Hacı Bayram Veli Hazretleri

e-Posta Yazdır PDF

Bugün Ankara denilince ilk olarak aklımıza Hacı Bayram Veli Hazretleri
gelir. Bunun sebebi bu zatın maneviyat dünyasına bıraktığı büyük
izlerdir. Bu yazımızda Ankara’nın sembolü olan ama aynı zamanda
bir gönül sultanı olan bu büyük zatı tanıtmaya çalışacağız. 1340
yıllarında dünyaya geldiği tahmin edilen Hacı Bayram Veli Hazretleri
1430 yılında vefat etmiştir.1 Hacı Bayram Veli’nin esas adı Numan’dır.
Ona bayram adını Somuncu Baba ismiyle bilinen şeyhi Hamid-i Veli
Hazretleri vermiştir. Şeyhi ile ilk defa karşılaştığında Kurban Bayramı
olduğundan Şeyh Ebu Hamid Hazretleri ona ‘Bayram’ adını vermiştir.2
Hacı Bayram Veli Hazretleri 45 yaşında iken tasavvuf yoluna girene
kadar müderrislikle meşgul olmuştur.3 O vakte kadar Kara Medrese’deki
görevine yaklaşık yirmi yıldan beri devam etmiştir. O sırada ünlü eski
müderrislerden Kayserili Ebu Hamidüddin Hazretleri, Kuzey İran’dan
dönmüş irşad faaliyetleri ile meşguldür. Bu ünlü şeyh, fazilet sahibi
Ankaralı müderris Numan Efendi’yi tanımakta ve onu takdir etmektedir.

 


Numan Efendi’deki temiz özün farkına varan Ebu Hamid Hazretleri,
onun kendisine gelmesini beklemeden, halifesi Şücaeddin Karamanî
Hazretlerini Ankara’ya yollar. Şüca, Ankara’ya gelir ve Müderris Numan’a
şeyhinin kendisini Kayseri’ye davet ettiğini söyler, Müderris Numan da
Davete uymak Hz Peygamber Efendimizin sünnetidir’ diyerek daveti kabul
eder. Böylece ikisi beraber Kayseri’ye doğru yola düşerler. Kurban
Bayramının  birinci günü Kayseri’ye ulaşan Müderris Numan Efendi, Ebu Hamid
Hazretleri’ni görür görmez ellerinden öper. Bu buluşmada Şeyh Hamudiddin,
Numan Efendi’yi, tasavvufî terbiye almadan ölmüş ulemanın ruhları ile
manevi temas kurdurarak, ona ikisi arasındaki huzur farkını gösterir.
Nefsinin pisliklerinden arınmış âlimlerin mezarlarının yanında ahireti
tefekkür  edince, içine huzur doğan Hacı Bayram Hazretleri, aynı olumlu
etkiyi bu  terbiyeyi almamış olan âlimlerin mezarı başında bulamaz. Aksine
bir tür sıkıntı bile söz konusudur. Ebu Hamid bu tecrübeyi bizzat yaşayan
acı Bayram  Hazretleri’ne ‘Öldükten sonra mezardaki halin huzurlu mu olsun
huzursuz mu? Eğer huzurlu bir kabir hayatına sahip olmak istiyorsan gel bu
yola gir ve  bana bağlan tasavvufi yolda nefis terbiyesi ile meşgul ol, aksi
halde Ankara’ya  git ve ölene kadar kendi halinde yaşamını sürdür’ der.4 Bu
sözleri saygıyla  dinleyen Hacı Bayram Veli Hazretleri, artık Hamid-i Veli
hazretlerinin etki alanına girmiş ve tabir-i caizse fişi prize takmıştır.
Artık aralarında hiçbir zaman kopmayacak olan bir sevgi bağı kurulmuştur.
Kurban Bayramı  olan o gün mürşidini bulmasıyla iki bayramı bir arada
yaşamıştır.


“Bayramî imdi, Bayrami imdi Yar ile bayram oldu şimdi.”

