İnsanın İniş Serüveni

e-Posta Yazdır PDF


Bir insanın yaratılışını veya başka bir ifadeyle dünyaya iniş macerasını merak etmesi ve “Beni buraya kim bıraktı?” diye sorması o kimsenin “yaratılış”ın temeli
hakkında düşündüğünü ve varlığını anlamlandırmaya çalıştığını gösterir. Bu sorunun cevabında Kur'an’da bize bildirildiğine göre Hz Adem’in ve ehlinin “inin aşağı” hitabıyla azarlanarak dünyaya gönderilmesi gerçeği bulunmaktadır. Böylece insan bir iniş sürecinin ardından “dünya” serüvenine geçmiş olur. Daha önceden ona eşyanın isimlerinin öğretilmesi,
kâinatı tanıması ve anlamlandırması içindir. Bu
öğretilen isimleri bilmek, kâinatı tanımak veya hayatı
çözümlemek için beklide ilk adımdır. İnsan bu adımı atmalıdır
ki mahlûkatın varlığından Halık’ını bilmeye
doğru yol alabilsin. Yüce Allah Hz Adem’e ve bütün insanlara
yaratılış hikmetlerini keşfedebilmeleri ve bu
yoldan giderek Yüce Allah’ın varlığını anlayabilmeleri
için “akıl” vermiştir. Yani akıl ubudiyetin ifa edilmesi için
vardır.
İnsana “akıl” verdiğine göre Yüce Allah bizim insan
dışındaki yerde emekleyen varlıklar gibi nereye doğru gittiğini bilmeyerek yeryüzünde şuursuzca
dolaşmamızı istemiyordur. Çünkü O bizi aynı zamanda
kendisine “halife” olarak seçmiştir. Hilafet
görevi hayvanlara veya bitkilere değil yalnızca insanlara
layık görülmüştür. İnsan ise bilinçli olarak
yeryüzünü imar edebilen tek varlıktır. Şu halde insan
yeryüzünde bir düzen kurmalı ve bu düzeni “hilafet”
göreviyle bağdaştırmalıdır. Bu düzen Yüce Allah’ın
düzenine müdahale edilmeden, O’nun
egemenliği tanınarak, hak ve hukuka riayet edilerek,
gerçek adalet temellerine uygun olarak kurulmalıdır.
Galu- bela sözleşmesinde insana bütün hakları
Yüce Allah tarafından verilmiştir. Yüce Allah
halifelik makamına oturan insana bir “özgürlük
alanı” vermiştir. Buna cüzî irade de denilir. Buna
karşın insana Rabb’ini bilmesi ve O’na ibadet etmesi
gibi bir mükellefiyet yüklenmiştir. Fakat O’nu
gözleriyle göremez ve duyuları ile algılayamaz.
O’nu bilebilmesi için öncelikle kendini ve kâinatı
bilmesi gerekir. Yaratılandan dolayı Yaratan’ı bilmeye
doğru bir gidiştir bu. Şöyle ki mahlûkat varsa
onların mutlaka bir de Halık’ı vardır. İşte bu çıkarımı
yapabilmesi için eşya veya kâinat yaratılmıştır. Bu
bağlamda insana eşyanın isimlerinin öğretilmesi
demek belki de ona kâinatı ve kendisi dâhil her şeyi
bilme yetisinin verilmesi demektir. Artık insana her
şeyin isimleri öğretilmiş ve bu onun Rabb’ini tanımasını
sağlamıştır. Zira Yüce Allah’ı tanımasına
sebep olmayacak bir öğretinin Hz. Adem’e öğretilmiş
olması bir anlam ifade etmez. Çünkü her nesne
aslında Rabb’in tecellilerinden ibarettir. “Akıl sahibi
olması, isimleri öğrenmesi, özgür olması.” Bu üçü
birbiriyle alakalıdır. İsimleri öğrenme yetisine sahipse
akıl sahibidir, akıl sahibiyse özgürdür.
“İnin” hitabıyla başlayan “iniş” sürecinin bir
de “çıkış” aşaması vardır ki bu da kulluk ve ibadet
ile mümkündür. Daha önce melekeler insanın kan
dökücü bir varlık olduğunu söylemişlerdir. Oysa insanın
fıtratında “esfeli safilîn”e “inme” eğilimi olduğu
kadar “ahseni takvîm”e “yükselme” kabiliyeti
de vardır. Akıl sahibi insan isterse yeryüzünde kan
dökebilir, isterse kan dökücü bir varlık olma özelliğini
potansiyel halinde öylece saklayabilir. Daima
içinde taşıdığı bu potansiyel, kendisinin Yüce
Allah’ın boyasıyla boyanmasına engel değildir. Bilakis insanın erdemli olmasını sağlayan şey; onda
potansiyel halinde kötülüğün bulunmasıdır. Buna
rağmen insan iradesini ortaya koyduğunda, secde
edebilen ve Rabb’ini övgüyle tespih edebilen bir
varlıktır. Onun secdesine kıymet veren olgu, içindeki
ters yöndeki potansiyeldir.
İnsanın secdesi ve zikri kâinatı titretir, melekleri
mutlu ve hoşnut eder. İşte bu da insanın Yüce
Allah’ı “tespih” etmesi ile başlayan “yükseliş” serüvenidir
ki dağların taşıyamadığı yükü yüklenen insanın
“akl”ını kullanarak evrendeki zıtlıkları çözmesi
ve böylece kâinattaki müthiş uyumu
sezmesiyle alakalıdır. Bütün bunlar ne içindir? İnsanın
farkına varması ve Rabb’ini tesbih etmesi
içindir. Tekrar yükselmesi için ibadet şarttır.
Hz Adem’in Cennet’ten kovulma sebebine
baktığımızda onun ve ehlinin işledikleri günahın
buna sebep olduğunu görüyoruz. Demek ki günah
insanın “iniş” sürecini tetikleyen başlıca amildir. Yeniden
yükseltecek olan amil ise ibadettir. İsyan ve
günahkârlıkla “iniş”; itaat ve kullukla “yükseliş” düz
orantılıdır.