha hayırlıdır” diyebilmeyi nasip et.