Bu buluşmadan kısa bir müddet sonra Bayram Veli Hazretleri, Hamid-i
Veli Hazretleri ile birlikte Bursa’ya yerleşirler. El emeği ile geçinmeyi
kendisine misyon edinen Ebu Hamid o dönemde, ev ve fırından oluşan
küçük mekanında yaşamakta,  pişirdiği ekmekleri Ulu Cami’nin karşısındaki
Sahaflar Çarşısında satmaktaydı. Bu yüzden dolayı halk arasında “Somuncu
Baba” ismiyle bilinmekteydi. 5 Bunun dışında melami meşrebinin gereği
üzere kendisini daima gizlemeyi ilke edindiğinden, tasavvufi neşveyi
babası Şeyh Musa’dan alan Ebu Hamid aynı zamanda Kayseri ulamasından
ciddi bir tahsil gördüğü halde, ilmi yönünü halktan gizlemekte6 ve halk
arasında meşhur bir zat olarak bilinmemekteydi. Ta ki o meşhur hutbeye
kadar... 1400 senesinin mart ayında Bursa Ulu Cami inşaatı bitince Cuma
namazının  kıldırılması, ilk hutbenin okunması ve sonrasında caminin
açılışının yapılması için dönemin padişahı Yıldırım Beyazıd, damadı Emir
Sultan Hazretleri’ne ricada bulununca, Emir Sultan Hazretleri de ona
“Zamanımızın kutbu  şehrimizde iken nasıl olur da biz kıldırabiliriz”
diye cevap verir. Yıldırım  Beyazıd “bu zat kimdir” diye sorunca, Emir
Sultan’dan “Ebu Hamid”  cevabını alır. Bunun üzerine Yıldırım Beyazıd
cuma namazını kıldırarak camiyi ibadete açması için Somuncu Baba’dan
ricada bulunur.  Ebu Hamid, “Ulül emre itaat vaciptir” diyerek bu isteği
kabul eder. 

 

Vakit geldiğinde minbere çıkan Ebu Hamid Hazretleri
hutbesinde Fatiha  Suresi’ne üç ayrı anlam vererek açıklar. Hutbeyi
dinleyen herkes bu derin  mânâlar karşısında şaşkınlık içerisindedir.
Devrin şeyhülislamı Molla  Fenari bu hutbeyi şöyle özetler: ”İlk
verdiği mana herkesin bildiği,  ikinci verdiği mana bir kısım
insanların bildiği, son verdiği mana da  kimsenin bilmediği
tarzdaydı.” Bu hutbeden sonra halkı hayretlere düşünen  Hamidüddin-i
Veli halkın gözünde bir anda parlar ve şöhret bulur.7


Bu şöhretten kaynaklanan ilgi artışından dolayı huzursuzluk duyan
Ebu Hamid, Hacı Bayram Veli ile birlikte Bursa’yı terk ederler. Zira Hacı
Bayram Veli Hazretleri, şeyhi Somuncu Baba’dan ‘her kande giderler ise
refik ve şefik ve yar- ı sadık olmayı’ istirham etmiş ve bu isteği de olumlu
karşılık görmüştür.”8


İki yoldaş uzun bir yolculuktan sonra Şam’a ulaşırlar. Burada biraz
kaldıktan sonra hac vazifesini ifa etmek için Hicaz’a giderler. Üç
yıllık ayrılık tan sonra Anadolu’ya tekrar dönen iki yoldaş, Darende
ve Aksaray’da Somuncu Baba’nın vefatına kadar bir müddet kalırlar.
Velayet sırrını Hacı Bayram’a teslim eden Ebu Hamid Hazretleri 20
Eylül 1412 tarihinde 80 yaşında iken kendi tabiriyle “bu çilesi bol
dünya”dan ayrılır.9 730/1331 yılında Kayseri’nin Akçakaya köyünde
doğduğu tahmin edilen Hamid-i Veli Hazretleri’nin Aksaray’da mı
yoksa Darende’de mi vefat ettiği tartışmalı bir konudur. Bu gün her iki
ilde de ona ait olduğu söylenen bir türbe bulunup, aynı zamanda onun
soyunu devam ettiren aileler bulunmaktadır. Ahmet Akgündüz’ün
kitabında Hamid-i Veli’nin vefatından sonraki vazifeyi Bayram Veli
hazretlerine devredişi ile ilgili şöyle bir bilgiye yer verilmektedir:
“Somuncu Baba, bu makama layık olan oğlu Yüsuf Hakiki’ye değil
de manevî bir tenbih üzerine Hacı Bayram Veli’ye devrettiğinde
Yüsuf Baba biraz  kırılır. Anlatılan bir menkıbeye göre bu meseleyi
kendisine dert eder.

