Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri

e-Posta Yazdır PDF


Celvetiye tarikatının piri olan Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri yaklaşık olarak 1541 tarihinde Şerfelikoçhisar’da doğmuştur. Babası Fadlullah b. Mahmud’tur. Asıl adı Mahmud olup “Hüdayi” ismi kendisine şeyhi Muhammed Üftade Hazretleri tarafından verilmiştir. Soyunun Cüneyd-i Bağdadi Hazretlerine onun vasıtası ile de Hz Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem’e dayandığı söylenmektedir.

Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerinin silsile-i şerifi şöyledir:

23. Somuncu Baba (k.s.) 1412
24. Hacı Bayram Veli, (k.s.) 1429,
25. Akbıyık Meczub (k.s.) 1455
26. Hızır Dede (k.s.) 1512
27. M. Muhyiddin Üftade (k.s.) 1580
28, Aziz Mahmud Hüdayi (k.s.) 1628 

Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri kişilik itibari ile çok kibar, nazik, zarif bir şahsiyettir.  İnsanlara karşı ayrım yapmaksızın yumuşak ve şefkatli davranmayı daima kendisine düstur edinmiştir. Ailesine ve çocuklarına karşı da her zaman son derece merhametli, tatlı dilli, güler yüzlü bir baba olmayı başarmıştır. 

Çocukluğu Sivrihisar’da geçmiş olup daha sonra İstanbul’da Küçük Ayasofya Medresesi’nde tahsile başlar. Hocalarından en şöhretli olanı Nazırzade Ramazan Efendi’dir. Talebeliği esnasında Halvetiye tarikatına mensup Küçük Ayasofya Camii Şeyhi Nureddinzade Muslihiddin Efendi’nin sohbetlerine katılır. Kahire’de bulunan Şeyh Kerumuddin Halveti den de usul-i esma dersleri alır. Aziz Mahmud Hüdayi, otuz üç yaşlarında iken hocası Nazırzade ile birlikte Bursa’ya gelerek orada üç sene kadar Ferhadiye Medrese’sinde müderrislik yapar. Hocasının vefatı ile aynı dönemde Bursa kadılığına getirilen Hüdayi Hazretleri kadılık yaptığı dönemde, bir gece rüyasında bazı tanıdığı kişilerin cehennem ateşinde yandığını görmesi üzerine bu durumdan fazlası ile müteessir olur. Rüyanın verdiği teessür duyguları içerisinde iken, görmekte olduğu bir boşanma davası esnasında, esrarengiz bir takım olaylarla karşılaşması neticesinde, şaşkınlığı bir derece daha artar. Karşılaştığı bu durum üzerine hemen o davayı gördükten sonra kadılığı bırakarak kendisini irşad edecek bir şeyh arayışına girer. İlk önce, Mısır dönüşünde önceleri zaman zaman sohbetine katıldığı Halveti şeyhlerinden Eskici Mehmet Dede’ye bağlanmak istese de onun “Senin nasibin bizde değil, Hz. Üftade’dedir, sen ona müracaat et” demesi üzerine Üftade dergahına yönelir. 

Otuz altı yaşında iken Üftade Hazretleri’ne intisab etmiş bulunan Hazreti Hüdayi’den mürşidi evvela, mal ve mülkten, ikinci olarak memuriyetten feragat etmesini, üçüncü olarak da nefsini ayaklar altına almasını ister. Hüdayi Hazretleri mürşidinin bütün bu isteklerini tereddütsüz kabul ederek onun irşad halkasına katılır. Beyat ederken mürşidine verdiği sözleri bir bir yerine getirerek önce mal ve mülkünü fukaraya dağıtır, sonra da memuriyeti ve makamını terk eder. Dergaha kabulü ile birlikte nefsini ayaklar altına alabilmek için çok sıkı bir riyazata başlar. Uludağ eteklerinde Yerkapı Semti’nde bulunan dergahın çilehanesinde üç yıl boyunca zaman zaman çile doldurarak tasavvufi eğitimini ikmal eden Hazreti Hüdayi, zaman zaman da Şeyhi Üftade’nin emriyle Bursa sokaklarında kadı kıyafetiyle ciğer satarak ağır bir nefis imtihanından geçirilir. Ciğerleri astığı sırıklar bu gün Bursa’da Üftade Dergahı’nda hatıra olarak hâlâ saklanmaktadır. Hüdayi Hazretleri Bursa’daki bu üç yılın sonunda kemal derecesine ulaşarak seyr-ü sülukunu tamamlaması üzerine Şeyhi Üftade Hazretleri tarafından kendisine tasavvufi hilafet teklif edilir. Fakat bu yükün ağırlığının çok, sorumluluğunun ise fazla olduğunun bilincinde olan Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri bu göreve karşı pek istekli olmayınca şeyhi Üftade Hazretleri ona şöyle telkinde bulunur: “İrşadı kabul eylersen Allah’tan bil. Allah Teala ise na-ehil olanlara irşad vermez. Zira benden sonra gayrı şeyh ile sohbet edemezsin. İmdi irşad sana lazım oldu. İlel’an beş kere söylüyorum kabul edesin.” Bu ısrar üzerine Sivrihisar’a halife sıfatıyla gönderilir. Altı ay kadar Sivrihisar’da kalan Hüdayi Hazretleri şeyhinin hasretine daha fazla dayanamayarak onunla görüşmek için Bursa’ya geri döner ve bu ziyaretinde şeyhiyle yaptıkları özel görüşmede kendisine Üsküdar taraflarına gitmesi işaret buyrulur. Bundan kısa bir süre sonra gözünün bebeği olan üstadı Üftade Hazretleri 26 Temmuz 1580 tarihinde rahmet-i Rahman’a kavuşacaktır. 

