Zincirle Gelen Misafir

e-Posta Yazdır PDF

Tasavvuf tarihindeki üç büyük “şems”ten biri olan Akşemseddin Hazretleri’nin asıl adı Muhammed b. Hamza olup 1390’da Şam’da doğmuştur. Soyu Hz Sıddık-ı Azam’a ve Şihabuddin Sühreverdi’ye dayanmaktadır. Yedi yaşında iken babası ile birlikte Amasya’nın Kavak ilçesine yerleşen Akşemseddin henüz o yaşlarda iken hafız olmuştur. Daha sonra medrese tahsilini ikmal ettikten sonra Çorum’un Osmancık ilçesindeki medreseye müderris olarak atanmış ve 1459’da Göynük’te vefat etmiştir. 

Akşemseddin Hazretleri eski Yunan filozoflarının kitaplarını okumuş Sokrat, Aristo ve Eflatun’un ilmi eserlerini ve bunların düşüncelerini iyice incelemiştir. Ayrıca hekimliğin üstadı sayılan Hipokrat’ın eserlerini de okuyup incelemiş olup tıp ilminde son derece kuvvetli bir bilgiye sahiptir. Akşemseddin kendisine müracaat eden hastalara doğru teşhis koyması nedeniyle hekimlikte büyük bir üstat olarak bilinmektedir. Tahminlere göre 25- 27 yaşları arasında iken müderrisliğe yeni başladığı yıllarda tasavvufi bir arayışın içerisine girmiş, Fars iklimini ve Maveraünnehir’i bu maksatla dolaşmışsa da müteselli olamadan Anadolu’ya geri dönmüştür. Bu esnada Ankara’da tarikatını yaymakta olan eski müderrislerden Hacı Bayram Veli’nin ziyaretine gitmeye karar verir. Bu ziyaretinde Hacı Bayram Veli çalgı aleti çalan dervişleri ile birlikte esnaftan hayır işleri için yardım toplamaktadır. Hacı Bayram Veli’ye bağlanmak isteyen Akşemseddin önce bir tereddüt geçirir. Bir medrese müderrisi, bir bilim adamı nasıl olur da halka avuç açar? Bunu aklı havsalası bir türlü alamaz ve bu yüzden Haleb’e Zeynüddin Hafi’ye bağlanmak üzere uzun bir yolculuğa çıkar. Haleb’e yaklaştığı sıralarda bir gece rüyasında boynuna bir zincir bağlanmış zincirin ucu da Hacı Bayram Veli’de... Bunun üzerine Ankara’ya geri dönen Akşemseddin, Bayram Veli Hazretlerinin tarlada çalışmakta olduğunu görür, sessizce yanlarına yaklaşır ve onlarla birlikte çalışmaya koyulur. Öğle vakti geldiğinde yemek için dervişlerle sofraya oturan Hacı Bayram Veli, Akşemseddin’i görmezden gelerek onunla hiç ilgilenmez. Oradaki dervişlerden hiçbirisi onu sofraya davet etmez. Bu arada köpeklerin kaplarına da yemekler konmuştur. Garip kalan Akşemseddin çaresizce köpeklerin yanına diz çökünce, Hacı Bayram Hazretleri dayanamaz ve hemen onu sofrasına çağırır. Çünkü artık Akşemseddin nefsine ağır gelen bu fiili işleyerek benlik imtihanını geçmiştir. Sofraya oturan Akeşemseddin’e, Bayram Veli Hazretleri gülümseyerek şöyle der. “Zincirle zorla gelen misafirin ağırlanması işte böyle olur.” 

O günden sonra dergaha kabul edilen Akşemseddin’e, Hacı Bayram Veli Hazretleri türlü türlü ibadet, riyazet ve mücahede ettirir.. Akşemseddin’den önce gelip aynı ocakta seyr-i sülukta bulunanlara oranla onu çok sıkı bir seyr-i süluka tabi tutar. Hatta öyle olur ki yedi günde bir kaşık sirkeden başka bir şey verilmez. Hacı Bayram Veli Hazretlerinin ağır ve titiz manevî eğitiminden geçen Akşemseddin, kısa zamanda irşad makamına yükselir. “Yıllarca Hacı Bayram Veli Hazretlerinin yanında kaldıkları halde manevi eğitimlerini bir türlü tamamlayamayan eski müridler, dergâha yeni gelmiş Akşemseddin Hazretlerinin neticeye birkaç ayda ulaşmasının sebebini anlayamamışlar ve bu durumu açıklamasını Hacı Bayram Veli Hazretlerinden rica etmişler. O da bunu Akşemseddin’in tam anlamıyla teslim olmasıyla açıklamıştır.” İrşad makamına geçen Akşemsedin, önce Beğpazarı’na, sonra İskilip ve Göynük’e yerleşmiş ve orada son nefesine kadar tasavvuf ve ilim yolundaki hizmetlerine devam etmiştir.