Böyle bir vaziyette kuyudan su çekerken babası
onu çağırır ve şöyle der: ‘Bak evladım Hz Peygamber’in yolu açıktır,
orada hakikati  tüm çıplaklığı ile göreceksin. Her meselede işi ehline
bırakmak dinimizin emridir. Hakikate en ziyade aşina ve talebe
yetiştirmeye en müsait Hacı Bayram’ı görüyorum. Babalık şefkati
hakikati görmeme mani olmaz.’ Bunun üzerine Yusuf Baba’nın şu karşılığı
verdiği anlatılmaktadır: ‘Babacığım padişahlar koskoca dünya saltanatlarını
oğullarına bırakıyorlar’ Şeyh Hamid bu cevap üzerine sarsılır ve bunun
şeriatın emrettiği doğru bir gelenek olmadığını anlatır. Uzun bir nasihatten
sonra Yusuf Baba, babasına hak verir; Hacı Bayram Veli’ye mürid olur
ve tarikatını onun yanında ikmal eder.”10 Şeyhi vefat ettikten sonra
Ankara’ya dönenen Hacı Bayram Veli Hazretleri, Ulus semtinde yüksekçe
bir tepede bulunan eski Hıristiyan Ogüst Mabedi’ne bitişik olarak tekkesini
inşa ettirir. Bu gün hala Ankara’nın sembolü olan bu Cami Ulus Semti’nde
ziyarete açıktır. Bu camiinin ilk imamı şu an İznik’te medfun bulunan
Eşrefoğlu Rumî Hazretleridir.11

Müderrislik maaşı gibi yüksek bir maaşı terk eden ve mütevazı bir
geçimi kabullenen Hacı Bayram Veli, artık Ankara’da basit bir çiftçi
gibi yaşamakta, aza kanaat ederek hayatını sürdürmektedir.
Müritlerini de daima bu anlayışla yetiştirmiştir. Zira; “Hacı Bayram
Veli’nin uygulamadaki en önemli adeti, müritlerine el emeği ile
geçinmeye teşvik etmesidir. Asalak yaşayıp başkasının yardımı ile
geçinmek yerine alın terinin rızk kazanmada önemli bir fazilet
olduğunu müritlerine aşılmaktaydı.”12 “

 

Bilindiği gibi tasavvufta
tembelliğe, başkasının sırtından hayat sürdürmeye yer yoktur.
Tarihte hemen her gerçek sufinin bir mesleği vardır. Mesela Ali
Hemezani takke örüp satarak, Emir Sultan zengin çocuklarına özel
dersler vererek, Hacı Bayram yaşlı halinde bizzat tarlada çalışarak,
Akşemseddin doktorluk yaparak geçimlerini sağlamışlardır.”13
O’nun tasavvufi anlayışında asla dünyayı terk etmek diye bir
düşünce söz konusu değildir. “Mutasavvıf olarak dünyayı red ve
terk yerine, onu imara ve ıslaha yönelmiştir.”14 O tam mânâsıyla
bir aksiyon adamıdır. Bu görüşü destekleyen faaliyetlerinin başında
ise, bir sosyal yardımlaşma organizasyonu kurması söylenebilir.
Günümüz Bağ- Kur, Emekli Sandığı, Kızılay, Çocuk Esirgeme
Kurumu gibi çeşitli organizasyonların bundan beş buçuk asır önce
Hacı Bayram Veli tarafından bir ölçüde gerçekleştirilmesi çok
önemli bir vakıayı tespit eder. Kuşkusuz girişimci ruhla elde
edilen bu tür başarılar, bütün büyük sufilerin hayatlarında kendilerini
göstermektedir. Bunun tersini söylemek, ancak bir bilgisizlik veya
kötü niyetle açıklanabilir.
.....................................................................
1 Bkz. Cebecioğlu, Edhem, Hacı Bayram Veli, Ankara, 1994,
s, a.g.e., s. 9 , 2 Bkz.Cebecioğlu, s.10, 3 Bkz. Cebecioğlu, s.13,
4 Bkz. Cebecioğlu, s. 16, 5 Cebecioğlu,bkz, s. 19, 6 Bkz.
Akgündüz, Ahmed, Arşiv Belgeleri Işığında Somuncu Baba
ve Neseb-i Âlisi, İstanbul, 1995, s. 24,38 , 7 Bkz. Cebecioğlu,
a.g.e., 21, 8 Özköse, Kadir, Hacı Bayram Veli ve Yaşadığı
Döneme Tesiri, Tasavvuf, Yıl 5, sayı 12, Haziran 2004, s. 55 , 9
Bkz. Cebecioğlu, a.g.e, 22, 10 Akgündüz, a.g.e., s. 158, 11 Bkz.
Özköse, a.g.e., s. 23, 12 Özköse, a.g.e., s.60, 13 Cebecioğlu, a.g.e.,
s. 20, 14 Özköse, a.g.e, s. 61, 15 Bkz. Cebecioğlu, a.g.e., s. 112