Mürşidinin vefatından kısa bir süre sonra İstanbul’a gelen Aziz Mahmud Hüdayi, Üsküdar Çasmlıca’daki Musalla Mescidi’nin olduğu yere taştan iki oda yaptırarak oraya yerleşir ve çok mütevazı bir hayat sürmeye başlar. Daha sonra Üsküdar’da Rum Mehmet Paşa Camii’nin yakınına taşınacak ve o dönemlerde, devrin Şeyhülislam’ı Sadreddin Efendi’nin ricasını kıramayarak Küçük Ayasofya Tekke’sinde şeyhlik makamına oturacaktır. Bir müddet kadar da Fatih camiinde vaizlik yapacaktır. 1595 yılına tekabül eden bu dönemde Üsküdar’dan bir arsa satın alarak dergahını inşa ettirmeye karar veren Hazreti Hüdayi, artık bu dergahta her kesimden insanın irşadıyla ilgilenmeye başlayacaktır. Dönemin padişahları III Mırad, III. Mehmed, I. Ahmed, II. Osman ve IV. Murad onun öğütlerini almış kişiler arasındadır. Hayatı boyunca devlet ricali ile iyi ilişkiler kuran Aziz Mahmud Hüdayi, IV.Murad Han’a saltanat kılıcını bizzat kendisi kuşatmıştır. Yine 1595 yılında İranlılarla yapılan Tebriz Sefer’ine de Ferhad Paşa ile birlikte bizzat katılmıştır. Bu yıllarda Üsküdar Mihrimah Sultan Camii’nde de zaman zaman vaizlik yapan Aziz Mahmud Hüdayi 1616’da kendisi tarafından açılışı yapılan Sultan Ahmed Camii’nde ilk hutbeyi okumuş ve hayatının sonuna kadar her ayın ilk pazartesi günü bu camide halka vaaz etmiştir. 

Ömrü boyunca sekiz padişah gören, pek çok devlet adamının ilgisiyle karşılaşan, 25 kadar da tasavvufi eser bırakan Üsküdar’ın cansuyu Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri, takvimler 1623 ekimini gösterirken yaklaşık doksan yaşları civarında Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Üsküdar’da kutlu bir tepede bulunan türbesinde yazılı olan meşhur dûası şöyledir: “Sağlığımızda bizi, vefatımızdan sonra kabrimizi, ziyaret edenler ve türbemizin önünden geçtiğinde Fatiha okuyanlar bizimdir. Bizi sevenler denizde boğulmasın, ahir ömürlerinde fakirlik çekmesin, imanlarını kurtarmadıkça göçmesin” Aziz Mahmud Hüdayi’yi ve şeyhi Üftade’den bahseden bu kısa yazıyı Hüdayi Hazretlerinin şu kıymetli öğütleri ile bitiriyoruz. “Ey Hak yola talib olan uyumlu derviş arkadaş. Senin bir dış bir iç dünyan, bir suretin ve bir mânân var. Amellerin de öyle. Onların da bir kısmı cismani bir kısmı kalbî ve ruhanî. Bunlardan bir kısmını terk etmek eksiklik ve emr-i ilahiye muhalefettir. İlahi emirlere muhalefetin sonu ise hüsrandır. Zahir ve batının şartlarına riayet, insanın kemalini gösterir. Kemal arzu ediyorsan, manevi derecenin  yükselmesini diliyorsan zahir ve batının şartlarına uyman ve ibadetlere koşman gerekir. Namaz, kalbi ve kalıpla ilgili amelleri, cehrî ve hafî zikri toplayan ve kulu yüksek derecelere ulaştıran bir ibadettir.”